Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Sana Geliyorum

O gün hava sıcak sayılırdı. Gökyüzüne baktım, sağda solda kümelenmiş bulutlar görünüyordu. Uçak yolculuğu için iyi bir gün olduğunu düşündüm. Seninle yaptığımız yolculukları anımsadım ve fark ettim ki ölümünün üzerinden neredeyse iki yıl geçmiş

Bavulumu teslim ettim, biniş kartımı aldım. Sonra güvenlik cihazından geçtim, bekleme salonunda oturup beklemeye başladım. Bir süre sonra çağrıldık, çıkış kapısının önünde hızla oluşan sıraya ben de eklendim. Sıra bana gelmeden cep telefonumu kapattım, ardından biletimi teslim edip öteki yolcularla birlikte o kocaman, garip görünüşlü otobüse bindim. Otobüs bizi uçağa getirdi, dar merdivenden sıra ile uçağa tırmandık. O sırada seni hatırlamış değildim. Kapıda bize gülümseyen hostese ben de gülümsedim, oturacağım yeri bulup el çantamı yukarıdaki dolaplardan birine yerleştirdim (yolda okuyacağım kitabı önceden çıkarmıştım); sonra pencere kenarındaki koltuğuma oturdum, az sonra anonsla geleceğine emin olduğum uyarıyı beklemeden kemerimi bağladım. Yanımdaki koltuk boştu, kitabımı oraya bıraktım, arkama dayandım, derin bir nefes aldım. Sen, işte o sıralarda aklıma geldin.

Koridorun ötesindeki koltuklarda iki delikanlı vardı, belki de biraz gerginlikten, yüksek sesle şakalaşıyorlar, önlerindeki koltukta oturan ve arkadaşları olduğu anlaşılan bir başka delikanlıya takılıyorlardı. Yine sen geldin aklıma, “Acaba” dedim, “Sana mı geliyorum?”

Önümdeki sırada oturan yaşlı çift ses çıkarmadan oturuyordu, kadın, sağındaki erkeğin bir kolunu sıkıca yakalamış, başını adamın omuzuna dayamış, gözlerini de kapatmıştı. Erkek ise önündeki koltuğun cebinden havayollarının dergisini almış, öylesine karıştırıyordu.

Gözlerimi kapadım, kendi kalp atışlarımı dinlemeye başladım. Birkaç dakika sonra hostesin bir kaza anında neler yapılacağını anlatan açıklamalarını duymaya başladım, ama gözlerimi açıp acil çıkış kapılarının nerede bulunduğunu görmeye hiç niyetim yoktu. Seni düşündüm, “Belki” dedim, “Belki bu kez sana geliyorum.” Gariptir, bu kez bu düşünce ile birlikte huzur ve endişenin karışımı bir duygu doldurdu içimi.

Az sonra pilot yerlerine gitmeleri için kabin görevlilerini uyardı; uçağın motoru çalıştı, gürültü giderek arttı, uçak hafifçe sallanarak havaalanının pistinde ilerlemeye başladı. Gözlerim kapalı tekrar düşündüm, “Belki bu kez gerçekten sana geliyorum?”. Uçağın havalandığını hissettim, gözlerimi açtım, pencereden dışarı baktım, yeryüzü yavaş yavaş bizden uzaklaşıyordu.

Biraz sonra bir takırtı oldu, “Acaba” dedim kendi kendime “Acaba bu kez…?” Ama hayır, sadece uçağın tekerlekleri içeri çekilmişti. Yükselmeye devam ettik, bulutlara ulaştık. Elle tutsan yumuşak yumuşak avuçlayabilecekmişsin gibi duran bulut kümelerin her birinin üstüne bakıyordum, belki seni görürüm diye. Ama hayır, yoktun elbette.

Sonra bizi taşıyan uçak, gitmek üzere yola çıktığı şehrin havaalanına indi. Her zamanki gibi yolcuların birçoğu anonsu dikkate almadan hemen ayağa kalktılar, çantalarını topladılar. Bir süre sonra yine kapıdaki hostese gülümseyerek uçağı terk ettik. Bavullar alındı, havaalanı binasının çıkış kapısı bizi dış dünyayla, gündelik işlerle yeniden buluşturdu.

Bir kez daha sana ulaşamadığımı düşündüm. Yüzün hâlâ gözümün önündeydi. Sana mı, kendi kendime mi söylediğimi bilmeden içimden mırıldandım, “Kim bilir, belki bir sonraki sefer…”

.

Caner Fidaner

Reklamlar

28/01/2005 - Posted by | Ellilikler-1: Hüzün |

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: