Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Re, Salzburg’da Bir Dere

Yukarı Salzburg Kalesi’nden Salzburga bakış

Kiraladığımız arabayla Viyana’dan Salzburg’a doğru yola çıkmıştık. Avusturya’nın eşsiz doğasını görebilelim diye otoyoldan değil, yan yoldan gidiyorduk. Çevremizde göz alabildiğine yeşillikler, yumuşak eğimli tepeler, geniş kıvrımlı akarsular, aralara serpiştirilmiş kutu kutu köyler vardı. Salzburg’a epey yaklaşmıştık ki, gözümüz yakınlardaki bir gölün manzarasına takıldı. Arabamız bir mıknatısın çekim alanına girmiş gibi anayoldan ayrıldı, bir süre sonra kendimizi Mondsee (yani “Ay gölü”) kasabasının içinde bulduk. Duvarları rengarenk boyalı, pencerelerinde çiçekler olan evlere ve bana tanıdık gelen katedrale şöyle bir bakıp göl yoluna saptık. Bir yanımızda insana huzur veren durgun göl, öbür yanımızda her biri birer sanat eseri, köy evleri vardı. Bir ara yoldan neşeli bir bisikletli grubu geçti, şarkı söyleyerek.

Salzburg – Salzarch Nehri

Tuz Şehri

Göl kenarında bir kafe bulup oturduk. Avusturya sınırları içindeydik ama, tarihsel olarak Bavyera topraklarındaydık. Bu yüzden yerel biranın tadına bakmak gerekiyordu, bira ısmarladık. Yanıbaşımızdaki durgun göl, karşı kıyıdaki dağlar, bana güzel şarkıları hatırlatıyordu. O sırada yan masada Re Notası’nı gördüm. Çok eskiden tanışırdık kendisiyle, selamlaştık, onu masamıza çağırdım, seninle tanıştırdım. Re bize, “Biliyor musunuz, Albay Von Trapp ile Maria buradaki katedralde evlenmişti” dedi. Tabii ya, o katedrali ‘Neşeli Günler’den hatırlamıştım, yani Robert Wise’ın 1965 tarihli filmi ‘Sound of Music’ten.

Salzburg’da Do – Re – Mi

Re’ye Salzburg’a gittiğimizi söyledik, “Ha, evet, Salzburg, yani ‘tuz şehri’…” dedi, sonra anlattı: Almanca’da salz, “tuz” anlamına geliyormuş, burg da malûm, “kale, şehir” filan demek. Yüzyıllarca tuz Avrupa’nın her yerine bu şehirden dağıtılmış, nehir gemileriyle. Bugün de doğal tuz bulabilirmişiz Salzburg’da. Şehrin ortasından geçen ve epey ilerde Tuna’ya karışan akarsu da Salzarch adını taşıyormuş zaten. Buna şaşırdığımı, Mozart’ın doğum yeri olan Salzburg’un, benim için daha çok bir ‘müzik şehri’ olduğunu söyledim. Re Notası, “Doğru, öyledir” dedi, “Bakın size bir sır vereyim, müzik insanların hayatına boyut katar. Hatırlayın, Albay Von Trapp o meşhur filmde ne yapıyordu? Çocuklarını uzundan kısaya dizip tek sıra yürütüyordu, yani onları tek boyutta tutuyordu. Ardından Maria geldi eve, o ne yaptı? Çocuklarla çayırda şarkı söyledi, dans etti, onları dört bir yana koşturdu, ileri, geri, sağa sola… Böylece çocuklar çizgiden düzleme taşındılar, yani ikinci boyuta geçtiler.” İlgiyle dinliyorduk ama, Re “Devamı da var, isterseniz Salzburg Kalesi’nde anlatırım” dedi.

Şura Meydanı’na doğru

Yola Re Notası ile devam ettik. Arabayı Salzburg’un merkezine yakın bir yere bıraktık, karşımızdaki dağın tepesinde görkemli kale görünüyordu. Çarşı caddesinde yürüdük, Salzarch nehrinin köprüsünden geçtik, Katedralin arkasına, 1892 tarihli fünikülere geldik. Kısa süre sonra buralıların deyişiyle Yukarı Salzburg Kalesi’ne çıkmıştık. Önce, tarihi on birinci yüzyıla kadar giden bu kalenin çok iyi korunmuş yapılarını, müzelerini gezdik, meydandaki koca ağacın altında resim çektirdik. Sonra Re Notası bizi surların kenarına getirdi, manzara gerçekten eşsizdi. Sadece Salzburg şehri değil, bütün çevresi ayaklarımızın altındaydı. Re Notası, “Aşağıdaki yeşilliğe bakın” dedi, “Şimdi beni ve öteki notaları orada halka yapmış otururken düşünün, sonra şarkı söyleyerek hep beraber çayırda koşuşturduğumuzu hayal edin. Hatta uzaktan gelen müzik seslerini duymaya çalışın. Sonra şöyle düşleyin: Biz notalar, dans eden renkli kelebekleriz, küçük beyaz çiçekleriz, yavaşça yerden havalanıyoruz, yukarı doğru, buraya geliyoruz. Ama peşpeşe değil, birbirimizin yanından yöresinden dolanarak, aralardan geçerek, bir uyum içinde yükselerek, bir yandan da çiçek demeti gibi açılarak. Ne oldu? İşte, müzik bizi üçüncü boyuta geçirdi.” Senin elini tuttuğumu fark ettim, başını omuzuma dayadın, birlikte müziği duymaya başladık, göksel bir şarkı geliyordu kulağımıza. Müzik bize yaklaştı, yaklaştı, ayaklarımız yerden kesildi, hep beraber gökyüzündeydik.

Sphaera (Stephan Balkenhol, 2007)

Ne kadar zaman geçti bilmiyorum, kendimizi aşağıda, Katedral’in güneyindeki Kapitelplatz’da, yani Şura Meydanı’nda bulduk, Re Notası da yanımızdaydı, muzipçe gülümsüyordu. “Haklısın” dedim, “Müzik hayatımıza yeni boyutlar katıyor gerçekten. Şimdi lütfen karşımızdaki altın rengi kocaman kürenin ne olduğunu söyler misin? Buranın meşhur Mozart çikolatasına benziyor, tepesinde bir de adam heykeli var.” Re Notası “Onun adı Sphaera, yani Küre dedi, Salzburg Vakfı için Stephan Balkenhol tarafından yapıldı, 2007’de. Aynı vakfın yaptırdığı başka sanat eserleri de var çevrede. Galiba buraya ‘müzik şehri’ değil, ‘müzik ve sanat şehri’ demek daha doğru olacak.”

Alp Dağlarının soylu beyazı – Edelvays

İki Sentin arka yüzünde edelvays

.

Soylu beyazlık

Görecek çok yerimiz vardı, Re’nin önerisiyle katedralin önünde bekleşen faytonlardan sıradakine bindik, önce tıkırak tıkırak Mozart’ın doğduğu eve gittik, ardından Mirabell Sarayı’nın aynı isimdeki bahçelerine. “Do-re-mi” şarkısına da dekor olmuş bu bahçede Yunan mitolojisinden esinlenilmiş heykellerle bezeli çiçek tarhları, havuzlar vardı, Barok Müzesi de içindeki tablolarla meraklısına bir sanat şöleni sunuyordu.

Dönüş zamanı gelmişti, Re Notası’na sordum, “Seni nereye bırakalım?” Gülümsedi, “Bir ‘edelweiss’ çiçeğinin üstüne lütfen. Edelvays, Alp dağlarının beyaz küçük çiçeğidir, adı ‘soylu beyazlık’ anlamına gelir. Avusturya’da, iki sentlik avro parasının arka yüzünde onun resmi bulunur.” Şehrin dışına çıktığımızda ilk gördüğümüz yeşillikte durduk, vedalaştık. Re Notası çiçeklere doğru uçarken bir yandan bize el sallıyor, bir yandan da gülerek sesleniyordu: “Benden kurtulamazsınız… Her zaman içinizdeyim!”

Caner Fidaner

(Bu yazı Radikal gazetesinin pazar eki Radikal İki’nin 29 Ocak 2012 tarihli sayısında yayımlanmıştır.)

Meraklısına bağlantı:

“Neşeli Günler” filminden “Edelweiss” şarkısını Christopher Plummer‘ın sesinden dinleyerek hatırlamak için burayı tıklayınız.


Reklamlar

31/01/2012 - Posted by | Yol Masalları | , , , , , , , , ,

4 Yorum »

  1. Bu kadarcık bir yazıda bu kadar bilgiyi bu keder duygu yoğunluğu ve hayal zenginliği ile verebilmeyi nasıl başarabiliyorsun.
    Tebrikler ve teşekkürler Caner üstadım. Yazılarının devamını merakla bekliyoruz.

    Yorum tarafından Önder kayhan | 01/02/2012 | Cevapla

    • Sağol Öndercim, beni ihya ettin… Böyle güzel sözler insanı yeni yazılar yazmaya teşvik ediyor, hakikaten.

      Yorum tarafından canerfidaner | 01/02/2012 | Cevapla

  2. Yazdıklarını hepsini okuyamamış olmak, büyük bir şeyi kaybetmiş ya da kaçırmış hissi uyandırarak üzüyor beni…

    Yorum tarafından Yılmaz Ata | 02/02/2012 | Cevapla

    • Arkadaşım, berhudar ol… Güzel teşvikin için teşekkürler. Naçizane bir hatırlatma: Blogumun sağ üst rafında bir abonelik kutusu var, oraya e-posta adresini yazıp tıklarsan bloga yeni yazı yüklediğimde e-posta adresine ileti geliyor… 😎 Saygılar, sevgiler…

      Yorum tarafından canerfidaner | 02/02/2012 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: