Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Seni Rüyamda Gördüm

Paul DuSold (Nergisler, 2010)

Dün gece seni rüyamda gördüm. Aslında o rüyayı sana anlatmak zorunda değilim, çünkü rüya bana ait, benim rüyam, onu benim zihnim yarattı. Evet, rüya sana dairdi, bu doğru, ama içindeki doğrudan doğruya sen değildin, senin benim zihnimdeki görüntündü sadece. Öyle değil mi? O halde rüyamı sana ister anlatırım, ister anlatmam.

Bak şu konuda anlaşalım: Rüya bana ait, her zaman da bana ait kalacak. Onun mülkiyetini kimseye devredemem, sana bile. Bu şartımı kabul ediyorsan, rüyamın içeriğinden sana söz edebilirim. Biraz. Biraz söz edebilirim. Bak şimdiden söylüyorum, tümünü anlatmayacağım.

Bir ormandayım, koşuyorum. Yukarda yağmur yağdığını fark ediyorum. Ama yüksek ağaçların dalları birbirini örtüyor ve yağmuru aşağıya geçirmiyor. Olsun. Ben yine de koşuyorum. Sonra orman birdenbire bitiyor. Yağmur aniden kesiliyor. Ben de duruveriyorum, ormanın kenarında. Önümde bir çayır uzanıyor, yerde (ıslak) otlar, aralarında (yer yer) çiçekler, büyük, geniş, uzun bir çayır, göz alabildiğine yeşil, ama açık yeşil, hatta parlak açık yeşil, dahası ıslak parlak açık yeşil, hem de kısa ıslak parlak açık yeşil. Havada çiçek kokusu var, hangi çiçek ayırt edemiyorum. Ama gül değil.

Çayırın tümünü aynı anda göremiyorum. Sonra başımı yana çeviriyorum, yeşil, öbür yana çeviriyorum yeşil, baktığım her yer yeşil. Uzakta bir masa görüyorum, minik yuvarlak bir masa, örtüsü (tam seçilmiyor, ama) çiçek desenli(ymiş). Masanın yanında iki sandalye var, biri boş, ötekinde bir oturan var(mış), o sen(miş)sin. Havada çiçek kokusu var, hangi çiçek ayırt edemiyorum. Ama karanfil değil.

Masaya geliyorum. Sessizce boş sandalyeye oturuyorum. Sessizce. Üzerinde en güzel elbisen var (kolsuz, beyaz, düz), yüzünde en güzel gülümsemen var (aydınlık), ellerinde en güzel parmakların var (uzun). Önünde bir kitap var, okuyorsun. Sana fark ettirmeden ne okuduğuna bakıyorum, sayfada film oynadığını görüyorum, şaşırıyorum, vay canına, demek Japon bunu da yapmış, diye düşünüyorum, kitap sayfasından film seyretmek! Havada çiçek kokusu var, hangi çiçek ayırt edemiyorum. Ama şebboy değil.

Ellerini çenenin altında kavuşturuyorsun. Gülümsüyorsun, ama bana mı, seyrettiğin filme mi bilemiyorum. Beni görüp görmediğinden de emin değilim. Sana kendimi fark ettirmemeye çalışıyorum, yok yok, hayır, aslında fark ettirmeye çalışıyorum. Ama yine de ses çıkartmıyorum. Sana fark ettirmeden seyrettiğin sayfaya bakıyorum. Birtakım görüntüler var, evet, o sayfa – ekranda bir yeşillik görüyorum, seni görüyorum, hayır seni değil, kendimi görüyorum, ama kendi çocukluğumu. İçimden “vay canına” diyorum, “beni seyrediyormuş”. O anda birkaç duygu üst üste biniyor. Bir: beni seyrettiğin için utanıyorum. İki: benim yüzümden beni seyrediyormuşsun diye düşünüp seni rahatsız etmiş olmam ihtimalinin varlığından dolayı huzursuz oluyorum. Üç: beni seyrediyor olmandan büyük bir keyif alıyorum. Dört: şu anda böyle ama az sonra bu bitecek diye hüzün duyuyorum. Beş: bu kadar duygu aynı anda, bir arada olur mu, diye şaşkınlık hissediyorum. Havada çiçek kokusu var, hangi çiçek ayırt edemiyorum. Ama lâle değil.

Artık kitap-filmin içindeyim, başkaları da var, yine yürüyorum, yine koşuyorum, ama ne yapacağıma kendim karar veremez haldeyim. Kendi kendime “herhalde senaryo böyle” diyorum. Bir yandan rolümü yaparken bir yandan senin hakkında düşünüyorum, “Onu görebilir miyim?” diye. Sorunun cevabını bilmiyorum. Bulunduğum yer önceki ormana benziyor ama, ağaçlar daha seyrek, gökyüzü görünüyor, hava açık. Havada çiçek kokusu var, hangi çiçek ayırt edebiliyorum artık. Her taraf nergis kokuyor.

Uyanıyorum, gözümü açtığımda başucumdaki vazoyu görüyorum, içinde nergisler olan küçük vazoyu. Sonra bu rüyayı ona anlatsam mı, anlatmasam mı diye düşünüyorum. Kendimce bir çözüm buluyorum, rüyayı sana anlatacağım, ama sahibi ben olacağım. Ben. Haklıyım tabii, kimse düşlerini başkasına vermek istemez.

Caner Fidaner

Reklamlar

30/04/2012 - Posted by | Ellilikler-2: Hayret | , ,

2 Yorum »

  1. Freud, On Negation makalesine şöyle başlıyor:

    The manner in which our patients bring forward their associations during the work of analysis gives us an opportunity for making some interesting observations. ‘Now you’ll think I mean to say something insulting, but really I’ve no such intention.’ we realize that this is a rejection, by projection, of an idea that has just come up. Or: ‘You ask who this person in the dream can be. It’s not my mother.’ We emend this to: ‘So it is his mother.’
    In our interpretation, we take the liberty of disregarding the negation and of picking out the subject-matter alone of the association. It is as though the patient had said: ‘It’s true that my mother came into my mind as I thought of this person, but I don’t feel inclined to let the association count.’

    http://en.bookfi.org/book/795792

    yani uyanınca adını nergis de koysan, adını andığın bütün çiçekler rüyanda kokuyormuş 🙂

    Yorum tarafından ibf | 30/04/2012 | Cevapla

    • Doğrudur. Zaten severim nergisin kokusunu… 😎 Caner

      Yorum tarafından canerfidaner | 30/04/2012 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: