Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Nergis

Echo ile Nacissus (John William Waterhouse, 1903)

Echo ile Narcissus (John William Waterhouse, 1903)

Efsanelerin yanlış olabileceğini düşünüyorum.

Galiba biraz anlamsız bir başlangıç oldu. Efsane dediğin şey bir bilimsel tez mi ki, “doğru” olsun? Efsane zaten olmamış, olmayacak şeyleri, insanların düş ürünü olan tanrıları, tanrıçaları, devleri, perileri konu almıyor mu?

Ama hayır, yine de her masalın, efsanenin içinde insandan bir şeyler olsa gerek, yoksa bu metinler, yüzlerce yıl yağmurlara, karlara, fırtınalara, depremlere göğüs gererek hayatiyetlerini koruyabilirler miydi? Düşünsene, hele kağıttan kitaptan daha eski onca söylence var, bunlar dilden, yürekten yüreğe ne kadar uzun bir yol kat etmişler kuşaklar boyu…

Diyelim Narcissus, hani bir su kenarında konaklarken, durgun suda ilk kez gördüğü yansımaya, kendi yüzünün görüntüsüne tutulup oradan ayrılamayan delikanlı… Hatırlarsın, sonra onun öldüğü yerde biten çiçeğe de onun adını takıp “nergis” demişler… Bu öyküde eksik bir şeyler var gibi geliyor bana. Nedense Narcissus’un kendi yüzüne aşık olmasını garipsiyorum, gerçekte olayların öyle cereyan etmediği gibi bir duygu taşıyorum. Bir kere Narcissus’un erkek olması bana pek de uygun gelmiyor, kafamda onu bir genç kız olarak düşünüyorum, o zaman doğal olarak adının da değişmesi gerekiyor. Zaten Nergis Türkçe’de kız ismi değil mi? Ama bu değişiklik durumu kurtarmıyor, içimden öykünün tümünü yeni baştan yazmak geliyor.

Örneğin, gerçekte olaylar şöyle gelişmiş olabilir:

N, doğanın içinde büyümüş, dağlarda yaşayan bir çoban kızıdır. Boş zamanlarında değil, bütün gün kırda bayırda gezer, bulduğu meyveleri yiyerek karnını doyurur, börtü böcekle sohbet eder. “O doğayı sever” demeyeceğim, böyle demek anlamsız olurdu, çünkü o zaten doğanın bir parçasıdır. Her çalının dibini tanır, her kayanın altında ne olduğunu bilir. Yağmurda nereye saklanacağını, rüzgardan kaçmak için hangi yolu izleyeceğini öğrenmiştir. Bütün hayvanlarla arkadaştır, bütün bitkiler onun dostlarıdır. Ama N’nin henüz tanışmadığı yaratıklar da vardır, ateşin, suyun, havanın, toprağın erkek perileri… Bunların arasında N’ye hayran olanlar, onu izleyenler, tanışma fırsatı kollayanlar da vardır, ama masal bu ya, bir türlü böyle bir tanışmayı beceremezler. Hele bir tanesi, adım adım peşindedir, fakat bir türlü yollarını çakıştıramaz…

Neyse efendim, N günlerden bir gün yine kırlarda gezmektedir, ona hayran olan erkek peri de ardından gitmekte, bir yandan güzel havayı içine çekerken, bir yandan da N’yi izlemektedir. Bir ara N bir su kenarında durur, erkek peri de peşinden süzülür, sessizce omuz başına yaklaşır. N’nin gözü suya takılır, suda iki güzel yüz dikkatini çeker. Daha önce hiç ayna ile karşılaşmadığı için sudaki yansımanın ne olduğunu tam anlayamaz, daha dikkatle bakar, iki güzel insan yüzü bir arada, benzersiz bir tablo oluşturmuştur. N’nin içini güzel duygular kaplar, suya daha dikkatle bakmaya başlar, bakışları parladıkça tablo güzelleşir, N’nin hayranlığı görüntünün çekiciliğini arttırır, görüntünün çekiciliği arttıkça N yerine çakılır kalır…

Öykü bildiğin biçimde devam ediyor. N, (bu kez ardındaki hayranı ile birlikte) bir yere gidemiyor, filan. Fakat kendi kendime diyorum ki, onları buradan kurtarmanın bir yolu olmalı, evet onlar kurtulmalı, ama nasıl? Hiç kimse onların yerine karar veremez ki, öyle değil mi?

Caner Fidaner

Reklamlar

19/04/2010 - Posted by | Öyküler | , ,

2 Yorum »

  1. çok güzel..

    Yorum tarafından Nilden Ersoy | 21/07/2014 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: