Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Yarım Saat

Konstantin Kavafise derin saygılarımla

Daracık merdivenlerden tırmanıp mağara girişine benzeyen kapıdan girdiğimde karşıma çıkıveren balık lokantasını görünce duyduğum ferahlığa hayret ettim – buraya her gelişimde olduğu gibi. Tek kişi olduğumu gören gözlüklü garson beni balıklı duvar halısının önündeki beyaz örtülü masaya götürdü, dışarıyı görebileceğim sandalyeyi de seçerek. Sana da bu masayı, bu sandalyeyi önermişlerdi, eminim. Kalabalık duvarlar benden kendilerini incelememi bekliyordu, ama ben karşımdaki pencereden ağaçlara bakıyordum, sanki onları daha önce görmemiştim hiç.

Hiç benim olmadın, olacağın da

yok sanırım. Bir iki söz, bir yanaşma

Dün bardaki gibi – o kadar.

20:15

Tam on bir gün önce bu saatte buradaydın, o gözlüklü garsondan benim şimdi yaptığım gibi fırında karides, salata ve bir bardak kırmızı şarap istedin, sonra karşıdaki ağaçları seyretmeye başladın. Otuz yıl öncesinin müziğini dinliyordun, müzik sanki tavandaki hoparlörden değil, pencerenin ardından, parktan geliyordu. Sonra beni hatırladın. Şu anda yaşıyor olduğumdan kuşku duymadığım gibi, bunların da hepsinden eminim. Ama en çok beni hatırladığından eminim, evet.

Evet, acı bir şey bu. Ama biz sanata hizmet edenler

kimi zaman beyindeki gerilimle

Neredeyse tensel bir haz duyabiliriz

Kuşkusuz kısa bir süre.

Hayır, bir raslantı olamaz buraya gelirken uğradığım kitapçıdan tam çıkarken o kitap sepetinin önüme çıkması, en üstteki şiir kitabının bana bakıyor olması: Kavafis’ten bir derleme, hem de bende olmayan bir basım. Onu almak zorundaydım. Hangi şiirdi acaba benim kendisini okumamı isteyen? Sayfaları rasgele çevirirken önüme atlayan “Yarım Saat” adlı şiir, işte!

İşte dün barda böylece-

Güzel yardımıyla alkolün-

Cinsellikle dopdolu bir yarım saat geçirdim.

Dışarıyı seyrediyorum. Ama ağaçlar artık kocaman değil, daha gençler, otuz yıl önceki halleriyle görüyorum onları. Aradan arkadaki park seçiliyor, uzaktaki bir bank gözüme ilişiyor, hayret, nasıl bu kadar net olabiliyor bu görüntü? Bankta öfkeli bir tıbbiyeli oturuyor, kuğulara bakıyor, dalgın, belli ki özgürlüğü, esareti, gelecek olan barbarları düşünmekte. Sakin ama, sanki patladı patlayacak; kime kızgın, neye kızgın, kendisi de pek bilmiyor sanırım.

Sanırım anladın halimi

Ve biraz daha kaldın yanımda bilerek.

Gerekliydi bu.

Bankın yanından kuğulara benzeyen sevimli, ince bir kız çocuğu geçiyor, kızın sarı, uzun saçlarıyla uyumlu bir yürüyüşü var, gözleri yerde; tek başına, ama hızlı hızlı yürüdüğüne bakılırsa bir yere yetişecek. Bankın tam önünden geçerken asi tıbbiyeliye kaçamak bir bakış atıyor, ne düşündüğünü anlayamıyorum, gözlerini de, dudaklarını da göremiyorum çünkü.

Çünkü bütün düşgücüne, alkolün

büyüsüne rağmen

Senin dudaklarını da görmeliydim

Yanımda olsun istiyordum gövden.

20:45

Tabaklarım ve kadehim boşaldı, kahvemi bile içtim, yarım saati doldurdum. Kalkıyorum. Az ilerdeki masada üç genç japon işadamı var, karşılarındaki çift, kırık bir İngilizceyle onlara ev sahipliği yapıyor. Yanlarından geçip gidiyor, dışarıya doğru yürüyorum; zaman zaman senin yanından da geçip gittiğim gibi. Sonra? Sonra kalabalığa karışıyorum.

.

Caner Fidaner, 11 Nisan 2006

.

Şiirin kaynağı: Barbarları Beklerken, Konstantin Kavafis, çev: Alova – Barış Pirhasan, 9. basım, Dünya Kitapları, Ekim 2004 (“Yarım Saat” adlı şiiri çeviren: Barış Pirhasan)

Reklamlar

23/07/2010 - Posted by | Şiirler/Şairler | , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: