Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Yazıyorum, öyleyse varım!

Desen: Baron C. De Grimm, 1893

Hangi yazardan bir şeyler okumaya başlasam, bakıyorum bir yerlerde nasıl yazdığını anlatmış, neden yazdığını sorgulamış, yazı yazmanın kendisi için ne anlama geldiğini açıklamaya çalışmış. Kimisi bunu işin psikolojik yanına ağırlık vererek yapıyor, kimisi de gerekçe olarak içinde bulunduğu toplumun koşullarını sıralıyor.

Elimde kendi yazdıklarımdan bir demet oluştuğunda ben de neden yazdığım üzerine düşündüm. Lafı uzatmadan vardığım sonucu söyleyeyim: Yazı yazmak benim için yaşıyor olduğumu kanıtlama çabası. Yazabiliyor olduğuma göre bir şeyler düşünebiliyorum, düşündüklerimi sözcükler ve tümceler biçimine getirebiliyorum, bunları da belli bir düzen içinde ardarda sıralayabiliyorum; hem de bütün bunları, yazdıklarımı bir başkası okuduğunda anlayabileceği biçimde yapabiliyorum. Yani yazarken varım, yazarken sağım, yazarken yaşıyorum.

Ama bu duygu bir tümceye nokta koyduğum anda yerini bir bitişe, bir boşluğa, bir yok oluşa bırakıyor. Hani salıncakta sallanırken bir yana doğru yükselirsin, yükselirsin, yükselirsin, en tepeye vardığında geri dönmeden önce bir an salıncak durur, o an sanki yalnızca salıncak değil, bütün dünya durmuştur, zaman bile o anda ileri doğru gitmez, salıncak o noktada adeta düşünmekte, kendi kendini denemekte, belki de yeni bir karar almaktadır. Hemen sonra aşağı doğru iniş başlar, sen de bildik dünyaya geri dönersin. Nereye kadar? Karşı tarafta yükselip en uç noktaya gelene kadar, çünkü bir sonraki duraksama anı, aynı tereddütlerle, belki aynı kaygılarla orada yaşanacaktır.

İşte her tümcenin sonuna nokta koyduğumda bu duraksama duygusu beni yakalıyor, hem de bir an önce yeni bir tümceye başlamam için adeta beni zorlayarak. Çünkü yazdığım anda ne kadar yaşıyorsam, noktayı her koyuşumda da o kadar ölüyorum. Yalnızca yazma anında emin oluyorum var olduğumdan, yaşıyor olduğumdan. Her halde bu nedenle her tümce bitişinde hemen yeni bir tümceye başlamak için acele ediyorum, böylece hâlâ ölmediğimi bir kez daha kanıtlamış oluyorum. Kime mi? Kendime kuşkusuz.

Ancak bu kanıtlama çabası yalnızca yazma anında başarılı olmuş oluyor, yazdığıma baktığımda o artık “o anda yaşıyor olduğumun” değil, bir süre önce yaşıyor olduğumun kanıtı haline geliyor. Yani benim için bitmiş bir tümcenin, çekilişi yapılmış bir piyangoda sahibine hiç bir şey kazandıramamış bir biletten daha fazla değeri kalmıyor. O halde ne yapacağım? Bu sorunun yanıtı kolayca tahmin edilebilir: Yeniden yazmaya başlayacağım.

Tümce sonlarında yaşadığım yokluk duygusu, bir yazıyı bitirdiğimde beni daha yoğun olarak yakalıyor. Her yazının bitişinde yokluğu ve yok oluşu hissediyorum. Yeni bir yazının planını yapmak da, adeta bir yeniden doğuş oluyor. Demek ki her bir yazının oluşma süreci, bir yaşam döneminin küçük ölçekte tekrarı anlamını taşıyor benim için: Doğum, yaşam, ölüm… Acaba buna benzer duygular yaşadıkları için mi yazarlar kendi yapıtlarını çocukları gibi gördüklerini söylerler?

Benzer bir zihinsel süreç kitap okurken de işliyor; bir kitabı okumayı bitirdiğimde, yenisine başlayana kadar salıncaktaki duraksama anını andıran duygular yaşıyorum. Yalnız burada bir fark var, bir kitabın okunması benim için son sayfayı kapattığımda bitmiyor, genellikle o kitabın içeriği ile ilgili düşünceler, yorumlar, bazen arkadaşlarla tartışmalar da o kitabı okumanın doğal bir parçası olarak sürece katılıyor. Ama bunlar da bir yerde tükeniyor ve o andan yeni bir kitabı okumaya başlayana kadar geçen süre içinde adeta uzay gemisinden dışarıya, boşluğa çıkmış bir astronot gibi oluyorum; sanki çevremde hiçbir şey yok, beni gemiye bağlayan kordonu bile göremiyorum, bu yüzden de var olduğumu kendi kendime kanıtlayacak bir yol, bir araç arıyorum. Sonunda bu araç, yeni okumaya başladığım kitap oluyor.

Ya sen sevgili okur, senin için bir şeyler okumak ne anlama geliyor? Sen neden okuyorsun? Nasıl okuyorsun?

“Okuyorum, öyleyse varım!…” diyor musun?

Caner Fidaner

.

Meraklısına not: Baron C. De Grimm’e ait olan desenin kaynağı için burayı tıklayın.

Reklamlar

24/02/2012 - Posted by | Ellilikler-2: Hayret | ,

17 Yorum »

  1. Sevgili okurlarından biri yanıtlasın 🙂
    Benim için okumak, benim başlattığım değil, kitabın başlattığı bir süreç. Kitap beni buluyor. Etrafım kitap dolu, fakat asıl etkilendiklerim, beni bulan kitaplardır. Onlara saygı duyuyor ve gelecekleri zamanı bekliyorum. Bazen bir Ankara yolculuğuna eşlik ediyorlar, bazen yolda yürürken bile okumaya vardıracak kadar bana yapışıyorlar.(Bildiğin tenha sokaklardan eve yürü, ara sıra göz kontrolü yap ve kitabı oku). Sonra okunanlar uzunca bir süre süzüle süzüle hayatın içindeki yerlerini alıyorlar. Bir diğer kitap gelene kadar arada boşluk oluyor. Boşluğu başka şeyler dolduruyor. İşte böyle 🙂

    Yorum tarafından Betül Özmen | 24/02/2012 | Cevapla

    • Çok güzel anlatmışsın sevgili Betül. Italo Calvino’nun “Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu” adlı romanın ilk bölümünde de bir okur – kitap ilişkisi anlatılır, her kitapseveri etkileyecek bir bölüm olduğunu düşünüyorum. Romanın bütünü de son derece özgün, okura meydan okuyan bir metin… Yeni yorumlarını bekliyorum.

      Yorum tarafından canerfidaner | 26/02/2012 | Cevapla

      • Bu kitabı okumak isterim 🙂

        Yorum tarafından Betül Özmen | 27/02/2012

      • Calvino en sevdiğin yazarlardandır, “Görünmez Kentler”ini de sıraya koymanı öneririm.

        Yorum tarafından canerfidaner | 28/02/2012

  2. Okumadan yaşıyor olabilir miyiz? Bilmiyorum! Hele de yaşımız ilerleyip de giderek daha az hareketli duygu durumlarını yaşamayı seçtiğimiz bu yıllarda… Hayatımızın heyecanı değil mi okumak?!… O heyecan değil mi yaşamak?!…
    İçinde yaşadığımız dünyaya dair haberleri okumak, başımıza gelenler ve gelebilecek olanlar, bolluk/kıtlık, sel/kuraklık, savaş/barış, yoksulluk/varsıllık… güvenlik duygusu, umut, endişe, planları revize etme telaşı değil mi? Aşk-meşk, hüzün/sevinç, korku-dehşet, kafanda birden bir ışığın çakması/içe dönüş, kırlara-güneşe çıkma coşkusu veren öykü/roman/şiir okumaları, değil mi? Fotoğrafı, pasta yapmayı, süslemeyi öğreneceksen, keçe yapacak, dikiş dikeceksen, okuyacaksın… merakla, keyifle, heyecanla, yapıp bozdukça bir daha, yapıp başardıkça daha çok, değil mi? İyi ki yazanlar var. İyi ki okuyabiliyorum. Varım! Hayat çok güzel… Canım Baharcığımı sevgiyle anıyorum. Bahar geliyor, seviniyorum… :-))

    Yorum tarafından AFT | 24/02/2012 | Cevapla

    • Yıllarca yıllarca kuşaklar boyu onca insan okuma yazma olmadan yaşamış! Nasıl yaşamış, bilemiyorum… 😎 Katkın için teşekkürler sevgili Funda…

      Yorum tarafından canerfidaner | 26/02/2012 | Cevapla

      • Söyleşerek yaşamışlar Canerciğim. Sözlü kültürün de kendine göre bir cazibesi var. Bana asıl, kültüürn sözlü olarak aktarılması çok ilginç geliyor, şapka çıkarıyorum o belleklere. Okumak biliyorsun izole olmayı gerektiriyor bir süreliğine de olsa; bu lükse önceki insanların sahip olduğunu sanmıyorum.

        Yorum tarafından Betül Özmen | 27/02/2012

      • Okuma, kendi başına yoğun bir yaşam deneyimi sanıyorum, bu yüzden de kişinin “öteki”lerden farklı bir birey olmasına yol açıyor. Eh, farklılığını farkeden insan da daha fazla okuyor herhalde.

        Yorum tarafından canerfidaner | 28/02/2012

  3. Zeki olarak doğdum. Bilgi de gerekliydi. Okuma ve yazma, bilginin 2 yoluydu. Alkolik ve yazar olmasaydım, katil olurdum. Var olduğumu; zekamla da, okurken de, yazarken de, içerken de duyumsa(ya)mıyorum ama bu bana normal geliyor, başkalarına anormal geliyor. Varlığımı duyumsamam, bir gereklilik veya bir gereksinim değil. Hiçliğim beni ilgilendirmiyor. Eksi varlığımın izleğini gözden kaçırmamaya çabalıyorum, tao açısından. Yani bütün bu saydıklarım, benim için sonsuz yok etme eylemi. İnsanı sonsuz kere sonsuz kez yok etmeden, insan sonrası gelmez, bana o gerekli. Yolun yarısını geçtik şükür. Uzaya gittik bile. Ev-gezegen Dünya, hümanistlere ve mikroptan beter insancıklara kalsın netekim.

    Yorum tarafından Reha ÜLKÜ | 24/02/2012 | Cevapla

    • Sevgili Reha, yok et, yok et, nereye kadar? Hazıra dağ dayanmaz, yok ede ede bir bakarsın yok edecek bir şey kalmamış. Onun için biraz da var etme meselesine eğilmek gerekmez mi? 😎

      Yorum tarafından canerfidaner | 26/02/2012 | Cevapla

  4. Bir sonraki yazında astronotların uçuşlarında, hatta uzaya hazırlık aşamalarında veya dünyaya dönüş yolculuklarında ve döndükten sonra neler hissettiklerini anlatmanı bekliyorum. 6. paragraftaki “ev” galiba “ve” olacakmış. Bir klavye vuruş hatası sanıyorum ama hep iyiye alıştırdığın için göze batıyor.
    “O’nu bulan ve gelmelerini beklediği kitaplar’a” duyduğu saygı için ben de Betül Özmen’e saygı duyuyorum. “O kendi kendine gelip onu bulan kitaplara” benim de adresimi vermesini rica ediyorum.
    Sevgili Caner,
    yazıda
    ve sevgili Betül
    yorumda
    çok zorlama olduğunu düşünüyorum.
    Önceki yazılarında olduğu gibi bu kez masalsı hayal güçlerimi harekete geçiren lezzet yok ne yazık ki.
    Yeterince felsefî de olmamış.
    Tabii ki bana göre…
    Yazma azmini kırmasın sakın.

    İstemeseniz de
    Yeni edebiyat eleştirmeniniz.

    Yorum tarafından Yılmaz | 24/02/2012 | Cevapla

    • Uyarıların için çok teşekkürler sevgili Yavuz… “Ve”yi hemen düzelttim, astronot yazısını da deneyeceğime emin ol… Ayrıca bundan sonraki yazıyı dediğin tarzda kotarmaya çalışacağım. Yeni yorum ve eleştirilerini bekliyorum.

      Yorum tarafından canerfidaner | 26/02/2012 | Cevapla

    • Sevgili Yılmaz,
      Evet, yorumum biraz tuhaf. Benim için zorlama değil. Ama okuyanlar için tuhaf olduğu aşikar 🙂 Bu konuda çok hikayem var ama nerede anlatayım ben bunları şimdi 🙂

      Yorum tarafından Betül Özmen | 27/02/2012 | Cevapla

      • “Artık senin de bir blog açma zamanın geldi” demiştim, sevgili Betül… 8-))

        Yorum tarafından canerfidaner | 28/02/2012

      • Bakalım… Kısmet 🙂 Herhalde vardır bir vakti; tutmayın beni, daha çok yazıcam demenin 🙂

        Yorum tarafından Betül Özmen | 28/02/2012

  5. Benim için okumakla yazmak aynı anlama geliyor. Ama sizinkinden farklı olarak ben bir yazıyı bitirdiğimde, yeni bir şey üretmiş, üretebilmiş olmanın, geriye bir şey daha bırakabilmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum ve şimdi yeni bir yazı daha yazacak zamanım var artık diyorum. Aynını bir kitabı bitirdiğimde de yaşıyorum, bunu da okudum, biraz daha çoğaldım diye sevinirken bir yandan da beni bekleyen yığınla kitap var okunacak deyip daha da hevesleniyorum okumaya. Yazmak da okumak da umut vaad eden şeyler benim için. Kitap okuyamadan görece uzun bir süre geçirmişsem işte o zaman kaygılanmaya başlıyorum,” napıyorum ben, böyle nereye kadar?” diyerek. Bana göre yazmak okumakla paralel giden bir şey ama neticede iyi yazabilmek için cidden yetenek de gerekiyor, ama yazabilmek için en temel ihtiyaçlardan biri kağıt ve kalem değil okumaktır, okumuyorsanız ne yazarsanız yazın hep bir şeyler eksik olacaktır fikrimce. İyi bir kitap okuru olmayan yazar duymadım hiç, varsa da o iyi bir yazar değildir zannımca. Fakat dediğim gibi biraz da yazarlık kumaşı olacak bünyede, ne kadar okursanız okuyunuz sizde o kumaş yoksa ne yazsanız tat vermeyebilir. Öte yandan okumak benim için bir ihtiyaçtır. Geçenlerde taşındım, evimdeki koltuklardaki bir arızayı gidermeye gelen çocuk kütüphaneme bakıp, “Abi sen Milyonere katılırsın?” dedi. Ben de “Yok onları Milyonere katılmak için okumadım” dedim.
    Çok kitap okuyana asosyal, toplum dışı, zaman zaman deli gözüyle bakılan bir toplumda belki de ciddi kitap okurları, hele bir de yanı sarı yazı da yazıyorlarsa gerçek çılgınlardır zannımca. Aynı taşınma esnasında kitapların olduğu kolileri taşıyan adamlardan biri, “Abi ne koydun bunların içine?” dedi. “Kitap var onlarda, bilgi en ağır şeydir, kolide taşıması da kafada taşıması da zordur, hatta kafada taşıması daha zorlu ve zahmetli bir iştir” dedim. Başlarındaki adam, “Abi artık kitaplara gerek kalmadı, ver hepsini gitsin, her şey internette var.” dedi. Henüz her şey internette yok, belki bir gün her şeye yakını olacaktır, ama bir çiçeğin kokusu, bir yoldaki tehlikeli virajı motosikletinle almanın adrenalini olmayacak internette bu hiç bir zaman olayacak” dedim, entelektüel hamal başına. “Haklısın abi” dedi.

    Uzattım kusura bakmayın. Burayı okuyan varsa ve henüz yeterince çok okumayan biriyse, şu andan tezi yok hemen çok okuma kaygısına düşsün, ama nitelikli okusun, ben önüne geleni okumaya inanmıyorum, nitelikli okumalar yapacaksın arkadaş. hayatına nitelik katmak için tıpkı hayatı imkanlar dahilinde iyi yaşamaya çalışmak gibi iyi bir okur olacaksın. Yoksa kitapçılar bestsellerlarla dolu, o rafları geçip derinlere dalmaksa senin elinde arkadaş.

    Yorum tarafından Çağrı | 22/02/2016 | Cevapla

    • Katkılarınız için çok teşekkürler. Evet, okumaya ve yazmaya devam… 🙂

      Yorum tarafından canerfidaner | 29/02/2016 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: