Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Babil Kulesi

“Hangisi önce gelir, sözcükler mi, düşünce mi?” Bu sorunun yanıtı pek zor değil: Eh, insanoğlu önce düşünmüş olmalı ki sözcüklere gereksinim duymuş olsun, değil mi? O halde insanlığın tarihine baktığımızda (yani, filogenetik açıdan) çıkış noktamız düşünce olmalı. Ama bireyin tarihine baktığımızda (yani ontogenetik bakışta) durum değişiyor, yeni doğmuş bebek sözcükleri hazır buluyor, belki de büyüdükçe oluşan, olgunlaşan düşüncesi, çevresinde hazır bulduğu sözcüklerin çokluğuna, çeşitliliğine, zenginliğine bağlı olarak şekilleniyor?

Her halûkarda derin, kapsamlı düşünmek isteyen kişi, aralarında anlam ayrımları bulunan çok sayıda sözcüğe gereksinim duyuyor. Öyle sözcükler var ki, farklı zamanların entellektüelleri arasında bir gizli dil gibi kuşaktan kuşağa aktarılıyor.

Örneğin, aslında “yuva, kuş yuvası” demek olan, ama Tevfik Fikret’in kendine özgü bir anlam yüklediği Aşiyan sözcüğü daha kaç kuşak canlılığını koruyacak dersiniz? Öte yandan, başka bir dilde benzer bir anlamı olan Nestlé sözcüğünü düşünün. Batı dillerinde nest “yuva, kuş yuvası” demek, nestle ise kucaklamak anlamına geliyor. Oysa dünyada milyonlarca insan, bu sözcüğü duyunca, aynı adlı iş adamının kurduğu ve çikolata, bebek maması, hızlı kahve, şişelenmiş su gibi çeşitli ürünleri olan uluslararası firmayı anımsıyor. Acaba bu anlam daha kaç kuşak sürecek?

Dildeki süreklilik hiç kesilmeyen bir değişimle içiçe, her yenilik, her devrim, her buluş, kendi sözcükleriyle geliyor, en azından yeni dönemler, yeni anlayışlar, varolan sözcüklere yeni anlamlar katıyor. Boş konuşmadığımızı kanıtlamak için hemen bir örnek verelim: Bir zamanlar din gruplarının adına eklenen millet sıfatı, yirminci yüzyılın başında özel bir anlam kazanmış. Eskiden Müslüman milleti, Yahudi milleti denirken, bir gün devir değişmiş, Türk milleti, Yunan milleti denmeye başlanmış. Ulus devlet, yirminci yüzyılın başında kendi kavramları, kendi terimleri ile tarih sahnesine girmiş. Bu dönemde ulusu, yani milleti oluşturan en önemli öğelerden birisi dil birliği olarak tanımlanmış.

Dünyada çok sayıda dilin konuşuluyor olması, şu anda bize çok doğal geliyor. Ama bir an için, bütün insanların aynı dili konuştuklarını düşünün: Ne kadar çok sorun birdenbire ortadan kalkardı, değil mi? Ne klavye farkları kalacaktı dünyada, ne yabancı dil dersleri, ne de çevirmenlik mesleği!

Derler ki, bütün insanların aynı dili konuştuğu, çok çok eski bir çağda, Babil’de yaşayan insanlar çok yüksek bir kule yapmaya karar vermişler. Uzun hazırlıklardan sonra, başlamışlar kuleyi yükseltmeye, kat üstüne kat koyuyor, giderek kuleyi yükseltiyorlarmış. Kendilerine o kadar güvenmişler ki, “Haydi,” demişler, “Bu kuleyi Tanrı’ya kadar yükseltelim, ona ulaşalım!” Olanı biteni makamından izleyen Tanrı ise, bu kendini bilmez talebe çok kızmış, insanlara bir ders vermek için bir anda kulede çalışanları farklı diller konuşan yetmiş iki kavim haline getirmiş! Birbirlerini anlayamayan kule çalışanları, inşaata devam edememişler elbette, kuleyi yarım bırakıp dünyanın dört bir yanına dağılmışlar.

Bu eski öyküden ben şu sonucu çıkarıyorum: İnsanoğlu için Tanrı’ya ulaşmanın bir tek yolu var: Aralarındaki dil engelini ortadan kaldırmak! Gelin bu yazıyı Tevfik Fikret’in bir dizesiyle bitirelim:

“Vatanım ruy-u zemin, milletim nev’i beşer!”

Yani “Yurdum bütün yeryüzü, ulusumsa, insanlık!”

Dil farklarını kaldırabilmek için, önce herhalde böyle bir anlayışa ulaşabilmek gerekiyor.

Caner Fidaner

Reklamlar

25/04/2010 - Posted by | Dil Meselleri | , , , , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: