Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Beni Bekliyordu

Beklemek” ne demektir biliyordum, bir kişinin bir başkasını beklemesi ne anlama gelir, yıllar öncesinde öğrenmiştim bunu. Sanıyorum bekleme duygusunu ilk kez annemin akşamları evde babamı beklemesini seyrederken tanımıştım. Sahneyi hayal meyal hatırlıyorum; evin düzeni babamın geliş saatine göre ayarlanır, yemekler ona göre hazır edilir, sofra o saate göre düzenlenirdi. Sonra sık sık saate bakılır, babam o gün geciktiyse biraz meraklanılırdı da.

Sonraları beklediklerim de oldu, beni bekleyenler de. Zaman zaman düşündüm, hangi tarafta olmak isterim diye. Beklenen olmak hep daha çekici geldi, ama buluşma anlarında, bekleyenin yerinde olmak istedim, çünkü onun sevinci, onun keyfi daha bir başkaydı. Gülümsedim.

Bekliyordu.

Rıhtımda vapurdan indim. İki elimde birer valiz, sırtımda ağır bir sırt çantası vardı. Önce yüklerimi dengeledim, sonra yola koyuldum. Ağırlıklar kendini hissettiriyordu, o anda düşündüm, “Neden bu kadar çok yüküm var?” diye, gerçekten bütün bu taşıdıklarıma ihtiyaç duyuyor muydum? Yine de yüklerimden çok, varacağım hedefti beni ilgilendiren. Çiçekçilerin önüne geldiğimde anladım ki, sol elimdeki valiz epey hafiflemişti, çünkü o valizde taşıdığım endişelerin çoğunu yola, kaldırımın üstüne serpmiştim, tereddütlerim yerlere dökülmüştü, yani yükümün önemli bir kısmını arkada bırakmıştım. Dolmuş duraklarına vardığımda sol elimdeki valizin bomboş olduğunu farkettim, hemen oracıkta bıraktım onu. Derin bir nefes aldım, sonra önümdeki ilk yokuşa tırmanmaya başladım. Biraz gittikten sonra bir kez daha aklıma geldi ki, o günün beklenen kişisi bendim. Gülümsedim.

Beni bekliyordu.

Yokuş yukarı yürümeye devam ettim, beklendiğim yöne doğru ilerledim. Sırtımdaki çanta ile sağ elimdeki valiz beni yormaya devam ediyordu. Ama hayır, bu yükler benim hevesimi kıramıyordu, biraz nefesim sıklaşmış olsa da yoluma devam ediyordum. Tabelaların olduğu köşeye gelmiştim, doğru tabelanın gösterdiği yöne, yani sola doğru döndüm, ikinci yokuş orada başlıyordu. Tam oralarda, sağ elimdeki valiz hafiflemeye başlamıştı, anladım ki içindeki kıskançlıklarım yavaş yavaş da olsa buharlaşıyor, azalıyor, azalıyordu. İlk köşeye vardığımda, içi bomboş kalmış olan valizi, gördüğüm ilk çöp bidonunun içine atıverdim. İlkokul binasına yaklaştığım sırada yürümek epey kolaylaşmıştı benim için. Gülümsedim.

Orada beni bekliyordu.

Beni bekleyen, sevdiğim kişiydi, bu yüzden yalnızca ona kavuşmak için değil, geç kalıp onu meraklandırmamak için de hızlı gitmeye çalışıyordum. Bir an durakladım, baktım sırt çantamdaki “acaba?”lar, kuşkular tümüyle uçup gitmiş, çanta boşalmış! Boş çantayı atarken içimde bir ferahlık hissi duydum. Artık fazladan yüküm kalmamıştı, ellerimi sallayarak yürümeye devam ettim, ıslıkla bir İstanbul türküsü çalmaya başladım, ama o anda hangi türküyü çalıyor olduğumun farkında değildim. Bir yandan yürüyor, bir yandan sokağın iki yanındaki ağaçlara bakıyordum, dallarda baharlar açmıştı. Köşedeki ağacın alt dallarından birisinde durmuş beni seyreden bir kuş, tam ben o tarafa doğru bakarken şarkıma katıldı. Yüzüm aydınlandı, bunun için yeteri kadar nedenim vardı çünkü. Yolun devamındaki ağaçlara baktım, hepsinin dalları bayram yeri gibi süslenmişti bahar çiçekleri ile, o anda çiçeklerin kokusunu bütün bedenimde hissettim. Gülümsedim.

O, orada beni bekliyordu.

Caner Fidaner

Reklamlar

08/08/2010 - Posted by | Öyküler |

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: