Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Kaya Balığı

Ben bir kaya balığıyım. Denize, hele denizde yüzmeye merakınız varsa beni görmüş olabilirsiniz. Benim denizim, suyun altına doğrudan inen büyük kayanın oradan başlar, ara sıra insanların gelip yüzdükleri koy boyunca devam eder, koyun sonunda, güneşin battığı taraftaki tahta iskeleyi içine alır, dibi yosunlu kaya topluluğuna kadar sürer. Benim deniz dediğim yer işte burasıdır.

Bir de hiç çıkıp dolaşamadığım kumsal var tabii, kumsalın derinliklerinde birkaç ağacı hayal meyal seçerim bazen. Denizimin dibi çok zengindir, ara ara taşlık bölgelere rastlarsınız, onların üstlerinde denizkestaneleri, altlarında kabuklular yaşar. Dipte yol yol yosunlar da vardır, aralarında balıkçıkların dolaşıp durduğu yosunlar; şansınız varsa aralarından bir yengecin yampiri yampiri kaçtığını bile görebilirsiniz.

İşte bütün gün, bütün gece buralarda dolaşır dururum. Her gün bir yenilikle karşılaşırım, bir gün bir taşın yeri değişmiştir, bir başka gün dipte yeni bir akıntı fark ederim, akşama bu akıntı yeni nesneler taşır denizime. “Denizim” diyorum, çünkü artık buranın (yakın zamana kadar sandığım gibi) tek deniz olmadığını, ilerilere doğru uzandığını fark ettim. Çıkıp dolaşmamın mümkün olmadığı kara bölgesi de benim görebildiğimden çok daha uzaklara kadar gidiyormuş meğer.

Yakın çevremde kolayca yiyecek bulabiliyorum aslında, bunu çok önceleri öğrenmiştim. Eğer kendimi yormak istemesem, daracık bir alanda yaşayabilirim. Ama karakterim böyle davranmaya uygun değil, kesinlikle bulunduğum yerde demir atıp kalamam. Gezip dolaşmam amaçsız da değil, dünyayı tanımak istiyorum. Bulduğumla, gördüğümle yetinemiyorum, çevremdeki değişiklikleri merak ediyorum, her şeyin nedenini anlamaya çalışıyorum.

Ne kadar zaman oldu bilmiyorum, bir arkadaş geldi buralara. Baştan onu da merak ettim, biraz bizim buraları dolaştırdım ona; bana ilginç gelen yosunlu taşları, rengarenk kaya diplerini beraber gezdik. Onun gelişinden anladım ki deniz, benim deniz dediğim küçük koydan çok daha büyük; dünya, benim dünya dediğimden ibaret değil. İşte o günden beri, yaşadığım yerleri ayırt edebilmek için “denizim”, “dünyam” sözlerini kullanmaya başladım.

Nedense bu yeni tanışıklık eskiden yaşadığım, hiç de anımsamak istemediğim bir olayı düşündürdü bana. Bir zamanlar, henüz çok genç ve deneyimsizken bir oltaya yakalanmıştım. Evet, kabahat bendeydi, oltanın iğnesini göre göre, süsüne, yemine aldanıp… Neyse, çok çırpındığımdan mıdır nedir, avcım beni geriye, denizime attı. O gün yeniden doğmuş gibi olduğumu, atlattığım badirenin büyüklüğünü fark etmem epey vakit almıştı.

Yeni arkadaşla kendi denizimde dolaşmak çok ürkütücü değil, bunun onu da çok mutlu ettiğine eminim. Ama biliyorum ki bu iş bu kadarla kalmayacak, o beni başka denizlere çağıracak. Oysa denizimden dışarı çıkmak bana çok ciddi bir karar gibi geliyor. Bir taraftan kendi kendime diyorum ki, “Sen meraklı bir kaya balığısın, çık denizinden dışarı, kim bilir yeni yeni ne güzellikler keşfedeceksin, ne keyifler tadacaksın…” ama içimden bir başka ses de bana o kötü anıyı hatırlatıyor ve “Dur” diyor, “senin denizinin ötesi risklerle, tehlikelerle dolu… İyi düşün! Hazır mısın bunları göğüslemeye?”

Bu olaylar biraz keyfimi kaçırdı. Bilmiyorum gerçek dünyanın, gerçek denizin benim yaşadığım bölgeden çok çok daha geniş olduğunu fark etmem iyi mi oldu, kötü mü?

Caner Fidaner

Reklamlar

19/06/2010 - Posted by | Öyküler |

2 Yorum »

  1. Ben bu hikayeyi de çok beğendiiim:)) Harika olmuş…

    Yorum tarafından vildan | 28/08/2010 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: