Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Derler ki

Bir sevdiği öldü mü insanın

o akşam yüreğinde

kırk bir tane mum yanarmış

. Okumaya devam et

Reklamlar

28/01/2005 Posted by | Şiirler/Şairler | | Yorum bırakın

Veda

Dolunay II (Seamus Berkeley)

Veda vardır, zor veda vardır, bir de çok zor veda vardır. Herhalde en zor olanı da sevdiğiniz bir yakınınız öldüğünde onunla vedalaşmaktır.

Ölmeden az önce yanındaydım, ama hastanede ölen birçok kişinin olduğu gibi Hüray’ın da son dakikalarında başında sevdiği kişi değil, telaşlı bir ekip ve bir takım cihazlar vardı.

Ölüsü morga gitmeden beni çağırdılar, çünkü “onu son kez göreyim” diye rica etmiştim. Okumaya devam et

28/01/2005 Posted by | Ellilikler-1: Hüzün | , | Yorum bırakın

Yanlış Bir Yaşam

Annemin yaşama biçimini hep eleştirmiştim, beni ve kardeşimi aşırı kollayıcı tarzda yetiştirmesini de yalnızca ergenlik dönemimde değil, daha sonra da hep yanlış bulmuştum. Bakıyordum, annem dışardan gelen her uyaranı bir tehdit olarak algılıyor, bu tehditleri savuşturabilmek için kendince planlar yapıyor, düzenler kuruyor, çevresini kontrol etmeye çalışıyordu. Babamla da araları çok iyi sayılmazdı, onu kendisine layık görmediğini düşündürecek şekilde babamı sık sık taciz ediyordu. Babam ise uysal bir şekilde bu durumu kabullenmiş görünüyor ve sanki kavga çıkarmamaya çalışıyordu. Okumaya devam et

28/01/2005 Posted by | Ellilikler-1: Hüzün | | Yorum bırakın

Aynadaki Babam

Çocukken sanırdım ki bütün evlerin içi bizim ev gibidir, herkesin annesi benim anneme, herkesin babası da benim babama benzer. Bunun büyük bir yanılgı olduğunu ara sıra arkadaş evlerinde yatıp kalmaya başladıktan sonra anlayabildim ancak. Başka evlerde çok başka düzenler kurulmuştu. Kimi çocuklar babalarına “siz” diye sesleniyordu, bazıları babası varken her şeyi konuşamıyordu, babasına ters gelen bir şey söylediğinde ya da yaptığında dayak yiyenler bile vardı. Ama bu gözlemler içinde büyüdüğüm evin bana sunduğu nimetleri tam olarak fark etmemi sağlayamamıştı o yaşlarda. Okumaya devam et

28/01/2005 Posted by | Ellilikler-1: Hüzün | , , , | 2 Yorum

Ölüme Direnmek

Yaşam ile ölüm arasında bitmeyen bir savaş var diye düşünüp bu savaşta yaşamın tarafını tutma hevesimizden olsa gerek, “ölüme direnme” davranışı övülen bir özellik olagelmiş; dahası, kazanılması gereken bir beceri gibi anlatılmıştır. “Ölüme kimler direnebilir?” diye bir soru sorulduğunda belki doğru yanıtı “Yaşamı seven, deneyimli ve olgun kişiler” olarak düşünebiliriz.

Ben bu konudaki en büyük deneyimlerimi tıp eğitimim sırasında yaşadım. Tabi, kişinin yakından yaşadığı ölümler genellikle kendi ailesi içinde gördükleri oluyor, onlarda da bazen durumu yorumlayacak kadar tarafsız olamıyorsunuz, bazen de o günleri çok kısa sürede unutmak istiyorsunuz, ne olup bittiği üzerinde düşünmek, konuşmak istemiyorsunuz. Yakın akrabaların kaybı insanı mutlaka ciddi biçimde etkiliyor, ama orada ölüm olgusundan çok bir yakının kaybı, sahneden çekilmesi baskın değişiklik oluyor; sonuçta da bir yakının ölümü ile ortaya çıkan etkiler daha çok bilinçaltı düzeyde kalıyor, herhalde. Okumaya devam et

28/01/2005 Posted by | Ellilikler-1: Hüzün | | Yorum bırakın

Dokuz Tahta Altında

Galiba içimizde ölülerimizle ilgili çelişik duygular oluyor, hani hem “keşke ölmeseydi” diyoruz, sevdiğimizin bizden ayrılmasını engellemeye çalışıyoruz, hem de bir an önce öbür dünyaya gitsin, orada mutlu biçimde “öteki dünya yaşamı”nı sürdürsün istiyoruz.

Anadolu’da arkeologların ortaya çıkardığı kimi tarihöncesi yerleşim yerlerinde ilginç bir adet gözlenmiş: Ölen kişi, ailesiyle birlikte yaşadığı evin tabanına, toprağa gömülürmüş. Aile büyüğünün adeta yaşayanlarla bir arada bulunmaya devam etmesini sağlayan bu geleneğin kalıntıları, Ankara’da Anadolu Uygarlıkları Müzesi’nde yakından görülebilir. Okumaya devam et

28/01/2005 Posted by | Ellilikler-1: Hüzün | | Yorum bırakın

Postmortem

BisturiÇocuk sözcüğü ile ölüm sözcüğünü bir arada kullanmak acaba yalnızca beni mi rahatsız ediyor? Yoksa başkaları da bu rahatsızlığı duyuyor mu? Belki de bir çocuğun ölümünün bu kadar rahatsız edici olması, bize hatırlattıkları, düşündürdükleri oluyor. Bir çocuğun ölümünü duyduğumuzda kendi çocuklarımızı, kendi çocukluğumuzu, kardeşlerimizi, çocukluk arkadaşlarımızı düşünüyoruz. Bizim için birer anı olsalar da bir tanıdığımızı daha çocukken kaybetmiş olma olasılığı içimizi huzursuz ediyor. Okumaya devam et

28/01/2005 Posted by | Ellilikler-1: Hüzün | | Yorum bırakın

Ondan Kalanlar

Ölümünden hemen sonraki dönemde, ondan kalan nesneler ikimizin arasında bir köprü oldu benim için, benden başka kimsenin göremediği, hissedemediği bir köprü. Gömülme izni için gerekli olduğu halde “kayboldu” deyip nüfus kağıdını kendime saklamıştım; onu iki ay kadar cüzdanımın içinde, kendi nüfus kağıdımın yanında taşıdım, sonra bir gün kendi kendime “Tamam artık, bunu yanımda taşımasam da olur” dedim, çıkardım.

Alyansını kalem çantamın içinde sakladım, birkaç ay sürekli yanımdaydı. Sonra bir gün onu da çıkarıp eve bıraktım. Kendi alyansımı çıkarmam için ise iki üç ay daha geçmesi gerekti. Ameliyata girerken “ne olur ne olmaz” diye para hesabı ile ilgili olarak yazdığı ve bana verdiği bilgileri taşıyan kağıtçık daha da uzun süre cüzdanımın içinde durdu; hatta arada onu çıkarıp tekrar tekrar okuyordum. Okumaya devam et

28/01/2005 Posted by | Ellilikler-1: Hüzün | | Yorum bırakın

Dedelerim

Evin sessiz olduğu günler, bazen canım sıkılır, bahçeye bakan camın önündeki divana otururdum; Hasan dedemin hayali de (beni oralarda bir yerde bekliyormuş gibi) geçer karşıma oturur, ayaklarından birini sedirden sarkıtır, ötekini dizinin altına alır, önce bana gülümseyerek bakar, sonra babaannemden duyduğum masalları bir kez de o anlatırdı. Yıllar geçtikçe ziyaretleri azalsa da, Hasan dedem benim için hiçbir zaman ölmedi.

Her çocuğun iki tane mi dedesi vardır? Benim iki dedem vardı, ama onları bir arada hiç görmedim. Ben çok küçükken ölmüş olan babamın babasının, Hasan dedemin yaşayan halini pek hatırlamıyordum. Yine de zihnimde onunla ilgili bir görüntü vardı, bu görüntünün ne kadarı gerçekti, ne kadarı onunla ilgili olarak duyduklarımdan oluşmuştu, ne kadarını ise sağda solda gördüğüm başka yaşlı adamların görüntülerinden ödünç alarak Hasan dedeme ben eklemiştim, bilmiyorum. Hasan dedem, hakkında anlatılanlarla sık sık aramızda oluyordu; ben de onun görüntüsünü hayal ediyordum, yüzünde beyaz bir sakal ve sakin bir gülümseme, elinde kaba bir baston, üzerinde düz renk mütevazı giysiler ve hafif kambur bir duruş ile. Okumaya devam et

28/01/2005 Posted by | Ellilikler-1: Hüzün | | Yorum bırakın

Ölüm: Son Tabu

Sidney’de, Avustralya Müzesi’nin önündeyim. Kapının yanında büyük bir ilan panosunun tepesinde tünemiş üç akbaba görünüyor, panonun üzerinde Ölüm: Son Tabu diye yazıyor, altında serginin açılış ve kapanış tarihleri var.

On yaşlarında kadardım. Evin giriş katında, basit döşenmiş odanın bahçeye bakan pencerelerinin dibindeki divanda annemin babası, Cavit dedem yatıyordu. Ama bana takvim kağıtlarındaki manileri okumuyordu, hatıralarını da anlatmıyordu. Üstü örtülmüştü, fakat olağandışı biçimde şişmiş karnı örtünün altından belli oluyordu. Gözleri kapalı, yüzü açıktı, teni sarı yeşil bir renk almıştı. Ne yapacağımı bilemiyordum, ama zaten beni orada çok tutmadılar. İlk kez o gün, orada öldüm.

Okumaya devam et

28/01/2005 Posted by | Ellilikler-1: Hüzün | , , , , , , , , , , | Yorum bırakın