Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Şekerkız ile Kelebek

Sen ne o dağları gördün, ne o kasabayı bilirsin, ne de o ormanda dolaştın, ama ben yine de sana bu masalı anlatmak istiyorum.

Bir zamanlar yedi dağın ardındaki yedi ırmağı geçtikten sonra varılan bir kasaba varmış; o kasabada kısa saçları günışığı sarısı, gözleri boncuk mavisi bir kız yaşarmış. Evleri mahallenin bittiği yerde, dere kenarında olduğundan evin dışında olmayı çok severmiş bu kız. Her gün sabahtan evden çıkar, bütün gün dere tepe demeden gezer, koşar, kâh kasabanın tenha sokaklarında yürür, kâh çayırları dolaşır, bazen çimenlere yatar uyur, bazen sulara batar çıkarmış, ama kimseye de nereleri dolaştığını söylemezmiş. Herkese gülümsediği, kimseyle kavga etmediği için komşuları ona Şekerkız adını takmışlar. En büyük zevki kendi başına dolaşmak olduğundan, Şekerkız çevreyi karış karış bilirmiş. Tavşan yuvaları yer değiştirdiğinde önce o fark eder, ilk açan katırtırnağını o görür, kara bulutları ilk o fark edip koşar gelir, yağmurun geldiğini komşulara haber verirmiş.

Bir gün ormanda oturan bir oğlanla tanışmış, arkadaş olmuşlar, sık sık beraber dolaşmaya başlamışlar. Oğlan buna çiçekler toplayıp getiriyor, ağaçlara tırmanmanın kolay yollarını öğretiyor, koşarken daha az yorulmak için nasıl nefes alması gerektiğini, zehirli mantarları nasıl ayırt edebileceğini öğretiyormuş. Şekerkız da ona hangi kayanın altında kertenkele bulabileceğini, ırmakta taştan taşa koşarken yosunlara basmak zorunda kaldığında düşmemek için ne yapması gerektiğini anlatıyormuş. Sonra geceleri beraber kayan yıldız arıyorlarmış ki, dilek tutabilsinler.

Oğlan Şekerkızla birlikte olmaktan o kadar hoşlanıyormuş ki, her buluşmalarında ona ormandan yeni açmış çiçekler, kirpi yavruları, renkli mantarlar taşımakla kalmıyor, “Ne istersen söyle, bulayım, getireyim” diyormuş. Şekerkız da, herkes gibi, hediyeler almaktan hoşlanıyormuş, üstelik arkadaşının onu düşünmesinden, ona bir şeyler getirmesinden mutlu oluyormuş, yine de iş bir şey istemeye gelince tutulup kalıyormuş. Kendi kendisine, “Ondan öyle bir şey isteyeyim ki, getirmesi çok zor olsun, bakalım o zaman ne yapacak?” diye düşünüyormuş, ama ormanı pek tanımadığından oğlandan ne isteyebileceğini de bilemiyormuş.

Bir gün dere kenarında oturmuşlar, oğlan Şekerkız’a ormanı anlatıyormuş, önce her yağmurdan sonra ormanda neler olduğundan, böcek yuvalarından, ağaç kabuklarından söz etmiş, sonra da Şekerkız’a yeni gördüğü bir kelebeği anlatmış; karşıdan çimen yeşili gibi görünen, ama yakından bakınca rengi bordoya dönen zardan kanatları varmış bu kelebeğin, daldan dala, çiçekte çiçeğe gezerken bir görünüyor, bir yok oluyormuş, aynı Şekerkız gibi. Birden atılmış Şekerkız, “Tamam işte,” demiş, “bana o anlattığın kelebeği getir!” Oğlan şaşırmış bu beklemediği isteğe, çünkü arkadaşını da üzmek istemiyormuş, kelebeği de, yine de verdiği sözleri düşünmüş, bir şey diyememiş.

Aslında ormanın çocuğu imiş oğlan, hem de Şekerkız’a söylemediği bir özelliğe sahipmiş, hayvanlarla konuşabilme yeteneği varmış oğlanın. Ne yapsın, sonunda gitmiş yeşil-bordo kelebeğe arkadaşının isteğini anlatmış, “Şekerkız seni istiyor,” demiş, “sana bakmak, seninle arkadaş olmak, seni hep yanında bulmak istiyor…”. Oğlan böyle bir cevabı hiç ummuyormuş, ama kelebek, “Tamam,” demiş, “ben de ormandaki hayatımdan sıkılmıştım zaten, bana da değişiklik olur!…” Sonra gelmiş oğlanın eline konmuş, “Hadi,” demiş, “gidelim, götür beni ona…”

Şekerkız kelebeğin kendisiyle birlikte yaşayacağını duyduğunda buna hem çok şaşırmış, hem de çok sevinmiş. Kelebeği için kutudan bir yuva yapmış, istediği zaman orada kalsın diye, odasına koymuş. Kendisi uyurken kelebek çıkıp dolaşsın, istediği yerleri gezsin, özlediklerini ziyaret etsin diye de, gece yatarken odasının penceresini açık bırakırmış.

İkisi birbirlerine o kadar uymuşlar ki, Şekerkız kelebeğiyle birlikte gezmeye çıktığında onları gören komşular kelebeği fark edemiyor, Şekerkız’ın omuzunda bir fiyonk var sanıyorlarmış.

Caner Fidaner

ŞEKERKIZ İLE KELEBEK

Sen ne o dağları gördün, ne o kasabayı bilirsin, ne de o ormanda dolaştın, ama ben yine de sana bu masalı anlatmak istiyorum.

Bir zamanlar yedi dağın ardındaki yedi ırmağı geçtikten sonra varılan bir kasaba varmış; o kasabada kısa saçları günışığı sarısı, gözleri boncuk mavisi bir kız yaşarmış. Evleri mahallenin bittiği yerde, dere kenarında olduğundan evin dışında olmayı çok severmiş bu kız. Her gün sabahtan evden çıkar, bütün gün dere tepe demeden gezer, koşar, kâh kasabanın tenha sokaklarında yürür, kâh çayırları dolaşır, bazen çimenlere yatar uyur, bazen sulara batar çıkarmış, ama kimseye de nereleri dolaştığını söylemezmiş. Herkese gülümsediği, kimseyle kavga etmediği için komşuları ona Şekerkız adını takmışlar. En büyük zevki kendi başına dolaşmak olduğundan, Şekerkız çevreyi karış karış bilirmiş. Tavşan yuvaları yer değiştirdiğinde önce o fark eder, ilk açan katırtırnağını o görür, kara bulutları ilk o fark edip koşar gelir, yağmurun geldiğini komşulara haber verirmiş.

Bir gün ormanda oturan bir oğlanla tanışmış, arkadaş olmuşlar, sık sık beraber dolaşmaya başlamışlar. Oğlan buna çiçekler toplayıp getiriyor, ağaçlara tırmanmanın kolay yollarını öğretiyor, koşarken daha az yorulmak için nasıl nefes alması gerektiğini, zehirli mantarları nasıl ayırt edebileceğini öğretiyormuş. Şekerkız da ona hangi kayanın altında kertenkele bulabileceğini, ırmakta taştan taşa koşarken yosunlara basmak zorunda kaldığında düşmemek için ne yapması gerektiğini anlatıyormuş. Sonra geceleri beraber kayan yıldız arıyorlarmış ki, dilek tutabilsinler.

Oğlan Şekerkızla birlikte olmaktan o kadar hoşlanıyormuş ki, her buluşmalarında ona ormandan yeni açmış çiçekler, kirpi yavruları, renkli mantarlar taşımakla kalmıyor, “söyle, ne istersen bulayım, getireyim” diyormuş. Şekerkız da, herkes gibi, hediyeler almaktan hoşlanıyormuş, üstelik arkadaşının onu düşünmesinden, ona bir şeyler getirmesinden mutlu oluyormuş, yine de iş bir şey istemeye gelince tutulup kalıyormuş. Kendi kendisine, “ondan öyle bir şey isteyeyim ki, getirmesi çok zor olsun, bakalım o zaman ne yapacak?” diye düşünüyormuş, ama ormanı pek tanımadığından oğlandan ne isteyebileceğini de bilemiyormuş.

Bir gün dere kenarında oturmuşlar, oğlan Şekerkız’a ormanı anlatıyormuş, önce her yağmurdan sonra ormanda neler olduğundan, böcek yuvalarından, ağaç kabuklarından söz etmiş, sonra da Şekerkız’a yeni gördüğü bir kelebeği anlatmış; karşıdan çimen yeşili gibi görünen, ama yakından bakınca rengi bordoya dönen zardan kanatları varmış bu kelebeğin, daldan dala, çiçekte çiçeğe gezerken bir görünüyor, bir yok oluyormuş, aynı Şekerkız gibi. Birden atılmış Şekerkız, “tamam işte,” demiş, “bana o anlattığın kelebeği getir!” Oğlan şaşırmış bu beklemediği isteğe, çünkü arkadaşını da üzmek istemiyormuş, kelebeği de, yine de verdiği sözleri düşünmüş, bir şey diyememiş.

Aslında ormanın çocuğu imiş oğlan, hem de Şekerkız’a söylemediği bir özelliğe sahipmiş, hayvanlarla konuşabilme yeteneği varmış oğlanın. Ne yapsın, sonunda gitmiş yeşil-bordo kelebeğe arkadaşının isteğini anlatmış, “Şekerkız seni istiyor,” demiş, “sana bakmak, seninle arkadaş olmak, seni hep yanında bulmak istiyor…”. Oğlan böyle bir cevabı hiç ummuyormuş, ama kelebek, “Tamam,” demiş, “ben de ormandaki hayatımdan sıkılmıştım zaten, bana da değişiklik olur!…” Sonra gelmiş oğlanın eline konmuş, “Hadi,” demiş, “gidelim, götür beni ona…”

Şekerkız kelebeğin kendisiyle birlikte yaşayacağını duyduğunda buna hem çok şaşırmış, hem de çok sevinmiş. Kelebeği için kutudan bir yuva yapmış, istediği zaman orada kalsın diye, odasına koymuş. Kendisi uyurken kelebek çıkıp dolaşsın, istediği yerleri gezsin, özlediklerini ziyaret etsin diye de, gece yatarken odasının penceresini açık bırakırmış.

İkisi birbirlerine o kadar uymuşlar ki, Şekerkız kelebeğiyle birlikte gezmeye çıktığında onları gören komşular kelebeği fark edemiyor, Şekerkız’ın omuzunda bir fiyonk var sanıyorlarmış.

About these ads

27/05/2010 - Posted by | Öyküler | ,

2 Yorum »

  1. Peki sonra ne olduuu??:))

    Yorum tarafından vildan | 26/08/2010 | Cevapla

    • Dur bir arayıp sorayım kendilerini de, devamını yazayım sevgili arkadaşım!… Belki bu arada çocukları filan da olmuştur? 8-)

      Yorum tarafından canerfidaner | 26/08/2010 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 1.037 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: