Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Rengârenk Adlar

Gül Koklayan Kız - Levni

Platon’un iddia ettiği gibi, önceden bazı düşünsel kategoriler (“idealar”) vardır da biz onlara göre mi düşünürüz, yoksa bizim düşüncelerimiz midir kategorileri yaratan? Bana ikincisi daha doğru geliyor.

Bakın neden: Birey anadilini yeni öğrendiğinde, önce geniş kategorilerle kendini ifade ediyor, daha ince düşünmeye başladıkça bu sınıflandırma da dallanıp budaklanıyor. Hele bir konu insanın kendi mesleği ise, o konuda başka kişilere göre çok daha ayrıntılı sınıflandırmalar yapabiliyor. Benim yeşil başlığı altında topladığım, demek ki benim tek renk diye saydığım renkler grubuna bir modacı, bir ressam çok daha ayrıntılı bakabiliyor ve bu grubun içinden “filizî”yi, “limon küfü”nü, “orman yeşili”ni, “türbe yeşili”ni ayırt edebiliyor. Diğer birçok renk gibi, yeşil de doğada gözlediğimiz renklerle nesneleri eşleştirerek konmuş bir ad, yaş-ıl’dan geliyor, yani bitkilerin taze, yaş iken taşıdıkları renkten.

Özbekçede yeşile “yaşıl”, mavi’ye ise “kök” deniyor, ama “yeşil çay” yerine “kök çay” sözü kullanılıyor. Ancak buradaki kök sözcüğü, “bitkinin yer altındaki bölümü” anlamında değil, “kök tengri= gök tanrı” tamlamasından anlayacağımız gibi, göğün renginden geliyor. Buradan, yeşil ile mavinin Türkçede bir zamanlar aynı kategorinin içinde sayıldığını düşünebiliriz.

Peki, bizim gök rengine verdiğimiz ad olan mavi sözcüğünün aslı ne? O da Arapçadan, “su” demek olan ma sözcüğünden geliyor. Çok değil, 100 yıl öncesine kadar bu rengi (Halit Ziya’nın bir romanı olan Maî ve Siyah‘ın ismindeki gibi) “maî”, yani “suya ilişkin” diye adlandırıyorduk.

GertrudeSteininPortresi - Pablo Picasso, 1906

Kimi dizeler vardır, yaratıcısından daha ünlü olur. Gertrude Stein‘ın şu dizesi de galiba bu sınıfa giriyor: “A rose is a rose is a rose is a rose is a rose…” Yani, “Bir gül bir güldür, bir gül bir güldür, bir gül bir güldür.” Bu sözün anlamı üzerine kitaplar yazılmış, özetle, Stein‘ın bu sözünün gerçek gül ile ona verdiğimiz ad arasındaki farklılığı vurguladığı söylenmiş.
Bilenler diyor ki, Umberto Eco‘nun, Gülün Adı adlı romanında “gül” sözcüğü yalnızca iki yerde geçiyor, birincisi başlıkta, ikincisi ise şu son tümcede: “Stat rosa pristina nomine, nomine duda tenemus” yani “Adıyla bir zamanlar gül olan, salt adlar kalır elimizde.” (Ref: Doğan Özkan)

Gül sözcüğünün de Özbekçede bizdekinden daha geniş bir kategoriyi adlandırdığını ve çiçek anlamına geldiğini söyleyelim de, okurun kafası biraz daha karışsın. Demek ki, “elimizde kalan adlar” dışardan aynı görünse bile her zaman birbirinden farklı oluyor. Kullandığımız dil aynı olsa da son nefesinde bir bahçıvanın elinde kalan gül adı ile benim elimde kalan gül adı birbirinin aynı olabilir mi? Ya siz Gül hanım, sizin elinizde kalan nasıl bir gül olacak bu dünya macerasını sona erdirdiğiniz sırada?

Renklerden birçok insan ismi türetmişiz, ilk aklıma gelen rengarenk diye Türkçeye çevirebileceğimiz elvan (renkler) oluyor. 18. yüzyıl minyatürcüsü Abdülcelil Çelebi de, kendisine Levnî (= renkçi) demişti. Sözcük geçtiği için dayanamayıp anlatacağım: Bugün her şeyin ufağına minyatür diyoruz, ama bu sözcük sanılacağı gibi “mini-“ önekine değil, Latince kırmızı kurşun anlamına gelen “minium”a dayanıyor. Yine Latince miniare, “kırmızıya boyamak” olmuş, ondan da miniature sözcüğü ortaya çıkmış.

Çiçeklerin pek çoğunu insan adı yapmışız, özellikle de kadın adı. Bu isimler öyle çok ki, sadece gül ile başlayanları bile tam olarak sayamayız burada; o halde sadece anlamı ilginç olan ve ilk bakışta anlaşılamayanlara birkaç örnek verelim: Gülçin (= Gül derleyen), Gülbahar (= Ebru sanatında kullanılan koyu kırmızı bir renk), Gülnihal (= Gül fidanı), Gülistan/Gülşen (= Gül bahçesi), Gülriz (= Gül saçan), Gülgûn (= Gül renginde, pembe), Gülfem (= Gül dudaklı)

Bu yazıya noktayı anonim bir minibüs yazısı ile koyalım: “Gülü soluncaya, seni ölünceye kadar…” Bazen bu sözün sonuna bir de “…seveceğim” sözcüğü eklenir, eklenmediği zaman da siz o sözcüğün varlığını hissedersiniz. Dikkat ederseniz, bu söz gül ile sevgili arasındaki benzerlik kadar farklılığı da vurguluyor, diyor ki: “Gül de geçici, sevgili de, sadece süre açısından bir farklılık var!”

Şimdi geri dönüp Gertrude Stein‘ın güllü sözünü bir kez daha okuyun ve minibüs yazısı ile karşılaştırın: Hangisi size daha anlamlı geliyor?

Caner Fidaner

(Radikal gazetesinin pazar eki olan Radikal İki’nin 24 Aralık 2006 tarihli sayısında yayımlanmıştır.)



Reklamlar

03/07/2010 - Posted by | Dil Meselleri | , , , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: