Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Sevgililer Günü’nü unutmak

kupidUnutmamam gereken ne de çok gün var! Tanıştığımız gün, ilk çıktığımız gün, nişanlandığımız tarih, nikahımızın kıyıldığı gün, düğün gecemiz, tabii onun yaş günü… Ben ne yapmışım? Bütün bu günleri sıraya koymuşum, hiçbirisini unutmuyorum. Onu her tebrik edişimde, ona her hediye verişimde karşılığını alıyorum, her seferinde de başarılı bir sınav sonrasındaki rahatlığı yaşıyorum. Derken bir de bakıyorum ki, Sevgililer Günü gelmiş! Gelmiş de söz mü, neredeyse geçiyor bile! Bugün 14 Şubat gerçekten, ama bunu yeni farketmişim, şu anda hava kararmış, akşam olmuş, eve dönüş otobüsündeyim. Özel günlerin tümünü anımsamakla övünürken 14 Şubat’ı, Sevgililer Günü’nü unuttum mu yani? Tüh! Şimdi ne yapacağım? Otobüsten indikten sonra, evin çevresinde açık bir dükkan olmayacak, açık dükkan bulsam, orada armağan sınıfına girecek bir şey satılmaz… Çiçek? Otobüs çiçek alabileceğim son köşeyi geçeli de epey oldu.

Acaba bu otobüsteki kişiler arasında benim gibi bugünün 14 Şubat olduğunu unutmuş olan başkaları da var mı? Şu pencerenin dibinde, ayakta duran delikanlı örneğin; bir eliyle direğe sarılmış, ötekiyle de yanındaki kıza… Kızın gülümseyişine ve elindeki güle bakılırsa, en azından bu gencin Sevgililer Günü’nü unutmuş olmadığı anlaşılıyor. Yanımdaki koltukta oturan beyaz pardesülü beyin de elinde, sıkı sıkı tuttuğu küçük bir hediye paketi var, bakışları zaman zaman dalgınlaşıyor, bir ara gülümsediğini hissediyorum; armağan paketinin açıldığı anı düşünüyormuş gibi geliyor bana.

Şimdi ne yapmalıyım acaba? İlk anda derin bir çaresizlik hissediyorum. Bu duygu ile birlikte çok küçükken ödev yapmayı unuttuğum bir okul gününü anımsıyorum: Sabah okul yolunda yürüyorum, okul binasını uzaktan gördüğüm anda öğretmenin dün verdiği ödevi yapmayı unuttuğumu farkediyorum. Eve geri dönecek cesaretim yok, ders saatine kadar ödevi yetiştirmem de olanaksız. O gün okulda neler olmuştu, kendimi zorladığım halde hiç anımsayamıyorum, ama o gün tanıştığım çaresizlik duygusu şu anda da son derece canlı benim için.

Sonra soğukkanlı biçimde düşünmeye çalışıyorum ve farkediyorum ki birkaç seçeneğim var. Örneğin ona, aldığım hediyeyi yolda düşürüp kırdığımı veya kaybettiğimi söyleyebilirim. Ya da eve girer girmez ona öteden beri bu tip günlerin birer tüketim tuzağı olduğunu düşündüğümden söz edip “İşte bu yüzden sana bir armağan almadım! Bundan sonra da benden 14 Şubat hediyesi bekleme!…” diyebilirim. Bir başka seçenek, evin yanındaki parktan kimseye göstermeden birkaç çiçek koparmak… Ama o çiçekleri neye saracağım? Tabii bir başka yol daha var, o da gerçeği söylemek, açık ve dürüst bir şekilde “Unuttum sevgilim, gerçekten unuttum… Ama bu seni sevmediğim anlamına gelmiyor!” demek yani.

Evin kapısına gelene kadar düşünüyorum ne yapmalıyım diye, kesin bir karara varamıyorum. Kapıyı açıyorum, onu gördüğüm anda farkediyorum ki başka türlü yapamayacağım, doğruyu söylüyorum, yere bakarak. Gelip boynuma sarılıyor, “Boş ver” diyor, “Ne önemi var, biz birbirimizi sevdikten sonra?” Ardından yanağımdan öpüyor, belime sarılıyor, içime bir ferahlık doluyor, beraber içeri giriyoruz. Kendi kendime gülümsüyorum ve düşünüyorum, onun beni gerçekten sevdiğini anlamanın en kolay yolu, “önemli” tarihlerden birisini unutmaktan geçiyormuş meğer… Yaşasın Sevgililer Günü!

.

Caner Fidaner

Reklamlar

14/02/2010 - Posted by | Ellilikler-1: Hüzün | , , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: