Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Şemsiye Yağmurdan mı Korur, Güneşten mi?

Şemsiyeci güzeli genç Catherine Deneuve

Jacques Demy’ye kırk küsur yıl öncesinden bir teşekkür borcum var. Çünkü 1990 yılında kaybettiğimiz bu büyük yönetmenin 1964 yapımı Şerburg Şemsiyeleri (Les Parapluies de Cherbourg) adlı filminden çok şeyler öğrendim. (Burada bir saniye duraklıyorum ve Türkçe adı neden Şerburg diye yazdığımı açıklıyorum: Evet, Latin harfleri kullanan dillerdeki özel adları özgün biçimiyle yazmak gerekiyor, biliyorum. Ama yine biliyorum ki Türkçede okunduğu gibi yazılmasına alışılmış özel adlar bu kuralın istisnasıdır. Henüz küçük bir öğrenci iken gördüğüm o filmin afişinde de bu ad Şerburg biçiminde yazılıydı.)

Şimdi gelelim filmden neler öğrendiğime:

Birincisi, o film sayesinde Catherine Deneuve’ü gencecik, terütaze döneminde tanıdım. Ama bu ismi şimdilik aceleyle geçelim, yoksa yazıda başka bir şeyden söz edecek yer kalmaz!

İkincisi, müzikal denen bazı filmler bulunduğunu, bazı müzikallerde bütün konuşmaların şarkı gibi söylendiğini öğrendim.

Üçüncüsü, filmin hem jeneriğinde, hem de sonunda, benzin istasyonundaki karşılaşmada çalınan ve çok sonraları “For a thousand summers, I will wait for you” (yani, “Bin yaz sürse de, bekleyeceğim seni”) sözleriyle karşıma çıkacak olan (Michel Legrand tarafından bestelenmiş) parça belleğime kazındı.

Kayda geçmiş ilk şemsiye: Kserkses'in şemsiyesi (Persepolis, MÖ 5. yy)

Ama en önemlisi o filmden şemşiye demenin yanlış olduğunu, şemsiye denmesi gerektiğini öğrendim. Sonraları, sözcüklerin kökenlerine merak sardığımda farkettim ki Arapça’da şems, güneş anlamına geliyordu, şemsiye ise aslında güneşlik demekti. Eh, bizim yağmurdan korunmak için kullandığımız nesneyi sıcak, yağmursuz bölgelerde yaşayan Arapların güneşten korunmak için kullanmasında garip bir şey yok. Hatta ilk şemsiye resminin bugünkü İran’da, Persepolis’te bulunduğunu ve MÖ beşinci yüzyılda yaşamış Pers hükümdarı Kserkses’in bir kabartmasında yer aldığını öğrenmek de hiç şaşırtıcı değil. (Bu milattan önce beşinci yüzyıl’a dikkat! Çok hareketli geçmiş!)

Biraz yukarda; “O film sayesinde” dedim. Buradaki saye’nin Farsça gölge demek olduğunu, birine; “Sizin sayenizde yaptık” dediğinde, karşındaki kişiye o işi ancak onun gölgesinde yapabileceğini söyleyecek ölçüde alçakgönüllülük yapmış olduğunu biliyor muydun, sevgili okur? Dahası, saye sözcüğünden türetilmiş sayeban > sayvan sözcüğü de gölgelik, evin önündeki gölgelik yer gibi anlamlara geliyor, ayrıca kulak kepçesi demek olan kulak sayvanı teriminde olduğu gibi, yayvan nesneleri adlandırmada kullanılıyor.

Güneşten korunma – yağmurdan korunma konusundaki kafa karışıklığı, batı dillerinde de var. Fransızca’da bu konuda bir sorun yok, şemsiyeye paraplui deniyor, bunun sözcük anlamı da yağmura karşı, yağmurdan koruyucu; Fransızca’da plui, yağmur demek, Latince’den alınma para- öneki ise burada karşı, koruyucu anlamında. İngilizce’deki umbrella sözcüğünün tarihçesi ise bir hayli karışık, bugün de botanikte şemsiye biçimi çiçeklenme anlamında bir terim olan umbel diye Latince bir sözcük var, ondan türemiş umbella sözcüğü de Latince’de şemsiye anlamına geliyor. Bu sözcük geç Latince’de umbrella, İtalyancada ise ombrella haline gelmiş, çünkü Latince’de gölge demek olan umbra sözcüğünden etkilenmiş. İngilizce’de de 17. yüzyıldan başlayarak umbrella sözcüğü görünmeye başlıyor, ama İngilizler bu sözcüğü güneşten değil, “yağmurdan koruyan nesne” anlamında kullanıyorlar. Sonra (ama yine 17. yüzyılda) güneşten korunmak için kullandıkları şemsiyelerin adı olarak da Fransızca’dan parasol (= güneşe karşı) sözcüğünü alıyorlar.

Nereden nereye geldik! Şu darıdünya’da ne kadar da çok öğrenilecek şey varmış meğer!… (Geçerken, darıdünya sözünün “darlık”la bir ilgisi olmadığını, Arapça ev anlamına gelen dar sözcüğü ile Farsçanın kuralları kullanılarak yapılmış, dünya evi, dünya yurdu anlamında bir tamlama olduğunu, bugün “görünen, maddi, yaşadığımız dünya” anlamında kullanıldığını anımsatalım)

Evet, Jacques Demy’ye, daha doğrusu onun manevi şahsında, kendisinden bir şeyler öğrendiğim herkese senin huzurunda teşekkür ediyorum, sevgili okur.

Caner Fidaner


Bu yazı Radikal gazetesinin pazar eki olan Radikal İki’nin 18 Mart 2007 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

Şemsiye Yağmurdan mı Korur, Güneşten mi?

Jacques Demy’ye kırk küsur yıl öncesinden bir teşekkür borcum var. Çünkü 1990 yılında kaybettiğimiz bu büyük yönetmenin 1964 yapımı Şerburg Şemsiyeleri (Les Parapluies de Cherbourg) adlı filminden çok şeyler öğrendim. (Burada bir saniye duraklıyorum ve Türkçe adı neden Şerburg diye yazdığımı açıklıyorum: Evet, Latin harfleri kullanan dillerdeki özel adları özgün biçimiyle yazmak gerekiyor, biliyorum; ama yine biliyorum ki, Türkçede okunduğu gibi yazılmasına alışılmış özel adlar bu kuralın istisnasıdır. Henüz küçük bir öğrenci iken gördüğüm o filmin afişinde de, bu ad Şerburg biçiminde yazılıydı.)

Şimdi, gelelim filmden neler öğrendiğime:

Birincisi, o film sayesinde Catherine Deneuve’ü gencecik, terütaze döneminde tanıdım. Ama bu ismi şimdilik geçelim, yoksa başka bir şeyden söz edecek yer kalmaz.

İkincisi, müzikal denen bazı filmler bulunduğunu, bazı müzikallerde bütün konuşmaların şarkı gibi söylendiğini öğrendim.

Üçüncüsü, filmin sonunda, benzin istasyonundaki karşılaşmada çalınan ve çok sonraları “For a thousand summers, I will wait for you!” (yani, “Bin yaz sürse de, bekleyeceğim seni!”) sözleriyle karşıma çıkacak olan şarkı belleğime kazındı.

Ama en önemlisi o filmden, şemşiye demenin yanlış olduğunu, şemsiye denmesi gerektiğini öğrendim. Sonraları, sözcüklerin kökenlerine merak sardığımda farkettim ki, Arapça’da şems, güneş anlamına geliyordu, şemsiye ise aslında güneşlik demekti. Eh, bizim yağmurdan korunmak için kullandığımız nesneyi, sıcak, yağmursuz bölgelerde yaşayan Arapların güneşten korunmak için kullanmasında garip bir şey yok. Hatta ilk şemsiye resminin bugünkü İran’da, Persepolis’te bulunduğunu ve MÖ 5. yüzyılda yaşamış Pers hükümdarı Kserkses’in bir kabartmasında yer aldığını öğrenmek de hiç şaşırtıcı değil. (Bu milattan önce beşinci yüzyıl’a dikkat! Çok hareketli geçmiş!)

Biraz yukarda “o film sayesinde” dedim. Buradaki saye’nin Farsça gölge demek olduğunu, birine “sizin sayenizde yaptık” dediğinde, karşındaki kişiye o işi ancak onun gölgesinde yapabileceğini söyleyecek ölçüde alçakgönüllülük yapmış olduğunu biliyor muydun, sevgili okur? Dahası, saye sözcüğünden türetilmiş sayeban > sayvan sözcüğü de gölgelik, evin önündeki gölgelik yer gibi anlamlara geliyor, ayrıca kulak kepçesi demek olan kulak sayvanı teriminde olduğu gibi, yayvan nesneleri adlandırmada kullanılıyor.

Güneşten korunma – yağmurdan korunma konusundaki kafa karışıklığı, batı dillerinde de var. Fransızca’da bu konuda bir sorun yok, şemsiyeye paraplui deniyor, bunun sözcük anlamı da yağmura karşı, yağmurdan koruyucu; Fransızca’da plui, yağmur demek, Latince’den alınma para- öneki ise burada karşı, koruyucu anlamında. İngilizce’deki umbrella sözcüğünün tarihçesi ise bir hayli karışık, bugün de botanikte şemsiye biçimi çiçeklenme anlamında bir terim olan umbel diye Latince bir sözcük var, ondan türemiş umbella sözcüğü de Latince’de şemsiye anlamına geliyor. Bu sözcük geç Latince’de umbrella, İtalyancada ise ombrella haline gelmiş, çünkü Latince’de gölge demek olan umbra sözcüğünden etkilenmiş. İngilizce’de de 17. yüzyıldan başlayarak umbrella sözcüğü görünmeye başlıyor, ama İngilizler bu sözcüğü güneşten değil, yağmurdan koruyan nesne anlamında kullanıyorlar. Sonra (ama yine 17. yüzyılda) güneşten korunmak için kullandıkları şemsiyelerin adı olarak da Fransızca’dan parasol (= güneşe karşı) sözcüğünü alıyorlar.

Nereden nereye geldik! Şu darıdünya’da ne kadar da çok öğrenilecek şey varmış meğer!… (Geçerken, darıdünya sözünün “darlık”la bir ilgisi olmadığını, Arapça ev anlamına gelen dar sözcüğü ile Farsçanın kuralları kullanılarak yapılmış, dünya evi, dünya yurdu anlamında bir tamlama olduğunu, bugün “görünen, maddi, yaşadığımız dünya” anlamında kullanıldığını anımsatalım)

Evet, Jacques Demy’ye, daha doğrusu onun manevi şahsında, kendisinden bir şeyler öğrendiğim herkese senin huzurunda teşekkür ediyorum, sevgili okur.

Meraklısına bağlantılar:

Les Parapluies de Cherbourg filmi için: http://www.imdb.com/title/tt0058450/

Filmle ilgili bir makale için: http://www.chicagoreader.com/movies/archives/0596/05176.html

Sözü geçen şarkı için: http://www.minibite.com/america/iwillwait.htm

18/03/2007

Reklamlar

30/08/2010 - Posted by | Dil Meselleri | , , , , , , , ,

2 Yorum »

  1. Caner
    Çok yaşa sen emi
    (Bu bir deyimdir bizim yörede sevimli hınzırlıklar yapanlara karşı hem sempatiyi hemde “olum işin mi yoktu yahu” cümlesini içerir)

    Yorum tarafından volkan dündar | 31/08/2010 | Cevapla

    • Sağol arkadaşım, anneannem de zaman zaman bana “çok yaşa sen e mi!” derdi 8-))

      Yorum tarafından canerfidaner | 31/08/2010 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: