Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Feribottan Midilli

Feribottan Midilli

Güvertede bir başımaydım. Geceyarısını karşılamak üzere, dolunayın gümüş rengine boyadığı banklardan birisine oturmuştum. Midilli adası arkamda kalıyor, önümde siyah bir deniz uzanıyordu. Arkama baktım, Mitilini kasabasını bir kez daha seyrettim. Feribotun penceresinden görünen masa bana birkaç saat önceki buruk keyfi hatırlattı. O masada kırk yılın ardından buluştuğum arkadaşım ile karısı, ben, bir de sen, dördümüz mütevazı bir sofra kurmuş, uzo içip bir şeyler yemiştik. Sonra arkadaşım eşiyle teknesine dönmüş, sen de otele gitmiştin, ayırttığımız odada tek başına yatmak üzere. Ben burada kalmak zorundaydım, çünkü akşamüstü feribottan inip adaya geçmek istediğimizde gümrükteki polis beni bırakmamıştı. Pasaportuma bakmış, damgalardan birindeki dört harfi, K, K, T ve C harflerini göstermiş, “Problem!” demiş, beni ülkesinin sınırından içeri beni almayacağını kibar, fakat kararlı bir şekilde anlatmıştı. Geceyi, geldiğim feribotta -bir çeşit mahpus olarak- geçirip sabah seferiyle ülkeme dönecektim.

Pompei'den bir fresk: Sappho

Etraf sessizdi, geceyarısı yanıma geleceklerini umduğum denizkızları da ortada yoktu. Tam, yalnız başıma sabahlama düşüncesini kabullenmeye başlamıştım ki, bir etek hışırtısı duydum. Başımı sese çevirdim, onu gördüm. Bankın öbür ucunda oturuyordu, üzerinde beyaz, düz bir elbise vardı. Ona baktığımı farkedince bir eliyle beni selamladı, öteki eliyle yirmi bir telli lirini sıkı sıkı kucaklamıştı. “Siz,” dedim, “Ne zaman geldiniz?” Gülerek, “Ben yüzyıllardır buradayım” dedi, sonra ekledi:“Bana ‘sen’ de lütfen, epeydir tanışıyoruz.” Yüreğim çarpmaya başlamıştı; “Yanılmıyorum değil mi, sen Sappho’sun? Ya da Safo? Belki de harfleri kendi alfabemle yazıp ‘Sapfo’ demeliyim?” dedim.

Sappho'nun Çağında (In the Days of Sappho, John William Godward, 1904)

Heyecanla anlatmaya başladı: “Adanın yerlisiydik biz, o yüzden böyle orta boylu ve esmerim. Kendi dilimde, Aeol diyeleğinde adım Psapfa idi, yani ‘psi’ ile başlıyordu. Sonradan gelmiş Dorlar, İyonlar ise uzun boylu, sarışındılar, bizi küçümsüyorlardı. Adım da onların yazımına göre değişti.” Kafam karışmıştı, “Bunlar benim için çok ayrıntı.” dedim. Yüzü gölgelendi, “Anlıyorum,” dedi, “Birinin anadili başkası için ‘ayrıntı’ oluyor.” Bana gücenmesin diye, “Ben senin şiirlerini çok severim” dedim. Acı acı güldü: “Tabii sen ancak kıyımlardan artakalanları görebildin. Bazı şiirlerim İskenderiye Kütüphanesinde yandı, kimilerini de Ortaçağ papazları yok etti. Yine de kalan şiirlerim, adamdaki taşlaşmış ağaçlar gibi varlığını sürdürüyor. Biliyorsun Midilli ‘nin doğal bir zenginliği var, dünyanın en geniş taşlaşmış ormanı burada, doğduğum köy Eresos‘ta dahil adanın birçok yerinde 20 milyon yıllık fosil ağaçları görebilirsin.” Konu ilgimi çekmişti: “Yeni pasaportumla geldiğimde arayacağım onları.” dedim.

"Taşlaşmış Orman", Midilli

Başını salladı, ayağa kalktı, gitti küpeşteye dayandı, dalgın dalgın suya, uzaklara baktı. Sonra geriye döndü, “Sınırlar…” dedi, “İşte böyle, arkadaşın sana gelemiyor, seni oraya salmıyorlar. Beni de iki kez sürgün etmişlerdi, biliyor musun?” Cevap olarak Cevat Çapan’ın çevirisini okudum ezberden: “Sürgünde olanlara gelince, / Sanırım Barış / hiç böyle güç / gelmemiştir onlara / sürgün olmadan önce!” Bir şairi mutlu etmek için ona kendi şiirlerini okumalısınız, bu işi ezberden yaparsanız daha da iyi olur. Baktım Sappho’nun da yüzü gülüyor. Yakınıma geldi, “Özellikle Sicilya’daki ikinci sürgünümde çok şey öğrendim. Siraküza’lılar heykelimi bile yaptı. Gerçi Lesboslular da sonradan beni takdir edip paralarına resmimi bastılar. Biliyorsun ada’ma Yunanca’da Lesbos deniyor. Sonra Platon benim için ‘Onuncu müz’ dedi. Köyümü de, adamı da severim ben. Bugün pek anımsayan yok ama, ‘Lesbos’ adı, kadim dillerde ‘ağaçlı yer’ demek.” Gülümsedim, “Bugün çok farklı çağrışımları var bu adın.” Cevap verdi, “Ne demek istediğini anlıyorum. Aslında lezbiyen sözcüğü yüzlerce yıl ‘Lesbos adasına ait’ anlamında kullanıldı. Ta 1870’ten sonra kadın eşcinselliği anlamına gelir oldu, yani epi topu yüz kırk yıllık bir olay. Bu anlam değişikliğinden beni sorumlu tutarlar hep, ama kadınlara yazdığım şiirler kadar erkeklere yazdıklarım da var. Hatta hikayeyi bilirsin: Gemici Phaon, yani bir erkek, aşkıma cevap vermedi diye kayalıklardan atlayıp intihar ettiğimi anlatır Ovid.

Mytilene parası, MÖ 350-280

Görüş belirtmeden duramadım: “Demek ki son dönemde, kadınlara duyduğun yakınlık daha çok ilgisini çekmiş insanların? Hem… Baksana, doğru mu, sen hakikaten, öyle…” Sohbet arkadaşım duraklamamı fırsat bildi, işaret parmağını burnuma değdirdi, gülümseyerek: “Meraklı çocuk,” dedi, “Sana ne benim özel hayatımdan? Şiirlerimden keyif almak yetmiyor mu sana?” Beni asıl rahatsız eden homofobik merakımla yüzleşmek olmuştu, ama itiraz edecek başka bir şey buldum: “Çocuk mu? Kaç yaşındayım, biliyor musun sen?” Bir kahkaha attı, “Bunu, doğalı yirmi altı yüzyıl olmuş birisine söylemek biraz garip olmuyor mu?” dedi. Haklıydı. Aramızı düzeltmek için “Bir şiirinde kırışık teninden, ağarmış saçlarından söz ediyorsun, uzun yaşamışsın demek ki. Buna rağmen hiç yaşlanmıyorsun, ressamlar tablolarında seni hep genç olarak tasvir ediyorlar.” dedim, “Ama kime inanacağız, her ressam seni bir başka türlü çizmiş?”

Orfe'nin Mağarası, Antissa - Midilli

Yanıma oturdu. “Biliyorum” dedi, “Herkes beni kendi zihninde canlandırdığı şekilde görüyor beni.” Gözlerimin içine bakarak devam etti: “Örneğin bu gece, az önce yalnız başına otele gidene benziyor olmam bir rastlantı olamaz, değil mi?” Mahçup bir şekilde yere baktım. Güldü, ayağa kalktı. “Midilli’ye girmene izin verdikleri zaman, başka bir lir ustasının, Orfe’nin mağarasını da gör, Antissa‘dadır” dedi, “Orfe’nin acıklı bir hikayesi var ama, onu şimdi anlatamayacağım, çünkü gözlerin kapanıyor, uyuman gerek. En iyisi ben gideyim. Hoşça kal.” Ben bir şey söyleyemeden gözden kayboldu. Dolunay da yoktu artık, kaptanın o gece için bana ayırdığı kamarada uyumaktan başka yapacak işim kalmamıştı.

Sappho (İstanbul Arkeoloji Müzesi, Buluntu Yeri: İzmir)

Sabah senin öpücüğünle uyandım. Güzelim otel odasının keyfini bensiz çıkaramadığını anlatıyordun. “Galiba beklediğin denizkızları gelmemiş?” dedin gülerek. “Olsun” dedim, “Onlar gelmediler ama, yine de hoş bir gece geçirdim.”

Caner Fidaner

(Bu yazı Radikal gazetesinin pazar eki olan Radikal İki’nin 24 Temmuz 2011 tarihli sayısında yayımlanmıştır.)


MERAKLISINA:

S’imge seçkisinin Safo köşesi için burayı tıklayınız.

Midilli’nin taşlaşmış ormanı, yani fosil ağaçları hakkında bilgi almak için burayı tıklayınız (İngilizce). 

Reklamlar

26/07/2011 - Posted by | Yol Masalları | , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: