Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Yanlış Bir Yaşam

Annemin yaşama biçimini hep eleştirmiştim, beni ve kardeşimi aşırı kollayıcı tarzda yetiştirmesini de yalnızca ergenlik dönemimde değil, daha sonra da hep yanlış bulmuştum. Bakıyordum, annem dışardan gelen her uyaranı bir tehdit olarak algılıyor, bu tehditleri savuşturabilmek için kendince planlar yapıyor, düzenler kuruyor, çevresini kontrol etmeye çalışıyordu. Babamla da araları çok iyi sayılmazdı, onu kendisine layık görmediğini düşündürecek şekilde babamı sık sık taciz ediyordu. Babam ise uysal bir şekilde bu durumu kabullenmiş görünüyor ve sanki kavga çıkarmamaya çalışıyordu.

Annemi hep huzursuz, endişeli bir yüz ile hatırlıyorum, sürekli olarak düşünüyor gibiydi; “Şimdi ne yapmam gerek? Bu işi nasıl atlatayım?” diye. Annem, kendisini bulunduğu yere, bizim büyüdüğümüz eve ait hissedemiyordu sanki. Ona haksızlık etmiş olmamak için tek özelliğinin bu olmadığını, bizi günün koşullarına, olanaklarına göre özveriyle yetiştirmek için elinden geleni yaptığını da söyleyeyim; ama anlatacağım olay ya da öykü onun huzursuz, endişeli yanıyla ilgili.

Uzun süre annemle aynı şehirde oturduk, fakat ben orta yaş dönemime girmeden önce, kendi kurduğum aileyi de yanıma alarak başka bir şehre göçtüm. Böyle bir yer değişikliği yapmak istememde, annemle yaşadığım çatışmaların ve onları (galiba) yaşam boyu çözememiş olmamın ne kadar etkisi vardı bilmiyorum, ama sonuçta onun yaşamının son altı yedi yılında aramızda yüzlerce kilometre vardı.

Beni rahatsızlığından haberdar ettiğinde hastalığı epeyce ilerlemişti, kökten tedavi dönemini kaçırmıştık. Aramızda var olan çatışmaların yol açtığı suçlanmalar, pişmanlıklar da işin içine karıştığından, annemin hastalığı, hastalığının ağırlaşması, yatakta geçirdiği son dönem ve (kuşkusuz) ölümü sırasında, yalnızca sıkıntı ve hüzün değil, bunlarla birlikte daha başka karışık duygular da yaşadım. Hele hayatının o son günü…

Annem birkaç ay içinde hızla kilo kaybetmişti, ama ona “zayıflamış” denemezdi, “kurumuş” sözü durumuna daha uygun olurdu. Gece boyu başında idim. Soluğunun zorlaştığı hissediliyordu. Artık bir iki sözcüğü zor telaffuz eder olmuştu. Deri bir torbanın içindeki kemikler haline gelmiş elini tutuyordum. Saatler böyle geçti. Bir ara soluğu bozuldu, yüzüne baktım, o anda gözünün birisi kaydı, hemen ardından hem soluğu durdu, hem de gözkapaklarının titreşmesi ile göz hareketleri sona erdi. Elim bileğine gitti, ama nabzını bulamadım. Alçak bir sesle “öldü” dedim. O gün, 31 Mart 2001 günü, saatler sabahın dördünü gösterirken ben de beşinci kez öldüm.

Ancak ölümünün hemen ardından, eski bir arkadaşının annemle ilgili olarak anlattığı şeyler benim için gerçek bir sürpriz olmuştu. Mezarlıktaki törenin ardından benimle birlikte eve gelen küçük grubun içinde, lise döneminden annemin arkadaşı olan bir hanım da vardı; annemle ikisi yıllar sonra tekrar görüşmeye başlamışlardı; son yıllarında annemin yakın görüştüğü kişilerden olmuştu bu arkadaşı.

Biz o zamanlar üç arkadaştık,” demişti o hanım, “Ben, annen ve bir erkek arkadaşımız, Afyon Lisesi’nin en başarılı üç öğrencisiydik. Üçümüz de üniversiteye gitmeyi düşünüyorduk, annen ve sözünü ettiğim erkek arkadaşımız da evlenmeyi planlıyorlardı. O zamanlar, yani kırklı yıllarda, lisede başarılı olmuş öğrenciler için üniversiteye girmek kolaydı. Ben Ziraat Fakültesi’ni seçtim, erkek arkadaşımız ise kaydını Veterinerlik Fakültesi’ne yaptırdı. Ama annenin üniversiteye gitmesine ailesi izin vermedi. Annen bunun üzerine öyle üzüldü ki, erkek arkadaşımız kendisini istemek için evlerine gittiğinde kapıyı açmadı, kendisine yok dedirtti, yani onu reddetti. Sonra da ilk talip olarak baban çıktı karşısına, onunla evlenmeyi kabul etti. Böylece ailesine tepkisini gösterdiğini düşünüyordu. Veteriner arkadaşımız şimdi yurtdışında yaşıyor. Annen bu olayı hiç unutmadı, ailesini hiç affetmedi, babanla evliliğini de galiba bir türlü benimseyemedi”.

Annemin kafamdaki imgesi o öyküyle tümden değişti, ters yüz oldu; çünkü onun yaşarken anlayamadığım, zihnimde bir türlü bir yere oturtamadığım halleri benim için açıklığa kavuşmuştu. Anlaşılan annem, kendisini içinde hissedemediği bir yaşam sürmüş, sanki yanlış bir hayatı, adeta başkasının olan bir hayatı yaşamıştı.

Ölümünden sonra da olsa onu anlamış ve affetmiştim.

Caner Fidaner

Reklamlar

28/01/2005 - Posted by | Ellilikler-1: Hüzün |

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: