Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Gece Çocuklarının Bayramı

Erdal Eren

Hava kararıyordu. Bahçemizdeki çardakta oturmuş, o gün okul bahçelerinde, sokaklarda gördüğüm neşeli, güzel kıyafetli çocukları düşünüyordum, şarkı söyleyen, dans eden, ellerinden tutmuş büyükleriyle şen şakrak konuşan çocukları. Bir yandan da kulaklıktan Ravel‘in yumuşak parçalarını dinliyordum, sıra 1899 tarihli pavan’a gelmişti. Çardağın her yanından sallanan mor salkımların o eşsiz kokusunu içime çekiyordum. Etraf iyice kararmıştı, gökyüzüne baktım, dalların arasından kendilerini gösteren yıldızlardan bazıları çın çın ötmeye başlamıştı.

O sırada yanımda bir delikanlı belirdi, üzerinde yakası kürklü, kısa bir pardesü vardı, bu görüntüyü nereden tanıdığımı düşünürken, genç bana elini uzattı, çekingen bir sesle,“Şey, sizi gece çocuklarının bayramına götürmek istiyorum, gelir misiniz?” dedi. O an hatırladım, “Sen, Erdal Eren‘sin! Hani 17 yaşında olduğu halde 13 Aralık 1980’de…” Başını salladı, elini, kendi boğazını sıkıyormuş gibi tutarak gülümsedi, “Evet, doğru bildiniz!” dedi, sonra devam etti: “Ama yalnız değilim, bakın yanımda başka gece çocukları da var, işte Münevver Karabulut, onu sayısız  fotoğrafından tanımayan kalmadı. Bu da Ceylan Önkol, kocaman gözleriyle baktığı o tek vesikalık sayesinde Ceylan’la da tanıştı herkes. Münevver 3 Ekim 2009’da gece çocuğu olduğunda on yedi yaşındaydı, Ceylan ise 28 Eylül 2009’da geldi aramıza, yaşı on iki.” Bana yabancı olmayan o yüzleri bu kadar yakınımda görmekten nedense tedirgin olmuştum. Halbuki Münevver, Erdal, Ceylan mutsuz görünmüyorlar, yanyana durmuş, bana gülümsüyorlardı. Erdal, “Bizimle geliyorsunuz değil mi? Biraz yürüyeceğiz” dedi, Münevver çınlayan sesiyle ekledi:“Çok uzağa gitmiyoruz!” Bu yürüyüşe çok hevesli değildim ama, itiraz da edemedim, hep beraber yola koyulduk.

Münevver Karabulut

Yolda bize katılan başka çocuklar da oluyor, herbiri önce yanıma gelip kendisini bana tanıtıyordu: “Ben Medine Memi, ekim 2009’da evimizin bahçesinde, diri diri toprağa gömdüler beni, yaşım on altı, benim hiç fotoğrafım olmadı ağabey”, “Ben Uğur Kaymaz, kasım 2004’te Kızıltepe’de kurşunlar beni bu tarafa gönderdi, on iki yaşındayım”, “Ben Rahşan Demirel, 21 Mart 1992’de İzmir Kadifekale’de kendimi yaktım, yaşım on yedi”…

Alacakaranlıkta biraz yürüdük, stadyuma geldik. İçeri girerken Erdal“Unutmadan, söyleyeceğim bir şey var” dedi, “Dosyamı iki kez geri gönderen hakim Ahmet Turan’a, Daireler Kurulu’nun, hakkımdaki karara red oyu veren iki hakim üyesi Hakkı Erkan ile Erdoğan Başhekim’e teşekkür ediyorum, sizin tarafa iletiver bunu” Durdum, “Ötekiler ne olacak Erdal?” dedim, “Senin yaşını büyütenler, suçlandığın olay sırasında senin, vurduğunu iddia ettikleri askerden en az 10 metre uzakta olduğunu, ama ere kısa mesafeden ateş edildiğini saklayanlar?” Erdal gülümsüyordu: “Onlara bir şey diyemem, biz buradan kimseyi yargılayamayız” dedi, “Kararda sorumlu olanlardan beni unutamayan, rüyasında görmeye devam eden varsa, emin ol, benim yüzümden değil bu, olsa olsa kendi vicdanının işidir…”

Ceylan Önkol

Stadyumun her yanı grinin tonlarına bürünmüş, sıra sıra, grup grup çocuklar alanı doldurmuştu. Beni şeref tribününe, koltuğa oturttular. Tribünler bomboştu, benden başka seyirci yoktu etrafta. Erdal konuşma yapmak için kürsüye giderken bana önlerden bir grup çocuğu göstedi: “Şunlar foseptik çukuruna düşüp gece çocuğu oldu ağabey” dedi, “gerçek sayılarını bilsen inanamazsın, sen sadece son birkaç olayı hatırlıyor olabilirsin, hani Kırıkhan’dan Mehmet Emin Koşay, yaşı iki, Ankara’dan on yaşındaki Sedacan Özdemir, Antalya’dan Aslı Keçeci, yaşı sekiz. Yandaki büyük grup trafik kazası kurbanları, adlarını boşver…”

Münevver kulağıma eğilip grupları tanıtmaya devam etti: “Bakın, şu sıradakiler evlilik dışı doğmuş, yaşamalarına izin verilmemiş, yanlarındaki grup tedavi edilememiş çocuklar, onların yan sırasında iş kazası kurbanları var, arkadaki dağınık grup sokakta yaşayanlar, hepsi de kim vurduya gitmiş. Uzaklarda zor seçilen kalabalığı görüyor musunuz? Onlar da savaşlarda, çatışmalarda gece çocuğu olmuşlar, önlerinde elele tutuşmuş olan grup Bilgeköy, yani Zanqırt köyü çocukları. Evet, 1915’teki büyük felaketin kurbanları da o büyük grupta. Ama lütfen o çocukların kaçı Ermeni, kaçı müslüman, bunlar  Türk mü, Kürt mü diye sormayın, çünkü bilmiyorum, bu tarafta öyle bir çetele tutulmuyor. Buradaki çocukların kavmi de yok, ideolojisi de, dini de yok, milliyeti de….”

Uğur Kaymaz

Erdal kürsüden konuşuyordu: “Arkadaşlarım, gece çocukları!… Ortak isteklerimizi dile getirmek için buradayım. Öbür taraftakilerden iki isteğimiz var: Bir, bizi hatırlayın, çünkü unutulanlarımız tümüyle yok oluyor, hiç varolmamış gibi tarihten siliniyor. İkinci isteğimiz ise, sizin taraftaki çocuklara iyi bakın lütfen… Onlara sahip çıkın, onları gözetin, hiçbir çocuk, gece çocuğu olmayı haketmez!”

Rahşan Demirel

Erdal sustu, gece çocukları gösteriye başladı. Gözlerim dolmuştu, gösterileri tam izleyemiyordum. Çocukları alkışladığımı farkettim. Alkış sesi önce çok cılızdı, sonra tribünlerde birer ikişer başkaları da belirdi, onlar da alkışa katıldılar. Kısa sürede tribünler doldu, alkış sesleri çoğaldı, çoğaldı, her yan alkış sesleriyle doldu. Bir an geldi, alanın orasından burasından gece çocukları teker teker göğe yükselmeye başladılar. Her biri önce bir ışık çizgisi haline geliyor, sonra karanlık gökyüzünde bir yıldıza dönüşüyordu. Yerden göğe doğru, tersine bir yıldız yağmuru başlamıştı. Onlarca, yüzlerce çizgi göğe yükseliyordu, her gece çocuğu bir ışık oluyor, gökyüzüne çakılıp kalıyordu. Bu yeni yıldızların her biri, benim bildiğim yıldızlardan çok daha parlaktı, öyle ki bir süre sonra karanlık gökyüzü parlak ışıklarla alev alev yanmaya başlamıştı. Kulak kesildim, çünkü bu ışıklar çocuk şarkıları söylüyordu. Sonra sesler azaldı, yumuşadı, Ravel‘in pavan’ının son notalarına dönüştüler. Müzik bitti, mor salkımların kokusunu yeniden duydum. Bahçenin karanlığına serinlik de eklenmişti, ürperdim. Eve girmek için ayağa kalktım, gökyüzüne baktım, yıldızlar pırıl pırıldı, her biri çın çın çınlıyordu.

Caner Fidaner

Reklamlar

01/05/2010 - Posted by | Öyküler | , , , , , , , , ,

2 Yorum »

  1. sevgili caner. onlar unutulmazlar. ve bilen bilir onları. o da onlara yeter. bana gelince; her gece gökyüzüne bakacağım. ve o yıldızlardan birine kulak vereceğim… ellerine sağlık; gece çocuklarını aydınlatan, ezgileten ellerine!.. yüreğine sağlık!..

    Yorum tarafından ismail özaydın | 03/05/2010 | Cevapla

    • Sağol arkadaşım, berhudar ol! 😎
      Gece çocuklarının ezgisini en kısa zamanda senden dinlemek dileğiyle…

      Yorum tarafından canerfidaner | 03/05/2010 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: