Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Koca Ana’nın Yolculuğu

Kubaba (Anadolu Uygarlıkları Müzesi – Ankara)

”Zaman zaman içinde, karataş tapınak içinde…” imiş bir zamanlar, gökten inmiş o karataşa kimileri Kibele dermiş, kimileri ana tanrıça, kimileri de Magna Mater, yani Koca Ana. İçinde karataş olan tapınak ise Pessinus dedikleri tapım yerindeymiş.

Neden herkes karataşa tapınırmış? Çünkü Anadolu’daki bolluk bereket hep bu Koca Ana’nın eseriymiş.

Sonra günü gelmiş, zengin Roma, güçlü Roma, bütün yolların sonundaki Roma, ancak o karataş sayesinde kurtulabilmiş Kartacalı Anibal‘in eline düşmekten, günümüzden yirmi iki yüzyıl kadar önce.

Öykünün başlangıcı epey eski:

Geçmişi didikleyenler, Hititler‘in, yaşı dört bine ulaşmış olan Kubaba‘sında bulmuşlar Kibele’nin suretini, Çatalhöyük‘ü kazanlar ise onun izlerini günümüzden sekiz bin yıl öncesinde yakalamışlar.

Ama Anadolu’da bütün beşikleri sallayan, toprağı verimli kılan, her bahar doğayı yeniden canlandıran, ekinlere bereket veren ana tanrıçanın adını Kibele koyanlar Frigler olmuş. Pessinus’ta, yani bugünkü Sivrihisar‘ın Ballıhisar köyünün civarında oluşan tapım yeri, dağların tanrıçası Kibele’nin evine, mekânına dönüşmüş.

 

Pessinus – Ballıhisar

Buradaki tapınak, o zamanlar Sakarya ırmağının kenarındaymış, gizli bir odasında bir de karataş bulunurmuş. Bugün bulsak göktaşı deyip incelensin diye laboratuvara götüreceğimiz o karataş, ana tanrıça Kibele’nin cisimleşmiş hali olarak kabul edilmiş, zamanla Koca Ana diye adlandırılmış. O zamanlar Kibele’nin saygınlığı öylesine yüksekmiş ki, Pessinus civarlarına yüzlerce yıl hükümdarlar değil, Kibele rahipleri egemen olmuş.

Kibele Tapınağı
Gazete, radyo, televizyon vs. hiçbiri yokmuş o zamanlar, ama Koca Ana’nın ünü denizleri aşmış, Roma’ya kadar ulaşmış. Öyle ki, Kartacalı Anibal filleri ile Roma’yı ele geçirmek üzereyken şehrin ileri gelenlerinin çare sormak için danıştıkları biliciler;
“Roma’nın Anibal’in eline düşmesini önlemenin tek çaresi var,” demişler; “Pessinus’taki Koca Ana’yı Roma’ya getirmek!”

Pessinus’tan

Hemen bir kafile derlenmiş toplanmış, kafilede beş de senatör varmış; bunlardan birisi, Valerius Laevinus da heyetin başı olmuş. Gemiyle yola çıkılmış, Bergama‘ya varılmış, kral Attalos‘a Roma’nın talebi anlatılmış. Attalos önce tereddüt etmiş, ama (rivayet odur ki) tam o sıralarda çıkan orta şiddette bir deprem sonrası; “Tamam, kabul!” demiş. Çünkü kimileri toprağın içinden ana tanrıçanın “Roma bütün tanrıların, tanrıçaların şehri olmaya layıktır” diyen sesini duymuşlar!

Claudia Quinta (Neroccio de Landi, 1495 – Washington DC, National Gallery)

Kafile Pessinus’a gitmiş, koni şeklindeki karataş Kibele rahiplerinden törenle teslim alınmış, dönüş yolu başlamış. Roma’nın sakinleri kafileyi Ostia limanında karşılamış; başlarında da iki seçkin soylu varmış: Erkek olarak Publius Scipio Nasica, kadın olarak da evlerdeki ocakların tanrıçası Vesta‘nın en soylu rahibesi Claudia Quinta.

Hatta gemi Tiber nehrinde giderken çamurlara saplanmış, Claudia belindeki kuşağı çözmüş, geminin baş tarafına dolayıp şöyle bir çekmiş, o sırada aniden çıkan güçlü rüzgarın da yardımıyla gemi kayar gibi yoluna devam etmiş. Bana inanmıyorsanız, Titus Livius‘un Roma Tarihi adlı kitabı tanığımdır.

Sonrası da var: Roma Anibal’in eline düşmekten kurtulmuş, Magna Mater’e Roma’nın Palatine (okunuşu Palatin, o zamanki adı ise Palatinus) tepesinde şatafatlı bir tapınak inşa edilmiş, inşaat 13 yıl sürmüş, filan. Yılları merak edenlere iki de tarih vereyim: Magna Mater’in Roma’ya gelişi MÖ 204, Palatinum tepesindeki Kibele tapınağının açılış tarihi ise 11 Nisan 191, tabii o da MÖ.

Bir gün Roma’ya yolunuz düşerse, bir Anadolulu olarak Kibele tapınağının yeni halini merak edip Palatine tepesindeki Farnese Bahçeleri‘ne gidebilirsiniz, Livia‘nın evinin hemen yanına bakın (Burada adı geçen Livia, imparator Augustus‘un karısı olur).

Ama benim size başka bir önerim var: Ankara’dan Eskişehir’e giden yolda, İzmir’e dönülen yol ayrımından kısa bir süre önce sola, yani güneye sapın, on beş km kadar gidin, Ballıhisar köyünü bulun. Sonra da Pessinus’u, bu açıkhava müzesini gezin. Evet, karataşı göremeyeceksiniz ama, olsun, yine de gidin oraya; Kibele ile aynı havayı soluduğunuzu hissedeceksiniz.

Vesta rahibesi Claudia, Kibele’nin gemisini çekiyor (Lambert Lombard, 1506 – 1566)

Hikâyemiz bitti, ama buradan uygarlıklar tarihine bir gönderme yapayım istiyorum: Göktaşını kutsal sayıp ona ibadet edenler, ona Kibele diyenler, onu tanrılar dünyasından gelme sayanlar… yalnızca Frigler ve Romalılar değil, biliyorsunuz…

Caner Fidaner

(Bu yazı Radikal gazetesinin pazar eki olan Radikal İki’nin 18 Ağustos 2007 tarihli sayısında yayımlanmıştır.)


Reklamlar

06/09/2010 - Posted by | Yol Masalları | , , , , , , , , , , , , , , ,

2 Yorum »

  1. değerli yazar kardeşim, bu eğitici, farkındalık yaratan yazılarını severek okuyorum.Seni candan kutluyorum. Yaklaşan bayramını tebrik ediyorum.Selam ve sevgiler.

    Yorum tarafından ibrahim topal | 07/09/2010 | Cevapla

  2. Sevgili arkadaşım, güzel sözlerin için çok sağol; ama özellikle beni “yazar” kategorisinde saymana teşekkür ediyorum! 8-)) Benden de sana iyi bayramlar…

    Yorum tarafından canerfidaner | 07/09/2010 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: