Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Hoşça Kal Sincap

O sıralarda, yıllarca yaşayıp sonra ayrılmış olduğum şehre bir süreliğine geri dönmüştüm, orada kendime geçici de olsa bir düzen kurmaya çalışıyordum. Eskiden iyi tanıdığımı sandığım şehre bir sürü yeni insan gelmiş, şehrin hem içine, hem dört yanına yeni yollar, köprüler yapılmış, binalar dikilmiş, şehir epeyce değişmişti. Ben de artık gördüğü her tatsızlığa parlayan bir genç değildim, başkalarını değiştirmekten çok, kendimi geliştirmeye zaman ayırıyordum, demek ki ben de eski günlerdeki ben değildim, ben de değişmiştim.  Adı bile değişmiş sokaklarda biraz merakla, biraz şaşkınlıkla dolaşıyordum.

İşte hayatımın böyle bir molasında tanıştık seninle. Bir gün ağacından çıktın geldin, omuzuma oturdun. Benimle gerçekten ilgilenip mi gelmiştin, yoksa öylesine bir uğrama mıydı, bunu hiçbir zaman anlayamadım. Ama işin bu kısmı pek de önemli değildi zaten.

Genellikle seni görmeden hissederdim orada oturduğunu; ama oturuşuna bir tedirginlik eşlik ediyordu sanki. Gözlerin kıpır kıpır bakıyordu, çevrede hep bir şeyler arıyordun. Ellerin kıpır kıpır yokluyordu dünyayı, dokunacak, tanıyacak, öğrenecek yeni şeyler bulmaya çalışıyordun. Ayakların kıpır kıpırdı, her an daha önceden görmediğin yerlere doğru yola düşmeye hazırdın. Tüylerin kıpır kıpırdı, dünyaya açılan birer antendi onlar; evreni anlama çabana yardımcı olan birer parçandı her biri.

Omuzumda oturuyordun ama, elimi uzattığım an kaçıverecekmiş gibi duruyordun, sık sık da bir yerlere kayboluyordun zaten. Sonra bir ara bir bakıyordum, yine gelmiş, omuzuma oturmuşsun.

Orada olduğunu bilmek güzeldi. Sana neler neler anlattım, sözünü ettiklerimin kimisi gerçekten olmuş, başımdan geçmiş olaylardı, kimisi zihnimin ürünü masallardı. Hepsini ilgiyle dinler, sonra sen de kendi öykülerini anlatırdın.

Seninle bir sürü yere gittik, kırlarda dolaştık, ağaçlara çıktık, sonra birlikte güneşin batışını izledik kaç kez, filmlere, konserlere yolumuz düştü, senin arkadaşlarınla, benim arkadaşlarımla oturduk zaman zaman, sohbetler ettik, tartıştık, anlaşamadığımız şeyler de oldu, ama hiç kavga etmedik, -galiba- birbirimizi hiç kırmadık.

Ben gittiğim yerlerden topladığım ufak tefek nesneler getiriyordum sana, kimisini boynuna takıyordun, kimisini incecik bileğine geçiriyordun, kimisini de evine götürüyordun. Hepsine de gülümseyerek teşekkür ediyordun.

Sonra sen de bana fındıklarından sundun, bilmediğim ağaçların yapraklarından getirdin, tanımadığım otlar, böcekler taşıdın bana. Senden gelen her şeyi üstünde adın yazılı kutulara koydum, saklıyorum.

Seninle ne çok şey paylaşmışız bu dönem, ne çok ortak anı’mız olmuş! Ben senin hayatını ne kadar süsleyebildim bilmiyorum, ama senin benim hayatımı alabildiğine zenginleştirdiğini söylemem gerek. Senin kılavuzluğunla çevreme daha kolay uyum sağladım, senin katkılarınla kendimi daha iyi anladım. İnan bana, tek başıma üstesinden gelemeyeceğim şeylerdi bunlar.

Sevdiğimiz anları hiç bitmeyecekmiş gibi yaşarız, sanki günler hep aynı düzende devam edecekmiş gibi gelir bize. Ama zaman geçer, bir gün bir bakarız ki her şey değişmiş; ne zaman öyle oldu, nasıl oldu hiç anlayamayız. Seninle de öyle oldu, sandık ki düzenimiz hep böyle devam edecek. Ama dünya döndü, takvimler değişti, bizim de ayrılık zamanımız geldi. Ne yapayım, benim de bir evim var; ben de evime dönmeliyim artık.

Benimle gelemiyorsun. Seni anlıyorum, hayatta tek başına değilsin, bir yuvan var, ağacın var, sorumlulukların var, çok fazla uzaklaşamazsın buralardan. Benimle gelmeni senden bekleyemem, bunu biliyorum.

Ama hani olur ya, bir gün hayatında bir değişiklik yapmak istersen, ya da belki öylesine aklına eser, çıkınını bağlayıp yollara düşecek olursan, hani sıcak bir çayın yanında eski bir dostla muhabbet etmeyi gönlün çekerse… Sonra, hani… Diyelim ki… Beni özleyecek olursan…

Adresi biliyorsun.

Caner Fidaner

Reklamlar

08/07/2010 - Posted by | Ellilikler-2: Hayret |

2 Yorum »

  1. Boşuna bekleme sincabı… Geri gelecek diye… Çünkü o zaten hep seninle ! Öyle olmasaydı, yazabilir miydin bu öyküyü, olağanüstü bir anlatımla? “Yaşam kalitesi” bu işte ! Bir sonraki kongrede… Anlatmalısın sincabı bence… Her an belleğinde…

    Yorum tarafından gül gerçeklioğlu | 08/07/2010 | Cevapla

    • Sağol sevgili arkadaşım… Yaşam kalitemizi arttıran yaşadıklarımız mıdır, onların farkına varmak mıdır acaba? Yoksa farkına vardıklarımızı yazı gibi, müzik gibi, dans gibi başka biçimlere dönüştürüp anlatabilmemiz, aktarabilmemiz, hatırlayabilmemiz midir?

      Yorum tarafından canerfidaner | 08/07/2010 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: