Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Rabindranat Tagor’un “Avare Kuşlar”ından şiirler (251 – 326, Son bölüm)

Tagor Londra'da (1912)

251

Gecenin sessizliği, koyuluklarda bir lamba gibi, kendi samanyolunun ışığıyla tutuşmuş.

252

Hayat’ın güneşli adasının çevresindeki denizde, ölümün uçsuz bucaksız şarkısı uzanıyor, gündüz ve gece.

253

Güneş ışığını içen taç yapraklarına benzeyen tepeleriyle, bu dağ bir çiçek gibi değil mi?

254

Anlamı yanlış okunmuş gerçek, gerçek değildir, yanlış yerdeki vurgu da öyle.

255

Ey kalbim, kendi güzelliğini dünyanın dönüşünde bul, rüzgarın ve suyun lütfuna mazhar olan bir tekne gibi.

256

Gözler, gözlüklerinden gurur duyarlar da, görme güçlerinden duymazlar.

257

Ben bu küçük dünyamda yaşıyorum ve onu küçüklerin en küçüğü yapmaktan korkuyorum. Beni kendi dünyana yükselt ve bırak, neyim varsa hepsini memnuniyetle kaybetme özgürlüğüm olsun.

258

Yanlış, gücü artıyor diye, doğruya dönüşemez asla.

259

Yüreğim, şarkısının gidip gelen dalgalarıyla, bu güneşli günün yeşil dünyasını okşama arzusuyla dolu.

260

Yol kenarındaki çimen, yıldızı sev, böylece rüyaların çiçeklerin içinde tomurcuk verecektir.

261

Bırak müziğin, bir kılıç gibi dalsın, pazaryerindeki gürültünün kalbine.

262

Şu ağacın titreşen yaprakları yüreğime dokunuyor, bir bebeğin parmakları gibi.

263

Ruhumun bu hüznü, onun gelininin duvağı.

Gece olunca kaldırılmayı bekliyor.

264

Küçük çiçek toza toprağa karışmış, yatıyor.

Kelebeğin yolunu aramıştı o.

265

Yolların dünyasındayım. Gece oluyor. Ey sen, evin dünyası, sokak kapını aç.

266

Senin gününün şarkılarıydı, söylediğim. Akşam olunca da izin ver, fırtınalı yolda senin lambanı taşıyayım.

267

Senden eve girmeni istiyor değilim. Sen gel, benim sonsuz yalnızlığıma gir, Aşkım.

268

Ölüm, yaşama aittir, aynı doğum gibi. Yürüyüş, ayağın hem havaya kalkışında, hem de yere basışında değil mi?

269

Senin fısıltılarının yalın anlamını çiçeklerde, günışığında öğrenmiştim – senin sözcüklerini acı ve ölüm ile nasıl tanıyacağımı öğret bana.

270

Gece çiçeği geç kalmıştı, sabah onu öptüğünde; boynunu büktü, hıçkırdı ve toprağa düştü.

271

Nerede bir hüzün görsem, orada Sonsuz Ana’nın duygu dolu şarkılar mırıldandığını işitiyorum.

272

Kıyına bir yabancı olarak geldim, evinde bir misafir olarak yaşadım, kapından bir dost olarak ayrılıyorum, ey yeryüzüm.

273

Bırak, ben gittikten sonra da düşüncelerim sana ulaşsın, yıldızlı sessizliğin eşiğinde, günbatımından sonraki parlaklık gibi.

274

Yüreğimde sükûnetin akşam yıldızını ışıldat, sonra bırak gece bana aşkı fısıldasın.

275

Karanlıkta kalmış bir çocuğum ben.

Gecenin örtüsünün içinden uzattığım ellerimi sana açıyorum, Anne.

276

Çalışma günü sona erdi. Yüzümü kollarına göm, Anne.

Bırak düş göreyim.

277

Buluşmanın lambası uzun uzun yanar, ama ayrılırken ışık bir anda kaybolur.

278

Ben öldükten sonra, sessizliğinin içinde benim için bir sözcük sakla ey Dünya, şunu: “Sevmiştim.”

279

Bu dünyayı sevdiğimiz zaman, orada yaşıyoruz demektir.

280

Bırak, şöhretin ölümsüzlüğüne ölen sahip olsun, aşkın ölümsüzlüğü ise yaşayanın olsun.

281

Hani yarı uyur, yarı uyanık bir çocuk şafağın alacakaranlığında annesini görür, sonra gülümseyip yeniden uykuya dalar ya, o çocuk gibi gördüm ben de seni.

282

Tekrar tekrar öleceğim ve yaşamın tükenmez olduğunu anlayacağım.

283

Kalabalıkla birlikte yoldan geçiyordum ki, balkondan senin gülümsemeni gördüm, ardından şarkı söyledim ve unuttum bütün gürültüyü.

284

Aşk, bütün bereketiyle hayattır, içi şarap dolu bir kadeh gibi.

285

Onlar tapınaklarında kendi lambalarını yakıyorlar, kendi kelamlarını söylüyorlar.

Fakat kuşlar sana ait olan sabah ışığında, senin adını şakıyorlar, –çünkü neş’edir senin adın.

286

Senin sessizliğinin ortasında bana yol göster ki, yüreğimi şarkılarla doldurayım.

287

Bırak, öylesini seçenler, maytapların cayırtılı dünyasında kendi başlarına yaşasınlar.

Benim yüreğim senin yıldızlarının özlemini çekiyor, Tanrım.

288

Aşkın acısı, şarkı söyleyerek hayatımı çevreledi dibi görünmeyen bir deniz gibi, aşkın neş’esi ise hayatımın tomurcuklanmış korularındaki kuşlar gibi şakıdı.

289

İstediğin zaman söndür lambayı.

Senin karanlığını tanıyacağım ve onu seveceğim.

290

Günün sonunda senin önünde ayakta duracağım, sen yara izlerimi göreceksin ve bendeki yaraları da, bendeki şifayı da farkedeceksin.

291

Günlerden bir gün, bir başka dünyanın güneşi doğarken sana şarkı söyleyeceğim, “Seni daha önce yeryüzünün ışığında, insani bir aşkın içinde görmüştüm.” diye.

292

Bulutlar öteki günlerden hayatıma geliyor sürüklenerek, fakat yağmur yağdırmak ya da fırtınaya öncülük etmek için değil, günbatımında gökyüzümü renklendirmek için.

293

Hakikat, kendi kendisinin karşısında durur, tohumlarını saçarak etrafa yayılan fırtına gibi.

294

Dün geceki fırtına, bu sabahı altından bir huzurla taçlandırdı.

295

Hakikat, son sözünü söylemiş görünüyor; bu son söz bir sonrakini doğuruyor.

296

Kutsanmış kişi odur ki, ünü, hakikatini gölgede bırakmaz. .

297

Kendi adımı unuttuğumda, senin adının tatlılığı yüreğimi doldurur—sis dağıldığında senin güneşinin ortaya çıkması gibi.

298

Bu sessiz gecenin içinde, anne’nin güzelliği ile çocuğun yaygaralı günü var.

299

Dünya, insanoğlu gülümsediğinde onu sevdi, kahkahayla güldüğünde ise ondan korktu.

300

İnsanın, bilgeliğin içinde çocukluğunu geri kazanmasını bekliyor Tanrı.

301

Bırak, bu dünyayı senin aşkının biçimlenmiş hali olarak hissedeyim, sonra aşkım durumu düzeltecektir.

302

Senin günışığın, yüreğimin kış günlerinin üzerinde gülümser, ilkbaharda açacak çiçeklerinden hiç kuşku duymadan.

303

Tanrı sonlu olanı öper kendi aşkı ile, insan ise sonsuz olanı.

304

Sen, çorak yılların çöl topraklarını aştın, vuslat an’ına erişebilmek için.

305

Tanrı’nın sessizliği ile, insanın düşünceleri olgunlaşır, konuşmaya evrilir.

306

Ey Sonsuzluk Yolcusu, ayakizlerinin işaretini şarkılarımın içinde bulacaksın.

307

Bırak seni utandırmayayım Baba, sen ki şerefini çocuklarında görünür kılmışsın.

308

Kasvetli bir gün bu, çatık kaşlı bulutların altındaki ışık, gözyaşları soluk yanaklarından yol yol süzülen, cezalandırılmış bir çocuğa benziyor, rüzgarın haykırışı ise yaralı bir dünyanın çığlığı adeta. Fakat biliyorum ki Arkadaşımla buluşmak için yolculuk ediyorum.

309

Bu gece palmiyenin yaprakları arasında bir telaş, denizde bir coşma var, Dolunay dünyanın kalp çarpıntısı sanki. Aşkın acı veren sırrını, sessizliğinin içinde taşıyarak hangi meçhul gökyüzünden getirmiştin?

310

Düşümde bir yıldız görüyorum, ışıktan bir ada, orada doğacağım ve hayatım, o ışık adasının canlandırıcı ataletinin derinlerinde ürünlerini olgunlaştıracak, sonbahar güneşinin altındaki pirinç tarlası gibi.

311

Yağmurda, ıslak toprağın kokusu yükselir havaya, ehemmiyetsizlerin sessiz yığınından gelen büyük bir şükran ilahisi gibi.

312

Aşk hiçbir zaman kaybedemez, doğruluğunu kabul edemediğimiz bir gerçektir bu.

313

Bir gün anlayacağız ki ölüm, ruhumuzun kazançlarını asla bizden çalamaz, çünkü o kazançlar kendi başlarına dururlar.

314

İkindimin alacakaranlığında bana geliyor Tanrı, sepetinde geçmişimden taze kalmış çiçekler getiriyor bana.

315

Üstadım, hayatımın bütün telleri akort edildiğinde, senin her dokunuşunda aşkın ezgisi ses verecek.

316

Yarabbim, bırak sahiden yaşayayım ki ölüm de benim için sahici olsun.

317

İnsanoğlunun tarihi sabırla bekliyor, aşağılanmış insanın zaferini.

318

Senin keskin bakışlarını şu an yüreğimin üzerinde hissediyorum, harmanı kaldırılmış yalnız bir tarlanın üzerindeki sabah güneşinin sessizliği gibi.

319

Bu kabarmış Çığlıklar Denizi’nden geçerken, Şarkılar Adası’na özlem duyuyorum.

320

Günbatımının müziği ile gecenin prelüdü başladı, tarifsiz karanlığın o ağırbaşlı ilahisinde.

321

Doruğa tırmandım, şöhretin kasvetli, ıssız yüksekliklerinde bir çatı altı bulamadım. Ey Rehberim, hava kararmadan önce bana sükûn vadisine giden yolu göster, ki o vadide hayatın hasadı altın bilgeliğe dönüşmek üzere olgunlaşıyor.

322

Alacakaranlığın bu soluk ışığında olağandışı görünüyor herşey — zeminleri karanlıkta kaybolmuş kuleler, mürekkep lekesinden farksız ağaç tepeleri. Sabahı bekleyeceğim, sonra senin şehrini aydınlıkta görmek için uyanacağım.

323

Acı çektim, kederlendim, ölümü tanıdım. Bu koca dünyada bulunmaktan hoşnudum.

324

Hayatımda ıssız ve sessiz patikalar var. Onlar, meşgul günlerimin ışığını ve havasını sağlayan açık mekanlardır.

325

Beni doyurulmamış geçmişimden kurtar, çünkü o arkamdan asılıp beni çekiyor ve ölümü güçleştiriyor.

326

İzninle son sözüm olarak, senin aşkına güvendiğimi söyleyeyim.

Çeviren: Caner Fidaner

Tagor ve eşi Mrinalini Devi (1883)

,

,

Şiirlerin İngilizceleri:

From “Stray Birds” by Rabindranath Tagore, (Poems: 251 – 326, Last part)

[translated from Bengali to English by the author]

,

251

The night’s silence, like a deep lamp, is burning with the light of its milky way.

252

Around the sunny island of Life swells day and night death’s limitless song of the sea.

253

Is not this mountain like a flower, with its petals of hills, drinking the sunlight?

254

The real with its meaning read wrong and emphasis misplaced is the unreal.

255

Find your beauty, my heart, from the world’s movement, like the boat that has the grace of the wind and the water.

256

The eyes are not proud of their sight but of their eyeglasses.

257

I live in this little world of mine and am afraid to make it the least less. Lift me into thy world and let me have the freedom gladly to lose my all.

258

The false can never grow into truth by growing in power.

259

My heart, with its lapping waves of song, longs to caress this green world of the sunny day.

260

Wayside grass, love the star, then your dreams will come out in flowers.

261

Let your music, like a sword, pierce the noise of the market to its heart.

262

The trembling leaves of this tree touch my heart like the fingers of an infant child.

263

This sadness of my soul is her bride’s veil.

It waits to be lifted in the night.

264

The little flower lies in the dust.

It sought the path of the butterfly.

265

I am in the world of the roads. The night comes. Open thy gate, thou world of the home.

266

I have sung the songs of thy day. In the evening let me carry thy lamp through the stormy path.

267

I do not ask thee into the house.

Come into my infinite loneliness, my Lover.

268

Death belongs to life as birth does. The walk is in the raising of the foot as in the laying of it down.

269

I have learnt the simple meaning of thy whispers in flowers and sunshine–teach me to know thy words in pain and death.

270

The night’s flower was late when the morning kissed her, she shivered and sighed and dropped to the ground.

271

Through the sadness of all things I hear the crooning of the Eternal Mother.

272

I came to your shore as a stranger, I lived in your house as a guest, I leave your door as a friend, my earth.

273

Let my thoughts come to you, when I am gone, like the afterglow of sunset at the margin of starry silence.

274

Light in my heart the evening star of rest and then let the night whisper to me of love.

275

I am a child in the dark.

I stretch my hands through the coverlet of night for thee, Mother.

276

The day of work is done. Hide my face in your arms, Mother.

Let me dream.

277

The lamp of meeting burns long; it goes out in a moment at the parting.

278

One word keep for me in thy silence, O World, when I am dead, “I have loved.”

279

We live in this world when we love it.

280

Let the dead have the immortality of fame, but the living the immortality of love.

281

I have seen thee as the half-awakened child sees his mother in the dusk of the dawn and then smiles and sleeps again.

282

I shall die again and again to know that life is inexhaustible.

283

While I was passing with the crowd in the road I saw thy smile from the balcony and I sang and forgot all noise.

284

Love is life in its fulness like the cup with its wine.

285

They light their own lamps and sing their own words in their temples.

But the birds sing thy name in thine own morning light,–for thy name is joy.

286

Lead me in the centre of thy silence to fill my heart with songs.

287

Let them live who choose in their own hissing world of fireworks.

My heart longs for thy stars, my God.

288

Love’s pain sang round my life like the unplumbed sea, and love’s joy sang like birds in its flowering groves.

289

Put out the lamp when thou wishest.

I shall know thy darkness and shall love it.

290

When I stand before thee at the day’s end thou shalt see my scars and know that I had my wounds and also my healing.

291

Some day I shall sing to thee in the sunrise of some other world, “I have seen thee before in the light of the earth, in the love of man.”

292

Clouds come floating into my life from other days no longer to shed rain or usher storm but to give colour to my sunset sky.

293

Truth raises against itself the storm that scatters its seeds broadcast.

294

The storm of the last night has crowned this morning with golden peace.

295

Truth seems to come with its final word; and the final word gives birth to its next.

296

Blessed is he whose fame does not outshine his truth.

297

Sweetness of thy name fills my heart when I forget mine–like thy morning sun when the mist is melted.

298

The silent night has the beauty of the mother and the clamorous day of the child.

299

The world loved man when he smiled. The world became afraid of him when he laughed.

300

God waits for man to regain his childhood in wisdom.

301

Let me feel this world as thy love taking form, then my love will help it.

302

Thy sunshine smiles upon the winter days of my heart, never doubting of its spring flowers.

303

God kisses the finite in his love and man the infinite.

304

Thou crossest desert lands of barren years to reach the moment of fulfilment.

305

God’s silence ripens man’s thoughts into speech.

306

Thou wilt find, Eternal Traveller, marks of thy footsteps across my songs.

307

Let me not shame thee, Father, who displayest thy glory in thy children.

308

Cheerless is the day, the light under frowning clouds is like a punished child with traces of tears on its pale cheeks, and the cry of the wind is like the cry of a wounded world. But I know I am travelling to meet my Friend.

309

To night there is a stir among the palm leaves, a swell in the sea, Full Moon, like the heart throb of the world. From what unknown sky hast thou carried in thy silence the aching secret of love?

310

I dream of a star, an island of light, where I shall be born and in the depth of its quickening leisure my life will ripen its works like the ricefield in the autumn sun.

311

The smell of the wet earth in the rain rises like a great chant of praise from the voiceless multitude of the insignificant.

312

That love can ever lose is a fact that we cannot accept as truth.

313

We shall know some day that death can never rob us of that which our soul has gained, for her gains are one with herself.

314

God comes to me in the dusk of my evening with the flowers from my past kept fresh in his basket.

315

When all the strings of my life will be tuned, my Master, then at every touch of thine will come out the music of love.

316

Let me live truly, my Lord, so that death to me become true.

317

Man’s history is waiting in patience for the triumph of the insulted man.

318

I feel thy gaze upon my heart this moment like the sunny silence of the morning upon the lonely field whose harvest is over.

319

I long for the Island of Songs across this heaving Sea of Shouts.

320

The prelude of the night is commenced in the music of the sunset, in its solemn hymn to the ineffable dark.

321

I have scaled the peak and found no shelter in fame’s bleak and barren height. Lead me, my Guide, before the light fades, into the valley of quiet where life’s harvest mellows into golden wisdom.

322

Things look phantastic in this dimness of the dusk–the spires whose bases are lost in the dark and tree tops like blots of ink. I shall wait for the morning and wake up to see thy city in the light.

323

I have suffered and despaired and known death and I am glad that I am in this great world.

324

There are tracts in my life that are bare and silent. They are the open spaces where my busy days had their light and air.

325

Release me from my unfulfilled past clinging to me from behind making death difficult.

326

Let this be my last word, that I trust in thy love.

Reklamlar

29/06/2010 - Posted by | Şiirler/Şairler | , , , , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: