Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Şiirin dili, şairin mağarası

Dil Mağarası,
Asuman Susam

Dil Mağarası, Asuman Susam,

şiirler, Everest Yayınları, 2012

Önce. Mağaraya erişmem sandığım kadar kolay olmadı. İlk çabalarımda başarılı olamadım, “yok” dediler, ellerindeki listelere bakıp “göremedim, bize gelmemiş” dediler, ama azimli yolculuğum sonunda başarıya ulaştı. Aradığımı elimde tuttum, burnuma yaklaştırdım, sayfalarını iki parmağım arasında çevirirken taze kokuyu hissettim.

Ardından bir süre mağaranın içine girmek için uygun bir ortam aradım. Bulduğumda önce sağ üst köşeye adımı yazıp imzamı attım, sonra kapağı açtım, bu kez içeriyi kokluyordum. Her mağarada olduğu havada gibi biraz nem, biraz tereddüt, biraz itiraz kokusu vardı. Dikkat ettiğimde çocukluktan kalma akide şekerlerinin kokusu da geldi burnuma. Tarçın.

İçeri doğru ilerledim, odalara şöyle bir göz attım. Mağara bildiğim mağaraydı ama bölmelerinden birinin üstü açıktı, başımı kaldırıp oradan baktığımda, önceden bilip tanıdığım asumânı gördüm. Uzaktaydı -ama görünüyordu. Tanıdıktı. Tanıdık geldiği için ilk olarak oraya, “bahçemasal”a bağdaş kurup oturdum.

Gözlerimi kapadım. Sessizlik. Zihnimde halalarımın evindeki avlu canlandı. Bursa’da Abdal mahallesi. Köşkten bozma ahşap bir ev. Taşlık. Bana büyük görünen küçük çiçek tarhları. Birkaç ağaç. Dallarda kuş değil, hayır, kediler var ara ara.

Çömeldiğimde gözlerime yaklaşan dizkapaklarım. Çiçeklerin arasında irili ufaklı taşlar. Karıncalar. İri taşların altında solucanlar, salyangozlar, hatta bir de kulağakaçan (imiş adı). Burnuma her zamankinden daha yakın gelen toprağın kokusu. Belli ki küçük halam az önce hortumla sulamış buraları. Çiçeklerin tadlarını da burnumla hissediyorum. Ama hepsininkini değil. Yalnızca adını bildiklerimin.

O sıra gözlerim kapanıyor. Bir el beni kucaklayıp yatırıyor. Üzerimde battaniye sıcaklığı. Huzur. Sarayda mıyım yoksa? Evet, kendimi Bahçesaray‘da buluyorum. Şıp şıp damlayan çeşmenin başında. Yanımda bir şair var. Aleksandr Sergeyeviç bir şey. Şıp şıp. Bana o çeşmeden akan suyun neden hiç kesilmediğini anlatıyor. “Gözyaşları gibi mi?” diyorum. “Evet ama, asıl bilmen gereken şu ki, bu çeşmenin adını ben kurtardım” diyor, “Buralarda her yerin adı değişti, çeşmeninki kaldı. Benim kullandığım sözcüğü değiştiremediler.” Şıp şıp. “Anladım” diyorum, “Adlandırılmayan yoktur ve ad koyunca ölüyor her şey” Şair duruyor, düşünüyor, gülümsüyor, soruyor sonra: “Onun için mi demin adımı eksik bıraktın? Senin adın ne, peki?” “Söylemem” diyorum, devam ediyorum: “Sen şuna cevap ver asıl: Kim, niye değiştiriyor adları?” Şıp şıp. Ciddileşiyor şair ve “Bunun sırrı mağaraların öteki odalarında” diyor. Sonra gözden kaybolurken uzaklaşan sesini duyuyorum: “Unutma, adların sahibi şairlerdir.” Şıp.


Caner Fidaner

———————————————-

Meraklısına notlar:

Asuman Susam‘ın bazı şiirlerine erişmek için şurayı ya da şurayı veya şurayı tıklayın. Dil Mağarası adlı kitabı da şuradan ısmarlayabilirsiniz.

Reklamlar

18/04/2012 - Posted by | Şiirler/Şairler | , , , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: