Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Kavağın Dibindeki Kız

İlk tanıştığımız günü hatırlıyor musun kavak ağacı? Yıllar öncesiydi, henüz bir çocuktum, babam elimden tutup senin yanına getirmişti beni, dalını yaprağını anlatmıştı, tohumlarını, çiçeklerini. Sen o zamanlar yine uzundun, bugünkü gibi bulutlara doğru gidiyordun; yalnız galiba gövden daha inceydi, kabukların kurumamış, henüz pul pul olmamıştı. Seni ilk kez o gün okşamıştım.

Hatırlamaz olur muyum o küçük kızı? Evden kaçar, gelir dibimde otururdun, yerdeki karıncaları inceler, yuvalarının yolunu izlemeye çalışırdın. Beni severdin, birisi dallarımı kırmaya çalıştığında ona kızardın. Evinizdeki herşeyi anlatırdın bana, sevgileri, günaydınları, oyunları, misafirlikleri, ama ille de kavgaları. Büyükler anlayamadığın işler yapıp seni üzdüğünde bana gelir, gövdeme sarılır, ağlardın.

Evden istenmediğimi düşünürdüm bazan, her seferinde kaçar, sana gelir, gölgene sığınırdım. Artık çocuk olmadığımı, genç kızlığa adım attığımı anladığım gün yanına gelmiş, kollarımı açıp sana sarılmıştım, “büyüdüm ben!” diye çığlık atmış, etrafında dans etmiştim. Sonraları yanımda erkek arkadaşlarımla da geldim sana, beni beğendiğini söyleyen birinin elimi tutabilmesi için seni de anlaması, sevmesi gerekiyordu. En çok da o çok sevdiğim oğlanla birlikte gelip senin dibinde kitap okumaktan hoşlanıyordum.

O oğlana anlattıklarının her sözcüğünü hatırlıyorum. Evlenecektiniz, beraber şarkılar söyleyecektiniz, şiirler okuyacaktınız, ondan çocukların olacaktı, birlikte yaşlanacaktınız. Onu sık sık yanıma getiriyordun ya, sanki benden yerleşik kalmayı öğrensin istiyordun, bulunduğu yerde, yani senin yanında güçlensin, kök salsın, başka bir yer aramasın diye. Yaşam senin için, tek seçenekli, bileti daha baştan alınmış bir yolculuk gibiydi, onun için de öyle olsun istiyordun.

Zaman geçtikçe üzüleceğim şeyler oldu hayatımda. O söz verdiği gibi yanımda kalmadı, başkasına gitti. Kök salamadık bir türlü, birlikte yaşlanamadık. Ne kadarından ben sorumluydum olanların, ne kadarından kader, hâlâ tam bilemiyorum. Keşke diyorum, keşke böyle olmasaydı bazı şeyler… Bazen pişmanlık duyuyorum…

Ben kavak olmaktan memnundum, ama sen? Niye öyle olması gerekiyordu ki? Hiç anlamadım, yer değiştirebilme yeteneğini niye inkar ettiğini. Aslında toprağa kök salmak zorunda kalmamak bir zayıflık değildi ki? Bir yerden bir yere gidebilmek, yeni dünyalar yaratabilmek, başka denizler, gökler tanımak, bunları bizim gibi yaşamak için kök salanlar beceremez hiçbir zaman.

Evet, yanlışlar yaptım, geciktiğim de oldu ama hayatım boşa geçti sayılmaz kavak ağacı. Haritaların sırf katlanıp çantaya girebilsin diye iki boyutlu basıldığını öğrendim, gerçekte dünyanın üç boyutlu olduğunu anladım çünkü. İhanete uğradım, ama ihanet etmedim kimseye, kendimden başka… Sonradan utanacağım bir şey yapmadım, sana anlatamayacağım hiç bir şey yok hayatımda. Gördüm ki, yolun bittiği yerde yeni bir yol başlıyor. Şu anda gençken sahip olduğumdan daha zengin bir dünyam var. Yalnızca bakmakla kalmıyorum dünyaya, onu görüyorum da. Ha, sonra… oğlum var, benim fidanım…

Fidan mı? Bu olmadı işte… Babanın seni getirdiği gibi, sen de oğlunu getir bana, beni görsün, bana sarılsın, yaprağımı, çiçeğimi tanısın, kavak olmanın güzelliğini öğrensin. Ama kavak olmaya özenmesin, bizlerde, ağaçlarda bulunmayan özelliklerini ihmal etmesin, kullansın. İnsan olarak yaşasın, yürüsün, koşsun, yer değiştirsin, insan olmanın keyfini çıkarsın. Hata yapmaktan korkmasın ki, onu düzeltmeyi öğrenebilsin. “Keşke” sözcüğünün dilinde, “pişmanlık” kavramının zihninde birer safra olduğunu, o senden önce öğrensin. Bırak onu, kendi yollarında yorulsun, düşsün, kalksın; sen de biliyorsun ki, bütün bunları yapmak için bacaklarından başka hiç bir şeye ihtiyacı yok.

Öyle deme ama, kendini tanıması, o bacakları farketmesi de gerekiyor! Seni seviyorum kavak ağacı; tutkularımı, hatalarımı, uykusuz gecelerde ağlamalarımı, ceza vermelerimi, affetmelerimi, yalnız kalıp bundan zevk alabilmelerimi, sonra yeniden bağlanabilmelerimi sevdiğim gibi, yani kendimi sevdiğim gibi seviyorum seni.

Caner Fidaner

20 Ağustos 2005, Didim

Reklamlar

15/06/2010 - Posted by | Öyküler |

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: