Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Lyon’da Saint-Jean Sokağı

Saint-Jean Katedrali (Lyon)

Lyon‘da yabancıların kendilerini en rahat hissettiği yerdir orası. Metrodan Eski Lyon durağında ineceksin, sokağa çıkar çıkmaz sola dön, Saint-Jean sokağı hemen karşında başlar. Eğer doğru yerde olduğundan tereddüt ediyorsan sokağın başındaki küçük meydanda dur, sağındaki katedralin adını oku: Saint-Jean! Evet, aradığın sokak burası.

Buraya geldim, çünkü seni burada bulacağıma inanıyorum. Seni kime tarif etsem buraya gelmemi önerdi. Ben de iki işin arasına sıkışmış bir zamanı değil, bugünün tümünü buraya ayırdım. Burada seni aramak, zamana tıkıştırılacak bir koşuşturmaca olmamalı çünkü. Evet, seni buralarda bir yerde bulursam içim rahatlamış olacak, kendimi hafiflemiş hissedeceğim ve Lyon’un başka sokaklarını da dolaşabileceğim.

Ama ya bu sokakta seni bulamazsam? Eh, o zaman da aramaya devam… Aslında Saint-Jean sokağına buradan, başlangıcından baktığında yaşamın tümünün böyle bir arama süreci olduğuna kolayca inanabilirsin. Sokağın görünen bölümünde ikişer üçer kişilik gruplar var. Herhâlde onların da her birinin bir aradığı var, yoksa çevrelerini bu kadar dikkatle incelemezlerdi.

Sokağa giriyorum. Hemen “café”ler, “restaurant”lar başlıyor, kimisi sabahın bu erken vaktinde açık olmak için bir neden görmemiş, kimisinde ise temizlik zamanı. Her birinin içlerine kaçamak bakışlar atıyorum, hayır, sen yoksun.

Sağda vitrinlerinde giysiler olan birkaç dükkan görüyorum, birisi Hint elbiseleri, üzerinde Hint desenleri olan çantalar satıyor, orada da yoksun. Ya soldaki butik? Rafları? Askılardaki giysiler? Aralarına bakıyorum, boş… Fransızca konuşan eflatun fularlı, ciddi makyajlı kadını hiç anlamıyorum, ama ona gülümseyerek dükkandan çıkıyorum.

Daha dolaşmam gerek anlaşılan. İşte bir kuklacı dükkanı! Kaldırıma bir fal kulübesi koymuş, para atanlara kaderlerini anlatan birer kağıt veren bir arabacık… İstanbul’da, Yeni Cami’nin hemen yanındaki mısır çarşısının önünde, tavşana tabladaki kağıtlardan birisini çektiren kalın gözlüklü niyetçiyi hatırlıyorum. Sen o niyetçiyi hatırlamazsın, aslında en azından kuramsal olarak o niyetçinin senin anılarında da bir yer tutmuş olma olasılığı var, ama o anıdaki karakterlerden birisi ben olmadığıma göre senin hatırladığın niyetçi ile benimkinin aynı kişi olup olmadığını bile anlayamayız, öyle değil mi? Kuklacı dükkanının karmakarışık vitrini beni epey oyalıyor, ama sonunda boy boy el kuklalarının etekleri arasında olmadığına, merdiven altına saklanmadığına, süpürgeli cadının arkasından görünenin de sen olmadığına ikna oluyor ve yola devam ediyorum.

Başımı kaldırıp üst katların pencerelerine bakıyorum, oralarda da yoksun. İçeri baktığımı görüp dükkanların önüne çıkan tezgahtarlar bana bir şeyler söylüyorlar, ama bir gülümseme dışında yanıt alamayınca öteki olası müşterilere dönüyorlar. Onlara seni soramıyorum, ama mesele Fransızca bilmemem değil, çünkü aslında seni nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Söyle desem olur mu: “Şey, bakın, o, yani benim aradığım, hep bir yerden bir yere gider, bazen yüzerek, bazen uçarak, bazen…” Yok hayır, Fransızca bilsem daha kötü olacak herhalde. Ya da şöyle anlatmayı denesem: “Bakın, gözlerini gördüyseniz, onu aradığımı anlayacaksınız, evet, benim onu aradığım, ancak en iyi biçimde onun gözlerinden anlaşılır!” Bilmem ki, seni daha önce görmemiş birisi için bu sözler ne anlam taşır?

Fakat ben biliyorum ki görür görmez seni tanıyacağım, o halde aramaya devam etmekten başka çarem yok… İşte bir köşeye daha geldim. Köşeler neden önemlidir bizim için acaba? Sonradan hatırlanabilecek bir yer olmak dışında bir köşenin ne özelliği olabilir ki?

Sağ sokağın içindeki müzik dükkanına giriyorum, etraf ikinci el müzik diskleri ile dolu, yine de raflardaki yazılardan her şeyin sınıflandırılmış olduğu anlaşılıyor. O kadar çok disk var ki, kutulardan raflardan taşıyorlar. Aralarına bakıyorum, yoksun. Yerlerdeki kutulara takılmadan geçmek beceri istiyor, ama kutuların ardında da yoksun. Bir an düşünüyorum, kasada duran ve birçok şeyden anlar gibi görünen orta yaşlı adama seni sorabilir miyim, diye; ama hemen vazgeçiyorum. Ne diyebilirim ona? “Aslında sesi müzik gibidir, ama türünü sorarsanız söyleyemem…” Komik olmaktan kaçındığım için değil, ama işe yaramayacağını bildiğimden o dükkandan da çıkıyorum seni sormadan.

Temiz hava iyi geliyor, belki zihnim biraz daha hızlı çalışır artık diyorum. Saint-Jean sokağındaki yürüyüşüme devam ediyorum. Bir oyuncakçı, bir butik, iki restoran, bir seramikçi geçiyorum, hepsini de dikkatle inceleyerek, ama seni bulamayarak…

Yeni bir meydancığa varmadan solda bir takıcı görüyorum: “Lyon’daki Venedik” gibi bir adı var, yalnızca adı değil, aydınlık rafları da umutlandırıyor beni, orada seni bulabilir miyim? Önce içeri girip Uzakdoğulu dükkancıya gülümsüyorum, sonra rafları inceliyorum, camdan, gümüşten, nikelden, takılar, süs eşyaları, yüzükler, kilitli vitrinlerde mücevherli saatler, açıkta, yatay sopalara geçirilmiş renk renk kolyeler, bilezikler… Yok, yok, yok, yoksun, yoksun, yoksun.

Tam dükkandan çıkacağım sırada boyumun hizasında bir rafa gözüm takılıyor, camdan yapılma minik hayvancıkların arasında seni görüyorum ve kalbim çarpmaya başlıyor: Bir köpekçiğin arkasında, bir akvaryum balığının önünde duruyorsun, mavi renkte, yarı saydam ve sıçramaya hazır gövdenle, vitrinden atlayıp çıkmak ister gibisin. O anda senin beni fark edip etmediğini anlayamıyorum, gözün dışarılarda gibi geliyor bana. Satıcıyı bulunduğum yere çağırıyorum, çünkü ben ona gidersem döndüğümde seni orada görememe ihtimali var. Elimle seni gösteriyorum, “Şu mavi balinayı istiyorum,” diyorum, “…yani ‘Özgür Willy’yi!” Satıcı muhtemelen senin adını yeni duyuyor ve ismini o anda yakıştırdığımı sanarak gülümsüyor.

Az sonra küçük, renkli bir hediye zarfının içinde seni tutuyorum, içim ferahlamış olarak dükkandan çıkıyorum. Artık Lyon’un geri kalanını rahatça gezebileceğim.

Caner Fidaner

Reklamlar

19/04/2010 - Posted by | Yol Masalları | , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: