Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Chloé’nin Mektubu

mübadele

Muhterem beyefendi veya hanımefendi,

Sizi tanımıyorsam da bahçeye bakan pencerenin pervazı ile duvar arasında kalan ince yarığa bırakacağım bu mektubu bulup okuyacak kişi olduğunuzu farz ediyorum. Sizden ricam Flavyo’ya sahip çıkmanızdır.

Böyle bir mektup yazma cesaretimi edebiyat öğretmenimize borçluyum, çünkü o bize bu sene mektup yazmayı öğretti, tanımadığımız kişilere nasıl hitap edeceğimizi bile bir bir yazdırdı. Fakat ifadeyi hatırlamak için defterime bakmam gerekmedi, çünkü ezberim iyidir; okuldaki kızlar arasında okumaya ve yazmaya en meraklı olan da benim. Aslında “bendim” demem daha doğru olacak, çünkü bütün mahalleli gibi bizim de buradan ayrılmamız icabediyor. Annemin dediğine göre bu memleketten kovulmuşuz, bereket gidebileceğimiz başka bir memleket varmış ve ben tahsilime orada devam edebilecekmişim. Babam bir süre sonra buraya döneceğimizi söylüyor, ama bunu söylerken yüzüme bakamıyor. Annem telaşlı, hem bizim aileyi, hem de komşuları vapura götürecek faytonlar ile eşyalarımızı taşıyacak at arabaları az sonra gelecekmiş. Okumaya devam et

Reklamlar

02/09/2017 Posted by | Çok kısa öyküler, Öyküler | , , , | 2 Yorum

Kül

iki temmuz geldiğinde yanar bu şehir

yağmur buharlaşır

kavrulur düşler

aşk tutuşur kavga kanar

küle döner yüreğim

kederden

iki temmuz geldiğinde

Caner Fidaner

iki-temmuz

02/07/2017 Posted by | Şiirler/Şairler | , , | 1 Yorum

Hazan şarkısı – Paul Verlaine

paul verlaine.

Kemanlar

Hıçkırır ağlar

Güz geldi diye

Yaralı yüreğim

Halsizliğim

Biteviye.

. Okumaya devam et

21/03/2017 Posted by | Şiirler/Şairler | , , , , , , | Yorum bırakın

Fazla Söze Gerek Yok – W. C. Williams

WCW.

Az önce yedim

buzdolabında

duran

erikleri

.

kimbilir

belki de sen

kahvaltıya

ayırmıştın onları Okumaya devam et

19/03/2017 Posted by | Şiirler/Şairler | , , , , | Yorum bırakın

Biz Hayır Diyoruz – Eduardo Galeano

plebisit-1Farklı ülkelerden geldik ve buradayız, Pablo Neruda’nın koca gölgesinin altında bir arada: Hayır diyen Şili halkına eşlik etmek için buradayız.

Biz de hayır diyoruz.

Paranın ve ölümün övülmesine hayır diyoruz. En çok malı olanın en değerli olduğu, mallara ve insanlara fiyat biçen bir sisteme hayır diyoruz. Silahlara her dakika iki milyon dolar harcayan ve her dakika otuz çocuğu açlıktan ya da iyileştirilebilir hastalıklardan öldüren bir dünyaya hayır diyoruz. Eşyaları korurken insanları yok eden nötron bombası çağımızın mükemmel bir simgesi. Gecenin yıldızlarını askeri hedeflere çeviren katil sistem için insanoğlu bir üretim ve tüketim faktöründen, bir kullanım aracından başka bir şey değil; zaman yanlızca ekonomik kaynak, bütün gezegen suyu son damlasına kadar emilecek bir rant kaynağı. Zenginliği çoğaltmak için yoksulluklar çoğaltılıyor ve diğerlerinin yoksulluğunu çizginin dışında tutmak, bu çok azın zenginliğini gözetmek için silahlar kat kat artıyor, bu arada yalnızlık da kat kat artıyor: Bize ne yiyecek ne de sevecek bir şey veren, çoğunluğu yiyecek açlığına, çok daha fazla kişiyi de kucaklaşma açlığına mahkum eden bu sisteme hayır diyoruz. Okumaya devam et

09/03/2017 Posted by | Deneme | , , , , , , , | 2 Yorum

Pontius Pilatus Nasıl Öldürüldü?

pilatus-gunahkar-elini-yikiyor-duccio-c-1310

Pilatus günahkar elini yıkıyor (Duccio, c.1310)

Birkaç yıl önce teyze oğlum Tarık bana “Yeruşalem’in insan yiyen köpekleri” başlıklı bir yazı göstermişti. Bütün Dünya dergisinin 2001 yılında basılmış, “Tarihin sırları” adlı özel sayısından çekilmiş fotokopiler vardı elinde. Yazıda anlatılan hikâye ilginçti gerçekten.

Alman arkeolog Hans Şindler, Yeruşalem’in batısından güneyine doğru uzanan Ge-Hennom vadisinde 1970’li yıllarda yaptığı kapsamlı yüzey araştırmalarında çok sayıda köpek iskeletine rastlamış. 1976’da aniden hastalanıp ölen Şindler’in topladığı ve katalogladığı yüzlerce kemik uzun süre bir depoda, kilit altında beklemiş.

Hans Şindler’in oğlu Vilhem 1986’da arkeolog olmuş. Meslekteki ilk faaliyeti, babasının ölüm döşeğinde kendisine teslim ettiği anahtarla açtığı depodaki iskeletleri incelemek olmuş. Bu konudaki ilk makalesini 1996’da Young Archeologist dergisinde yayımlamış. Bu çalışma meslek çevrelerinde yoğun bir ilgiyle karşılanmış, çünkü oğul Şindler köpek çene kemiklerinin pek çoğunda garip lekeler tespit etmiş. Laboratuvarlarda incelettiği bu materyal insanlara ait kan hücreleri ve doku parçaları ihtiva ediyormuş. Üstelik, köpek iskeletlerinin arasında insan kemikleri de bulunmuş. “Karbon 14” (C-14) testi, buluntuları İsa’nın çarmıha gerilmesinden hemen sonrasına tarihlemiş. Fakat o döneme ilişkin belgelerde de, yazıtlarda da vahşi köpeklerin saldırısına ilişkin bir bilgi yokmuş. Okumaya devam et

19/12/2016 Posted by | Öyküler, Uncategorized | , , , , | 9 Yorum

Sıcak tarçınlı kurabiye kokan sayfalar

ben-soylemem-sen-anla

Ben Söylemem Sen Anla! / Ayşegül Kocabıçak, 2016

 

Önce kitaptan bir alıntı: “İlk kez bir öyküsünü ilk okuyuşta anladım. Burnuma götürüyorum dergiyi. Sıcak tarçınlı kurabiye kokuyor.”

İlk öykü kitabı “Dilsiz annelerin sessiz çocukları”nı okuduğumdan beri Ayşegül Kocabıçak’ın yeni kitabını bekliyordum; NotaBene yayınları “Ben söylemem sen anla!”yı 2016 İstanbul Tüyap’a yetiştirdi. 

Kitapta, her biri birkaç sayfayı geçmeyen 17 öykü var. Kocabıçak, yine baskı gören (ya da kendisini baskı altında hisseden) kadınların, geleceği kendilerinin kuracağını henüz bilemeyen çocukların, bitmemiş hesapların, unutulamamış ayrılıkların, kurulmuş hayallerin, verilmiş ama tutulamamış sözlerin dünyasında dolaştırıyor bizi. Fakat bana öyle geldi ki ilk kitaptakilere göre bu öyküler biraz farklı. Kadınlar artık kaderlerine daha bir itiraz ediyor, insanlar ne yaşadıklarını daha bir fark ediyor, neyi nasıl değiştirebileceklerini daha ciddi düşünmeye başlıyorlar. Kahramanlar denizde gidebilecekleri yere kadar yüzme derdindeler, canlarını sıkan amcanın ayağını otobüste ayakkabının topuğuyla ezmeye çekinmiyorlar, yirmi yıllık bir evliliğin sadece “birlikte alınmış eşyalar” olduğunu söyleyebiliyorlar. O kadınlar ki, kâh falcıdan medet umup ceplerindeki parayı ortaya döküyorlar, kâh falcı olup müşterilerine (parayla da olsa) umut dağıtıyorlar. Okumaya devam et

02/12/2016 Posted by | Okurken | , , , | Yorum bırakın

Obama’nın adındaki “bereket”

obamaHayır, Barack Hussein Obama yandaşı ya da karşıtı, siyasi içerikli bir yazı değil bu. Yukarıdaki başlık, Barack adının bereket sözcüğü ile akraba olduğunu ifade ediyor sadece.

ABD’de koltuğa en genç oturan Başkanlar arasında beşinci sırada olan Obama, başkan olduğunda 47 yaşındaydı. Fakat geçmişine bakıyorsunuz, annesi ile babası farklı kültürlerden, kendisi de dünyanın değişik yerlerinde yaşamış: Hawaii, Endonezya, Los Angeles… Obama yalnızca Afrika kökenli Amerikalıların değil, küreselleşen dünyadaki kıtalararası nüfus hareketlerinin de temsilcisi adeta. Okumaya devam et

09/11/2016 Posted by | Deneme, Dil Meselleri | , , , | 5 Yorum

Hürmüz’ün Derdi

letter Sevgili ablam, canım ablam,

Şöminenin başındaki o rahat koltuğuna otur, ayaklarını pufa uzat, derin bir nefes al ve mektubumu okumaya başla. Önemli bir karar vermem gerekiyor ama kafam karışık. Çaresiz kaldığımda hep yaptığım gibi sana akıl danışmak istiyorum.

Birkaç ay öncesiydi. Akşamüstü olmuş, garsonluk yaptığım pastanenin, özür dilerim, patiserinin hemen hemen bütün masaları dolmuştu. Dik yürüyen, saçları dikkatle taranmış, pahalı montunun fermuarı boğazına kadar çekilmiş bir bey, çevresine “Ben buradayım” bakışları atarak en dipteki tek kişilik masaya oturdu. Hemen ardından bana seslendi: “Hamfendi, çay rica etsem?” Okumaya devam et

02/10/2016 Posted by | Öyküler, Uncategorized | | 1 Yorum

Kaplanın Büyüsü

kaplanSağımda solumda ağaçlar. Kuş seslerine yaprak hışırtıları eşlik ediyor. Yukarı bakıyorum, yalnızca dallar ve yapraklar var. Gökyüzünü göremesem de güneşin sıcaklığı bana ulaşıyor. Şapkamın geniş kenarları beni korumaya yetmiyor. Saçlarım terden sırılsıklam olmuş. Gömleğim de. Yürüdükçe elimdeki tüfek ağırlaşıyor. Tetikteki parmağım da ıslanmış. Doğru iz üzerinde olduğumu umarak yavaş yavaş ilerliyorum. Kaplan yakınlardaysa titreşimlerini duyabileceğimi düşünüyorum. Yoksa yerlilerin dediği gibi büyücü mü bu kaplan, hiç ses çıkarmadan, dalları kıpırdatmadan yol almayı biliyor mu? Benim, eşini öldüren avcı olduğumu anlamış olabilir mi? Okumaya devam et

19/06/2016 Posted by | Çok kısa öyküler, Öyküler | | Yorum bırakın