Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Rabindranat Tagor’un “Avare Kuşlar”ından şiirler (101 – 150)

 

Rabindranat Tagor (1935 civarı)

101

Toz hakarete maruz kalır, karşılık olarak kendi çiçeklerini sunar.

 

102

Çiçekler uzun dayansın istersen, onları toplarken ağır aksak dolaşma, fakat yürümeye devam et, böylece çiçekler yol boyunca açmaya devam etsinler.

 

103

Kökler, toprağın içindeki dallardır.

Dallar, havadaki köklerdir.

 

104

Uzaklarda kalmış yaz’ın müziği, sonbaharın çevresinde çırpınarak eski yuvasını arıyor.

 

105

Cebinden çıkardığın erdemleri arkadaşına ödünç vererek onu aşağılama.

106

İsimsiz günlerin dokunuşu yüreğime asılıp kalıyor, eski bir ağacın etrafındaki yosunlar gibi.

 

107

Yankı aslıyla alay ediyor, kendisinin özgün olduğunu kanıtlamak için.

 

108

Gönençli olan, Tanrının kendisine gösterdiği özel teveccühten övündüğünde, utanıyor Tanrı.

 

109

Kendi gölgemi seriyorum yolumun üzerine, çünkü sahip olduğum lambanın ışığı yanmıyor henüz.

 

110

İnsanoğlu, gürültülü kalabalığın içine dalıyor, kendi sessizliğinin çığlığında boğulmak için.

 

111

Ölümdür tükenme ile sona eren, ama mükemmel son, sonsuzluktadır.

 

112

Güneş, ışıktan, basit bir elbise giyiyor. Bulutlar ise muhteşemlikle bezenmiş.

 

113

Tepeler, yıldızları yakalamak için kollarını kaldırmış çocukların çığlıklarına benziyor.

 

114

Kendi kalabalığının içinde yalnızdır yol, çünkü sevilmez.

 

115

Haylazlıklarıyla övünen iktidara gülüyor düşen sarı yapraklar, geçip giden bulutlar.

 

116

Toprak, güneşin altında mırlıdanıyor bana bugün, çıkrık başında bir kadının kadim zamanlardan kalma, unutulmuş bir dildeki şarkısı gibi.

 

117

Çimen yaprağının değeri, üzerinde büyüdüğü koca dünya kadar.

 

118

Rüya, konuşması gereken bir kadın eştir.

Uyku ise onu sessizce çeken koca.

 

119

Gece, solup giden gün’ü öper, kulağına şöyle fısıldayarak, “Ölüm benim, senin annenim. Seni yeniden doğurtacak olan benim.”

 

120

Sevilen kadının, elindeki lambayı söndürdükten sonraki güzelliği gibidir senin güzelliğin, ey karanlık gece, bunu hissediyorum.

 

121

Müflis dünyaları allayıp pullayanları, kendi dünyamda taşıyorum.

 

122

Sevgili dost, deniz kıyısında dalgaları dinlerken, gittikçe koyulaşan şu karanlığa benzeyen sessizliğini hissediyorum, senin büyük düşüncelerinin.

 

123

Kuş, balığı havaya kaldırarak ona kibarlık ettiğini düşünüyor.

 

124

Güneş’e, “Ayın altında gönderiyorsun bana aşk mektuplarını” dedi Gece,

“Ben de cevaplarımı otların üzerine bırakıyorum, gözyaşlarımla”

 

125

Doğmuş bir çocuktur asıl Büyük; öldüğünde o muazzam çocukluğunu dünyaya sunar.

 

126

Çakılları mükemmel hale getiren çekiç darbeleri değil, şarkı söyleyen suyun dansıdır.

 

127

Arılar çiçeklerden damla damla bal alıyor, ayrılırken de vızıldıyarak teşekkür ediyorlar.

Ama süslü püslü kelebeğe sorarsan, çiçekler ona teşekkür borçlu.

 

128

Eğer hakikatin tümünü söylemek istemiyorsan, dışından konuşman kolaydır.

 

129

Soruyor Mümkün, İmkansız’a, “Sen nerede oturuyorsun?”

Şöyle bir yanıt geliyor: “İktidarsızın düşlerinde”.

 

130

Kapını bütün hatalara kapatırsan eğer, hakikat içeri giremez.

 

131

Yüreğimdeki hüznün gerisinde bir şeylerin hışırtısını işitiyorum, –ama onları göremiyorum.

 

132

Boş zaman, faaliyetler sırasında iştir.

Denizin sükûneti dalgalar halinde kırışıyor.

 

133

Yaprak, aşık olduğu zaman çiçek haline gelir.

Çiçek, ibadet ettiğinde meyveye dönüşür.

 

134

Toprağın altındaki kökler, dalları meyveyle doldurmak için bir ödül beklemezler.

 

135

Bu yağmurlu ikindi sırasında, rüzgar huzursuz.

Sallanan dallara bakıyorum ve her nesnenin büyüklüğü üzerine uzun uzun düşünüyorum.

 

136

Geceyarısındaki fırtına, zamansız karanlığın ortasında uyanmış dev bir çocuk gibi, oynamaya ve bağırmaya başlıyor.

 

137

Boşu boşuna dalgalarını kabartıyorsun, aşığını izlemek için. Sen, ey deniz, fırtınanın yalnız gelini.

 

138

“Boş olduğum için utanıyorum”, dedi Söz, İş’e.

“Seni gördüğümde ne kadar yoksul olduğumu anlıyorum” dedi İş, Söz’e.

 

139

Değişimin gönenci zamandır, fakat saat, zamanı taklit ediyor, onu gönençten uzaklaştırıyor, sırf bir değişiklik yapıyor onu.

 

140

Hakikat’in üzerinde çok dar durur, olguların elbisesi.

Kurgunun içinde ise kolaylıkla hareket eder hakikat.

 

141

Bir oraya, bir buraya yolculuk ettiğim sıralarda senden bıkmıştım ey Yol, fakat şimdi bana her yöne doğru yol gösteriyorsun, ben de sana sevgiyle bağlandım.

 

142

Bırak inanayım, bu yıldızlardan birisinin, bilinmez bir karanlığın içinde süregiden hayatımın rehberi olduğuna.

 

143

Ey kadın, parmaklarının zerafetiyle dokundun herşeyime, bir müzik gibi ortaya çıktı düzen.

 

144

Üzgün bir ses, yerleşmiş yılların harabeleri arasına.

Benim için şarkı söylüyor o ses, gecenin içinden, –“Seni sevdim.”

 

145

Alev alev yanan ateş, beni kendi parlaklığıyla uyarıyor.

Koruyun beni, küllerin arasına saklanmış korlardan.

 

146

Gökyüzündeki yıldızlarımsınız benim,

fakat küçük lambamı düşünün de, evimin içinde ışığınızı söndürün.

 

147

Ölü sözcüklerin tozu senin üzerine asılıp kalıyor.

Ruhunu sessizlikle yıka.

 

148

Yaşamın aralarda kalmış boşluklarından ölümün hüzünlü müziği çıkıyor dışarı.

 

149

Sabah oldu, dünya ışıktan kalbini açtı.

Kalbim, aşkınla gel dışarıya, buluş onunla.

 

150

Düşüncelerim, ışıldayan şu sonbahar yaprakları ile birlikte parıldıyor, günışığı üzerine değdikçe kalbim şarkı söylüyor; hayatım boşluğun maviliğinde, zamanın karanlığına doğru yüzmekten hoşnut.

Çeviren: Caner Fidaner

.

Tagor ile Gandi

Şiirlerin İngilizceleri:

From “Stray Birds” by Rabindranath Tagore,  Poems: 101 – 150

[translated from Bengali to English by the author]

.

101

The dust receives insult and in return offers her flowers.

 

102

Do not linger to gather flowers to keep them, but walk on, for flowers will keep themselves blooming all your way.

 

103

Roots are the branches down in the earth.

Branches are roots in the air.

 

104

The music of the far-away summer flutters around the Autumn seeking its former nest.

 

105

Do not insult your friend by lending him merits from your own pocket.

 

106

The touch of the nameless days clings to my heart like mosses round the old tree.

 

107

THE echo mocks her origin to prove she is the original.

 

108

God is ashamed when the prosperous boasts of His special favour.

 

109

I cast my own shadow upon my path, because I have a lamp that has not been lighted.

 

110

Man goes into the noisy crowd to drown his own clamour of silence.

 

111

That which ends in exhaustion is death, but the perfect ending is in the endless.

 

112

The sun has his simple robe of light. The clouds are decked with gorgeousness.

 

113

The hills are like shouts of children who raise their arms, trying to catch stars.

 

114

The road is lonely in its crowd for it is not loved.

 

115

The power that boasts of its mischiefs is laughed at by the yellow leaves that fall, and clouds that pass by.

 

116

The earth hums to me today in the sun, like a woman at her spinning, some ballad of the ancient time in a forgotten tongue.

 

117

The grass-blade is worth of the great world where it grows.

 

118

Dream is a wife who must talk.

Sleep is a husband who silently suffers.

 

119

The night kisses the fading day whispering to his ear, “I am death, your mother. I am to give you fresh birth.”

 

120

I feel, thy beauty, dark night, like that of the loved woman when she has put out the lamp.

 

121

I carry in my world that flourishes the worlds that have failed.

 

122

Dear friend, I feel the silence of your great thoughts of may a deepening eventide on this beach when I listen to these waves.

 

123

The bird thinks it is an act of kindness to give the fish a lift in the air.

 

124

“In the moon thou sendest thy love letters to me,” said the night to the sun.

“I leave my answers in tears upon the grass.”

 

125

The Great is a born child; when he dies he gives his great childhood to the world.

 

126

Not hammerstrokes, but dance of the water sings the pebbles into perfection.

 

127

Bees sip honey from flowers and hum their thanks when they leave.

The gaudy butterfly is sure that the flowers owe thanks to him.

 

128

To be outspoken is easy when you do not wait to speak the complete truth.

 

129

Asks the Possible to the Impossible, “Where is your dwelling place?”

“In the dreams of the impotent,” comes the answer.

 

130

If you shut your door to all errors truth will be shut out.

 

131

I hear some rustle of things behind my sadness of heart,–I cannot see them.

 

132

Leisure in its activity is work.

The stillness of the sea stirs in waves.

 

133

The leaf becomes flower when it loves.

The flower becomes fruit when it worships.

 

134

The roots below the earth claim no rewards for making the branches fruitful.

 

135

This rainy evening the wind is restless.

I look at the swaying branches and ponder over the greatness of all things.

 

136

Storm of midnight, like a giant child awakened in the untimely dark, has begun to play and shout.

 

137

Thou raisest thy waves vainly to follow thy lover. O sea, thou lonely bride of the storm.

 

138

“I am ashamed of my emptiness,” said the Word to the Work.

“I know how poor I am when I see you,” said the Work to the Word.

 

139

Time is the wealth of change, but the clock in its parody makes it mere change and no wealth.

 

140

Truth in her dress finds facts too tight.

In fiction she moves with ease.

 

141

When I travelled to here and to there, I was tired of thee, O Road, but now when thou leadest me to everywhere I am wedded to thee in love.

 

142

Let me think that there is one among those stars that guides my life through the dark unknown.

 

143

Woman, with the grace of your fingers you touched my things and order came out like music.

 

144

One sad voice has its nest among the ruins of the years.

It sings to me in the night,–“I loved you.”

 

145

The flaming fire warns me off by its own glow.

Save me from the dying embers hidden under ashes.

 

146

I have my stars in the sky,

But oh for my little lamp unlit in my house.

 

147

The dust of the dead words clings to thee.

Wash thy soul with silence.

 

148

Gaps are left in life through which comes the sad music of death.

 

149

The world has opened its heart of light in the morning.

Come out, my heart, with thy love to meet it.

 

150

My thoughts shimmer with these shimmering leaves and my heart sings with the touch of this sunlight; my life is glad to be floating with all things into the blue of space, into the dark of time.

 

Reklamlar

01/06/2010 - Posted by | Şiirler/Şairler | , , , , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: