Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Kadın, erkek ve gölgeler

Aynanın önünde (Pierre Paul Léon Glaize, 1873)

Kadın uzun yollar katetmiş, çöllerden geçmişti. Yorgundu, çünkü evini sırtında taşıyordu, ayrıca flütü ve beyaz elbisesi de yanındaydı. İyice yorulduğu bir sırada bir çayıra erişti. Çayırın ortasından bir ırmak geçiyordu, ırmağın iki kıyısına da ağaçlar dizilmişti. Oraya yerleşmeye karar verdi, yalnızca yorgun olduğundan değil (epeydir yorgundu zaten), ağaçları, ırmağı ve yeşillikleri de sevdiğinden beğenmişti orayı. Yerleşmesi kolay oldu, evini serdi çayıra, suyunu ırmaktan alıyor, ağaçların meyveleriyle, ırmaktan tuttuğu balıklarla besleniyordu.

Erkek de uzaklardan geliyordu, şehirler dolaşmış, köylerden geçmişti, onun da evi sırtındaydı, kitapları, defteri ve kalemi de vardı yanında, o da bir gün kadının yerleştiği çayıra ulaştı. Ta uzaklardan duyduğu flüt sesine yöneldi önce, sonra kadını gördü, beyaz elbisesi ile bir ağacın altında oturmuş, flüt çalıyordu kadın, omuzunda bir kuş vardı, flüte sesiyle eşlik eden.

Erkek kadına gülümsedi, kadın da erkeğe gülümsedi, flütünü elinden bıraktı, kadının omuzundaki kuş uçtu, ağacın en alt dalına kondu, orada şarkı söylemeye devam etti. Kadınla erkek önce elele tutuştular, sonra kuşun şarkısına uyup dansettiler. İkisi de dansetmeyi özlemişti. Birbirlerini ilk kez görüyorlardı, ama yıllardır tanışıyorlarmış gibi gelmişti her ikisine de.

Erkek kadının evine yerleşti, öylesine, kendiliğinden oldu bu. Artık yemeklerini birlikte yiyorlardı, erkeğin bulup getirdiği şaraplar yemeklerini daha da keyifli hale getiriyordu. Akşamları kadın flüt çalarken erkek ona kitaplarından hikayeler okuyordu. Her istediklerinde dans ediyorlar, birlikte şarkılar söylüyorlardı. Günler bir düş gibi, geleceği pek de düşünmeden geçip gidiyordu.

Erkek bir gün cesurca bir girişimde bulundu ve kadına geri kalan zamanlarınının tümünü birlikte geçirmeyi önerdi, bundan sonra tekrar yollara düşmenin kendisine anlamlı gelmediğini söyledi. Kadın şaşırdı, sevindi, kabul etti öneriyi, erkek de kendi evini, kadının evinin içine serdi. Artık her sabah ilk önce birbirlerini görüyorlar, birbirlerinin gözünün içine bakmadan söze başlamıyorlardı.

Sonra bir gün bir şey oldu: Erkek, kadının gözlerinde bir bulut sezdi. Üzüldü, endişelendi, onu gizlice izlemeye başladı, kadının zaman zaman evin bir odasına kapandığını, üstelik o odada geçirdiği zamanların ardından dalgınlaştığını gözledi.

Erkeğin endişesi arttı, o odanın içinde nelerin olup bittiğini merak etmeye başladı. Bir gün kadın uyurken odaya girmeye kaktı, baktı ki kapı kilitli. Ama merak her kapıyı açar, bir gün ikisi birlikte ağaç altında dinlenirken, erkek uyuyormuş gibi yaptı, sabırla bekledi. Az sonra kadın kalkıp eve doğru yürüdü, erkek de farkettirmeden onu izledi; kadın gizli odaya girdi, erkek de gizlice aralık kapıdan içeri süzüldü.

Gizli odanın içi eşyalarla o kadar doluydu ki, erkeğin kendisini göstermeden kadını izlemesi zor olmadı. Odada büyük bir ayna vardı, aynanın içinde de gölgeler görünüyordu, erkeğin tanımadığı kişilerin gölgeleri. Kadın gölgelerle konuşuyordu, onlarla eski günlerini anıyor, kâh gülüyor, kâh ağlıyordu. Erkek merakla kadını dinlerken bir ara baktı, kadın kendisinden söz ediyor, gölgelere erkekle yaşadıklarını anlatıyor, kafasındaki endişeleri bir bir sıralıyor. Gölgelerin seslerini duyamıyordu erkek, bu yüzden kadına cevap verip vermediklerini de anlayamadı. Nefesini tutup kadının kendisiyle ilgili düşüncelerini, tereddütlerini öğrenmeye çalıştı.

Kadın aynanın önünde gölgelerle sohbete kendini kaptırmışken bir hışırtı duydu, birisi odadan kaçıyormuş gibi geldi ona, ama erkeğin orada olacağına ihtimal vermediğinden dönüp bakmadı. Kimbilir daha ne kadar kaldı orada, odadan çıktığında hava kararıyordu.

Doğruca erkeği dibinde bıraktığı ağacın yanına gitti, ama erkeği bulamadı, yalnızca uçmaması için üzerine taş konmuş bir kağıt buldu, erkeğin defterinden koparılmış bir kağıt, aldı baktı, kağıdın üzerinde “Sana yetemediğim için üzgünüm, her şey için teşekkürler, hoşça kal…” diye yazıyordu.

Kadının kalbi çarpmaya başladı, çevresine baktı, eve doğru koştu, baktı ki erkeğin evi yok, yalnızca kendisininki kalmış. Evinin içini dolaştı hızla, ama erkeği bulamadı. Sonra içinden gelen sese uyup gizli odaya gitti, aynanın önüne oturdu…

Evet, tahmin ettiği olmuş, erkek aynadaki gölgelerden biri olmuştu.

Kadının gözleri doldu.

Caner Fidaner, 2005

Reklamlar

02/06/2010 - Posted by | Öyküler | ,

6 Yorum »

  1. Sevgili Caner, öykülerini zevkle okudum.Kadın,erkek ve gölgeler harika! Çok etkilendim.Her kadının böyle bir aynası vardır ve gölgelerle konuşur. Ama erkekler pek bakmaz bu aynalara.Onlar gölgelerin farkında değil mi acaba? tek eleştirim öykünün adı:Kadın Erkek ve Gölgeler daha iyi olmaz mı? feministlikten değil eleştirim,öykü kadınla başlıyor ya::)))) sevgiler,esinler sana….

    Yorum tarafından Nuran Özbilgin | 04/06/2010 | Cevapla

    • yorumun için çok teşekkürler, önerine hak verdim ve başlığı değiştirdim. Bizim erkeğin de gölgelerin varlığına itirazı yok da, kadının onlara kendisini çekiştirmesinden tedirgin oluyor, fakat kadın bunun farkına varıyor mu, o belli değil! 😎

      Yorum tarafından canerfidaner | 04/06/2010 | Cevapla

  2. Sevgili Caner , herşeyden önce serüvenlerden hep heyecan duyduğum için senin bu serüvenine atıldım :))
    Kadının gizemi ve öykündeki derinlik tam örtüşüyor…
    Çok begendim.. tesekkurler

    Yorum tarafından BÜLENT | 05/06/2010 | Cevapla

    • ben teşekkür ediyorum, ilgine ve övgüne, sevgili arkadaşım…

      Yorum tarafından canerfidaner | 05/06/2010 | Cevapla

  3. Sevgili Caner yazını mükemmel olarak değerlendirmiştim Facebook sayfanda. Gerçekten de çok ama çok beğendim.
    Yazıyı yazan sensin ama izninle bir okurun olarak şöyle bir yorum yapacağım.
    Bence kadın adamı çekiştirmiyordu. ilişkilerinde bir açmaza girdiği için, belki de kendisini yalnız hissetmeye başladığı için iç kırgınlıklarını, düş kırıklıklarını gölgeleri ile paylaşmaya çalışıyordu (kadınlar öyle yapar genellikle). Erkek keşke küsüp gideceğine kadının söylediklerini “işitmeye” çalışsaydı…Yani yüreği ile dinleseydi kadını. O zaman bir gölge haline gelmezdi. Zaten diğer gölgeler de zamanında bunu yapabilmiş olsalardı aynanın gerisinde kalmazlardı. Ne dersin?

    Yorum tarafından Ferda Tunçkanat | 10/06/2010 | Cevapla

    • sağol sevgili arkadaşım, öncelikle, “kamuoyuna açıldıktan sonra, yazı, okurun malı olur” diye düşündüğümü söyleyeyim, sonra senin yorumunun da mükemmel olduğunu ifade edeyim. Ancak bir erkek olarak, söylediğinin tam simetriğinin de iddia edilebileceğini düşünüyorum: Kadın, gölgelerle paylaşma ihtiyacı duyduğu şeyleri önce erkekle konuşmayı denedi mi acaba? Öyküde bu nokta açık değil. Ama ortada bir iletişim yetersizliği var gibi görünüyor ve gerçek hayattan hatırladığım kadarıyla hiçbir iletişim sorunu tek taraflı olmuyor… Galiba anahtar nokta, öncelikle böyle bir sorun olduğunu farketmek oluyor. Çözüm ihtimali ondan sonra ortaya çıkıyor, bir çözüm garantisi yoksa da…

      Yorum tarafından canerfidaner | 10/06/2010 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: