Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Merhaba, İstanbul!

Merhaba ey Şehr-i Sitanbul; dünün, bugünün, yarının İstanbul’u! Kalûbeladan beri varolan, dünya durdukça duracak olan sen; yerlisinin, yabancısının, bilenin, bilmeyenin, gelenin, gelmeyenin, her yolu düşenin, onu düşünenin İstanbul’u, merhaba…

Beni duyuyor musun? Öylesine değil ama, taşınla, toprağınla, evinle, sokağınla, elinle, ayağınla… Beni duyuyor musun?

Sana geliyorum İstanbul, seninle görüşmek, seninle anlaşmak, seninle arkadaş olmak için. Ama bu iş tek taraflı olmaz, biliyorsun. Sen de benim için bir şeyler yapacaksın, diyelim bir gün tan ağarırken balıkçıların benim için denize açılacak; bir sabah kızların saçlarını benim için çözecek; bir akşam bütün tefler benim için çalacak; bir gece boğazdaki akıntılar sabaha kadar benim için kıvrılıp dolanacak… Yani senin de beni, benimle ilişkiyi hak etmen gerekiyor, İstanbul.

Beni dinliyor musun İstanbul? Öylesine değil ama, saraylarınla, köprülerinle, camilerinle, çeşmelerinle, gözlerinle, kulaklarınla… Beni dinliyor musun?

Seni çoktandır tanıyordum aslında. Düşüncelerime girdin destursuz, düşlerime daldın balıklama. Şimdi de ben senin sularında yıkanmak istiyorum, tüm günahlarımdan arınmak için. Kulelerinden atlamak istiyorum, öte yakaya ulaşmak için. Sonra ağaçlarının altında, koynunda uyumak istiyorum, en güzel düşlerimi görmek için.

Beni hissediyor musun İstanbul? Öylesine değil ama, meydanlarınla, otellerinle, kahvelerinle, pastanelerinle, dudaklarınla, parmaklarınla…. Beni hissediyor musun?

Şimdiye kadar seni uzaktan gördüm, gazetelerde okudum, dergilerde seyrettim. Seni yama yama tanıdım, parça parça anladım, şimdi artık tümünü görmek, bütününe ulaşmak istiyorum. Önce her yerini birden görüyorum, yaklaşıyorum, bir mahalleni anlamak istiyorum, bakıyorum orası senden daha az değil. Bir sokağında yürüyorum, anlıyorum ki o sokak senin küçük bir parçan değil, senin tamamın.

Beni düşünüyor musun İstanbul? Öylesine değil ama, çiçeğinle, bahçenle, balığınla, havuzunla, yüreğinle, gönlünle… Beni düşünüyor musun?

Elini tutmak istiyorum İstanbul, seni gezdirmek, seninle gezmek istiyorum. Görmeye, gezmeye değer öyle çok yer var ki dünyada, inanamazsın. Seninle birlikte gittiğimizde her yer emin ol daha anlamlı olacak, çünkü her uğradığımız şehir, bizi selamlayacak, bizi kutsayacak, biz oradayken yalnızca bizim için var olacak, ayrıldığımızda hem bizden izler taşıyacak, hem de bir yanıyla sonsuza dek bize ait olacak…

Beni görüyor musun İstanbul? Öylesine değil ama, kedinle, köpeğinle, güvercininle, martınla, zihninle, içtenliğinle… Beni görüyor musun?

Senin bir parçan olmayı umuyorum, senin de benim bir parçam olmanı istiyorum. Bana “Git, kaybol, gözüm görmesin seni!” demiyorsun değil mi, İstanbul?

Caner Fidaner, 2004

Reklamlar

21/06/2010 - Posted by | Ellilikler-2: Hayret |

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: