Tebeşir Mavisi
Sonunda hastanenin eski eşyalarını elden çıkarmak için gereken bütün imzaları toplamayı başarmıştım. Yıllardır depoda paslanmaya, küflenmeye terkedilmiş karyolaların, komodinlerin, metal dolapların, tahta masaların paraya dönüşecek olması başhekimin yüzünü güldürmüştü, bu hastanede yeni göreve başlamışken böyle ciddi bir işi kotardığım için ben de memnundum. Eşyalar istiflenmeden önce dolapların içinde, masaların çekmecelerinde ne var ne yoksa toplatmış, tozlu nesnelerin tümünü adeta hastalıklı bir merakla gözden geçirmiş, sonra hemen hemen hepsini attırmıştım. Elimde kala kala bu ince defter kalmıştı: Bir zamanlar başhekim odasında kullanılmış olduğunu öğrendiğim masada, çekmecenin alt yüzüne bantla tutturulmuş, içindeki yazılar yüzünden ilgimi çekmiş olan bir defter. Devamı »
Angeliki Hanım
İsmet hanımın anısına
Arabayı park ettikten sonra bir kez daha saatime baktım, oyalanmadan otoparktan çıktım, merdivenleri buldum, hızla üçüncü kata tırmandım. Üzerinde “gelen yolcu” yazan büyük tabelanın altından geçtim, ellerinde bavullar, çantalar olan kalabalığın arasına daldım, peron numarasını önceki karşılamalardan biliyordum, kendime bir yol açarak ilerledim. Baktım, İncim’in de içinde olacağı otobüs gelmişti, üstelik henüz durmuş olsa gerek ki kapılarını yeni açıyordu. Nefes nefese kaldığımı o an farkettim. “Eh, ağustos sıcağı bir yandan, merdivenler bir yandan, olacağı bu” diye düşündüm, fakat ucu ucuna da olsa yetiştiğim için bir rahatlama hissettim.
Seni Rüyamda Gördüm
Dün gece seni rüyamda gördüm. Aslında o rüyayı sana anlatmak zorunda değilim, çünkü rüya bana ait, benim rüyam, onu benim zihnim yarattı. Evet, rüya sana dairdi, bu doğru, ama içindeki doğrudan doğruya sen değildin, senin benim zihnimdeki görüntündü sadece. Öyle değil mi? O halde rüyamı sana ister anlatırım, ister anlatmam.
Bak şu konuda anlaşalım: Rüya bana ait, her zaman da bana ait kalacak. Onun mülkiyetini kimseye devredemem, sana bile. Bu şartımı kabul ediyorsan, rüyamın içeriğinden sana söz edebilirim. Biraz. Biraz söz edebilirim. Bak şimdiden söylüyorum, tümünü anlatmayacağım. Devamı »
Seninle Bir Gün
Seninle şafağı seyrediyoruz. Yanımdasın. Karşımızda, uzaklarda sıra sıra dağlar uzanıyor, renkleri belli değil, yalnızca dış çizgileri seçiliyor. Bir sabah yeli esiyor, ikimiz de ürperiyoruz. Sonra dağlardan birinin ardından bir parlaklık görünüyor, yavaş yavaş büyüyen bir parlaklık. Dağlar kendilerini zorluyorlar, ama hiç kıpırdanmadan. Belli ki gökyüzü doğum sancıları çekiyor. Derin bir nefes alıyorum, uzakta görünen aydınlığı içime almak için. Gülümsüyorum, sana bakıyorum, senin yüzüne, ellerine, kollarına ışık vuruyor, saçların aydınlanıyor. Sen şafak oluyorsun. Devamı »
Doğal Bir Olay
O akşamın biletini aylar öncesinden almıştım. Gerçi planımıza başka faaliyetler de eklemiştik ama, kız arkadaşımla o hafta sonu büyük şehre gelişimizin asıl nedeni, açık hava tiyatrosundaki konserdi. Yerimiz çok güzeldi, sıra komşularımız kafa dengi insanlardı, hem birbirimizle, hem de onlarla sohbet ettik şarkı aralarında. Şarkıcı sahnede önceden tahmin etmediğimiz derecede başarılıydı, oradan oraya koşturuyor, dans ediyor, kimini önceden bildiğimiz, kimini yeni duyduğumuz şarkılarıyla bizi coşturuyor, hepimizi oturduğumuz yerlerden kaldırıyor, eğlendiriyordu. Devamı »
Sen benim
Bu sabah bir şarkıyla uyandık.
Penceremizden baktık,
karşı dalda iki kuş vardı,
kuşlardan biri ötekine şarkı söylüyordu.
Gülümsedik.
Sen bana “Ne diyor acaba?” dedin.
Ben de şarkıyı konuştuğumuz dile çevirdim.
Şöyle diyordu kuş…
… Devamı »
Yazıyorum, öyleyse varım!
Hangi yazardan bir şeyler okumaya başlasam, bakıyorum bir yerlerde nasıl yazdığını anlatmış, neden yazdığını sorgulamış, yazı yazmanın kendisi için ne anlama geldiğini açıklamaya çalışmış. Kimisi bunu işin psikolojik yanına ağırlık vererek yapıyor, kimisi de gerekçe olarak içinde bulunduğu toplumun koşullarını sıralıyor.
Elimde kendi yazdıklarımdan bir demet oluştuğunda ben de neden yazdığım üzerine düşündüm. Lafı uzatmadan vardığım sonucu söyleyeyim: Yazı yazmak benim için yaşıyor olduğumu kanıtlama çabası. Devamı »
Sis
Sis
.
Sarmış idi bir dud-i muannit çevremizi
ikimizdik susuşan, ne bir ses ne de bir adem izi
o sisin ardına sinmiş bütün ömrümüzün gizi Devamı »
Re, Salzburg’da Bir Dere
Kiraladığımız arabayla Viyana’dan Salzburg’a doğru yola çıkmıştık. Avusturya’nın eşsiz doğasını görebilelim diye otoyoldan değil, yan yoldan gidiyorduk. Çevremizde göz alabildiğine yeşillikler, yumuşak eğimli tepeler, geniş kıvrımlı akarsular, aralara serpiştirilmiş kutu kutu köyler vardı. Salzburg’a epey yaklaşmıştık ki, gözümüz yakınlardaki bir gölün manzarasına takıldı. Arabamız bir mıknatısın çekim alanına girmiş gibi anayoldan ayrıldı, bir süre sonra kendimizi Mondsee (yani “Ay gölü”) kasabasının içinde bulduk. Devamı »








