Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Yüzün ve Gözlerin

Seni düşünüyorum, seni düşününce önce yüzün geliyor aklıma. Hem yuvarlak hem köşeli yüzün, hem dar hem geniş alnın, alnına düşmüş kısa kaküller, sonra gülümseyişin, ara sıra gülüşün, gülüşüne katılan dudaklar, hem var hem yok gamzeler… Ama illa ki gözlerin, parlayan, parlamakla kalmayıp konuşan, konuşurken bir yandan da (nasıl oluyor bilmiyorum) dinleyen, o kocaman gözlerin (yoksa pek büyük değiller de bana mı öyle geliyor?).

Audrey Hepburn’un gözleri (Fotoğraf: Adam Rote)

Senin adına üzülüyorum, çünkü kendi yüzünü pek de sık görmüyorsun. Evet, aynalar var, ama ne de olsa onlar bir sureti yansıtıyor, yansıtırken görüntünün orasıyla burasıyla oynadıklarına, bir şeyleri değiştirdiklerine eminim. Nereden mi eminim? Hani eski meseller vardır, kendisine bakan güzelliği kıskanıp da çat diye ortasından kırılan aynaları anlatır, işte o hikayelerden biliyorum.

Aslında bu ayna mahlûkatı hep aynı soydan gelir, birbirlerinin soyundan, ister Venedik’te Dükler Sarayındaki boy aynası olsun, isterse Çin-ü Maçin padişahının kendisini seyrettiği duvar aynası, huyları değişmez, hepsi de her bakana farklı görüntüler sunar. Aynanın o gün keyfi yerindeyse canlı, renkli, hareketli bir suret gösterir, yok eğer aynan tatsız bir ruh hali içindeyse, sen o gün istediğin kadar neşeli ol, o her şeyi gri, tozlu, durağan biçimde gösterecektir.

Portekiz Küpesi – Madalena Lobao Tella, 1999

O halde ne yapmalı, sana yüzünün gerçek halini nasıl göstermeli? Çetin bir soru…

Düşünüyorum, ben kendi yüzümün suretini en gerçek haliyle nerede görüyorum? Durgun sularda mı? Eh, biraz. Bulutsuz gökyüzünde mi? Bir ölçüde evet, ama o da tam cevap sayılmaz. Ya düşler? Acaba kendi yüzümün en gerçek halini düşlerde mi görüyorum? Olabilir, ama insan her istediği zaman istediği düşü göremez ki?

Hay Allah, neden daha önce aklıma gelmedi, cevap çok basit aslında. Kendimi en gerçek haliyle nerede gördüğümü hatırladım: Gözlerinde, evet senin gözlerinin içinde! Karşılıklı konuşurken bana baktığında, benim yüzüme baktığında, benim gözlerime baktığında… İşte o zaman, orada görüyorum kendimi. Senin gözlerin konuşurken, ben gözlerine bakarak söylediklerini dinlerken, ne oluyor biliyor musun? Gözbebeklerinde kendimi görüyorum! Benim gerçek yansım, işte o görüntü.

En gerçek görüntümün o olduğu nereden belli, biliyor musun? Çünkü o sırada başka hiç bir şey düşünmeden, başka dertleri dert etmeden, başka endişeleri hiç hissetmeden yalnızca “ben” olarak seni dinliyorum! O görüntüye benden başka hiçbir şey yansımıyor, ne geçmiş, ne gelecek, ne öteki insanlar, ne ilkbahar, ne kış, ne acaba’lar, ne mutlaka’lar, ne acılar, ne pişmanlıklar… hiçbirisi yansımıyor. Sadece ben, çırılçıplak ben varım orda!

Kendi yüzünü görmek istiyorsan, sen de benim gözlerime bak, beni dinle, gözlerimi dinle, eğer bunu gerçekten yapabilirsen kendini en yalın halinle orada göreceksin: Gözbebeklerimin içinde!

Caner Fidaner


Reklamlar

10/06/2010 - Posted by | Ellilikler-2: Hayret |

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: