Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Armağan

Armağan gönülden gönüle bir bağdır. Ama aslında bunun tersi de doğrudur, yani gönülden gönüle atılmış bütün köprüler, bütün bağlantılar, her iki gönül için de birer armağandır.

Armağan bir iletişimdir. Birisine armağan vererek ona bir şeyler söylemek isteriz, örneğin bir kişiye “Benim için sen değerli bir insansın, yanımda değilken de seni düşündüğüm anlar oluyor. İstiyorum ki, yanında olmadığımda sen de beni zaman zaman anımsa, düşün” demenin armağan vermekten daha açık, daha kesin, daha anlaşılır bir yolu yoktur.

Armağan bir karşılık değildir. Eğer kendinizi birine borçlu hissediyorsanız ve bu nedenle ona bir şey verme ihtiyacı duyuyorsanız, yerine göre, verdiğiniz şeyin adı fiyat, ücret, bedel, rüşvet olabilir, ama asla armağan olmaz. Armağan bir öneridir, bir sunumdur, bir talep değildir.

Armağan bir sorudur. Karşınızdakini hiçbir zaman bütünüyle tanıyor olamayacağınız için onun armağanınıza ne biçimde yanıt vereceğini bilemezsiniz. Belki çok sevinecek, heyecanlanacak, kalbi çarpmaya başlayacaktır; belki de beklediğiniz düzeyde olumlu bir tepki vermeyecektir.

Armağan vermek, tokalaşmak için elini uzatmaktır. Armağanı veren kişi, ona zarar vermeye niyeti olmadığını karşısındakine göstermiş olur. Armağanı iyi karşılandığı takdirde iki tarafın arasında gelişme olasılığı olan bir diyalog kurulmuş olacaktır.

Armağan bir nesne değil, bir süreçtir. Bir armağanı armağan yapan şey onun paketi, görünüşü, malzemesi, fiyatı değildir; çünkü armağanın armağanlığı, henüz ne olduğuna karar verilmeden başlamıştır.

Armağan verme eylemi, başlangıçta armağan verenin zihninde bir düşünce olarak doğar; bu düşünce, heyecanlı bir sürecin sonucunda “armağan” haline gelir. Üç evreli bu sürecin ilk evresinde kabaca şekillenen düşünce, şu aşamalrdan geçer: seçenekler arama, bunlardan birini seçme, uygun nesneyi bulma, edinme ya da üretme, paketleme. İkinci evrede armağan el değiştirir, ama bu da hemen olmaz, önce armağanı vermek için en uygun zaman seçilir, uygun sözler ve sunum biçimi planlanır ve armağan verilir. Son aşamada ise armağan artık yeni bir yerdedir, yeni sahibinin malı olmuştur.

Armağan bir köprüdür, arasından nehir akan iki yakayı birleştirir; en azından birleştirme umudu doğurur. Bir yakadan öteki yakaya gidebilmenin güvencesini değilse de umudunu sunar her iki tarafa da.

Armağan, verenin bir parçasıdır. Çünkü veren tarafından önce düşünülmüş, sonra seçilmiş ya da -belki- üretilmiş, daha sonra da sunulmuştur. Ama süreç tamamlandığında armağan, alanın da bir parçası haline gelir. Armağanı alan kişi, armağanı kabul etmiştir, benimsemiştir, yalnızca bu edimiyle bile onu “kendisine ait” hale getirmiştir. Onu belki yanında taşır, belki gözünün önünde bir yere koyar, belki çok seyrek açılacak bir çekmeceye yerleştirir… Belki kullanır, belki kenarda bırakır, belki hiç gözü görmesin diye çöpe atar… Ama armağanı alan, armağan nesnesine nasıl davranırsa davransın, onu kabul ederek kendisinin bir parçası yapmıştır; öyle ki, armağan nesnesi fiziksel olarak ortadan kalksa bile armağanın anısı her iki tarafın bir parçası olmaya devam edecektir.

Armağan gönülden gönüle bir bağdır. Ama aslında bunun tersi de doğrudur, yani gönülden gönüle atılmış bütün köprüler, bütün bağlantılar, her iki gönül için de birer armağandır.

Caner Fidaner, 2005

Reklamlar

22/05/2010 - Posted by | Ellilikler-2: Hayret | ,

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: