Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Sakız’da Homeros’la buluşma

Sakız’ın en önemli manastırı Nea Moni’den bir görüntü

Yazmayı çok sevdiğim halde epeydir elim tutulmuştu adeta, başladığım yazılar bitmiyordu. Bilgisayarımı her açışta birkaç satırlık taslaklar bana haince göz kırpıyor, bu yüzden duyduğum sıkıntı günden güne artıyordu. Ta ki Homeros bir gece bana görünene kadar. ‘İlyada’, ‘Odyssea’ gibi devasa metinlerin babası olan üstat bir gece rüyama girdi. Rüyamda, ikimiz Sakız Adası’nda bir kayada oturuyorduk. Gözleri görmeyen Homeros bir elinde lirini tutuyordu, öbür elini omuzuma atmıştı, birlikte karşı kıyıdaki Eritrai’ye, yani Ildırı’ya bakıyorduk. Üstat tam eğilip kulağıma bir şey söyleyecekken uyandım. İlk yaptığım şey sana rüyamı anlatmak oldu, arkasından hemen Sakız Adası’na bir yolculuk ayarladık. İyi de, Sakız koca bir ada, Homeros’u onlarca köyden hangisinde bulacağız? Sana rica ettim, gözünü kapatıp elindeki kalemi haritanın üzerine gezdirdin, rastgele bir yere koydun, kalacağımız köyü seçtik: Vrondatos. 

Sabah Çeşme’den feribota bindik, bir saatte Sakız’a vardık. Adanın adı Yunanca’da Xios idi, Batı dillerinde ise Chios. Limanın hemen yanındaki şirketten araba kiralayıp önce Sakız kasabasını gezdik. Adanın Anadolu’ya uzaklığı 10 milin altında idi, en yakın yerde mesafe dört mile iniyordu. Hava açıktı, kıyıdan bakınca Çeşme sahilleri, dağlar, tepeler, Ildırı’dan Karaburun’a, yani kuzeye giden yollar net olarak görünüyordu. Adada dükkânların başköşelerini hâlâ, yüzyıllardır adanın temel zenginlik kaynağı olan sakız ürünleri süslüyordu: Kozmetikler, yiyecekler… Başka yerli ürünler de vardı vitrinlerde: Zeytinyağı, uzo, şarap… Dükkân turunu dönüşe bırakıp kuzeye yöneldik, birkaç kilometre ötede, Vrontados’taki otelimize yerleştik.

Otelin hemen yakınında bir tabela vardı: Daskalopetra. Bu ismin anlamını öğrendiğimizde bu köye gelişimizin hikmeti belli oldu. Yunanca “öğretmenin kayası” anlamına gelen Daskalopetra’nın bir adı da “Homeros’un kayası” idi. Homeros’un memleketi olduğu iddia edilen yedi yerden birinin İzmir, bir diğerinin Sakız olduğunu biliyordum. Sakızlılar üstadın burada bir okul kurduğunu, elinde liriyle kayasının üzerinde öğrencilerine dersler verdiğini söylüyorlardı. Sen Daskalopetra’nın harika plajında denize girerken, ben hemen yakındaki Daskalopetra’yı ziyarete gittim. Orada beni yeni bir sürpriz bekliyordu: Tabelaya göre burası aynı zamanda bir Kibele tapım yeriydi. Kaya milattan kimbilir kaç yüzyıl önce yuvarlak bir plato şeklinde düzenlenmişti. Batısında görkemli yüksek dağlar, doğusunda çamlar arasından görünen deniz, karşıda Çeşme – Ildırı kıyıları ve denizden gelen meltem ile burası benzersiz bir mekân olmuştu. Çevrede oturma sıralarının kalıntıları vardı, ortada ise bir zamanlar bir heykel olduğu anlaşılan, ama bugün epeyce aşınmış bir çıkıntı dikkat çekiyordu. Daha sonra öğrenecektim ki bu kaya anıtı kaydeden ilk Batılı gezgin Richard Chandler, 1765’te gördüğü bu çıkıntıyı iki yanında ve arka yüzünde aslanlar bulunan bir Kibele heykeli olarak yorumlamış.

Sakız – Vrontados’ta “Homeros kayası” (Daskalopetra)

Dünü ve yarını bir kenara koydum, yüzüm Anadolu’ya dönük, taşa oturdum. Gözlerimi kapadım. Az sonra sağ omuzumda bir elin ağırlığını hissettim. Ardından Homeros’un sesini duydum: “Hoşgeldin. Foça’da yaşarken bana yatacak yer, yiyecek veren, karşılığında şiirlerimi kaydeden Thestorides’in bir gün gizlice Sakız’a göçtüğünü duydum. Daha sonra işittim ki benim şiirlerimi kendisininmiş gibi okuyup hem para, hem ün kazanmış. Bunun üzerine Eritrai’li denizcilerin yardımıyla Sakız’a geldim. Okul kurdum, gençlere dersler verdim burada. Sakız bana yaradı, burada evlendim, çoluk çocuk sahibi oldum. Bu kaya aslında bir ana tanrıçanın mekânıydı, adı Rea mıydı, Kibele mi tam hatırlamıyorum. Ama onunla aramız çok iyiydi. Uzun yaz günleri ikindi vakti dersi keser öğrencileri gönderirdim. Yalnız başıma, yüzüm denize dönük otururken ana tanrıçanın varlığını hissederdim. Meltemle birlikte o da bir esinti halinde gelir, elini omuzuma atar, yumuşak bir sesle bana eski masalları anlatmaya başlardı. O an benim kör gözlerim de açılırdı, karşı kıyıyı görmeye başlardım.” Benim gözlerimse hâlâ kapalıydı. İçimden, “Ah,” dedim, “Karşı kıyıda da böyle bir kaya olsa, oraya oturanların da gözleri meltemle açılsa, buraları, adaları görebilir hale gelseler. Eminim o zaman iki yaka arasında hiç fark olmadığını anlarlardı.”

Desenli evleri ve kilisesiyle Pirgi

Sakız’da gezecek çok köy vardı. Birkaçını sayayım: Seramik merkezi Armolia, ilginç duvar desenleriyle Pirgi, ortaçağ kalesinin dehliz gibi sokaklarıyla Mesta, 1822 kıyımında halkı topluca yamaçtan atlayıp intihar etmiş ıssız Anavatos, adanın batı kıyısındaki harika koyu ile Lithi. Ama hepsinden önce, Sakız kasabasına 15 km. uzaklıktaki Nea Moni’den söz etmek gerek. UNESCO’nun kültür mirası listesindeki Nea Moni’nin adı Yeni Manastır demek. Fakat burası manastırdan öte bir yer, çepeçevre yemyeşil tepelerin ortasında dinî, daha doğrusu ruhani bir merkez. Konstantin IX, gençliğinde sürgün edildiği bu bölgede ilerde Bizans’a imparator olacağını bilen rahiplere verdiği sözü tutmuş, bu manastırı kurmuş, tarih: 11. yüzyıl. Daha sonra manastır büyümüş, gelişmiş, el yazması kitapların çoğaltıldığı bir kültür merkezi olmuş. Bugün de altın kaplamalı freskleriyle tanınıyor. Adada bir günümüzü buraları gezerek geçirdik.

Nea Moni’den bir fresk

Dönüş feribotunda ikimiz de yorgunduk. Bu kez omuzumda senin elin vardı. Kulağıma fısıldadın: “Geldiğimize değdi mi?” Sana, “Değdi” dedim, “Çünkü kayada birlikte otururken Homeros bana bir sır verdi.” Ardından üstadın sözlerini tekrarladım: “Başlangıçtaki emrin ‘oku’ olduğunu söylerler ama bu yanlıştır. Yazılmış bir şey yoksa neyi okuyacaksın? Gerçekte ilk emrin ‘yaz’ olduğunu unutma.” Eve dönüp klavyenin başına oturana kadar bu öğüdün yararı olacağından emin değildim, ama bu yazıyı bitirebildiğime göre öğüt işe yaradı demektir.

.
Caner Fidaner

.

(Bu yazı Radikal gazetesinin eki Radikal İki’nin 15 Temmuz 2012 tarihli sayısında yayımlanmıştır.)

.

Meraklısına notlar: Homeros’un hayatı ile ilgili olarak yazıda sözü edilen ayrıntılar, adı “Psödo-Herodot” (Sözde Herodot) olarak kodlanmış olan yazara ait “Homeros’un yaşamı”nda anlatılmaktadır.    



Reklamlar

17/07/2012 - Posted by | Yol Masalları | , , , , , , , , , , , , , , , ,

12 Yorum »

  1. Evet şirin bir Caner Fidaner yazısı daha. Teşekkürler. 76’lılar seneye Pamukkale’ye mi Bakû’ya mı yoksa Sakız’a mı gitsek diye oylamalar yapıp tartışıyorlar. Sakız’da çok güzel kıyı meyhaneleri olduğunu duydum. Tam muhabbet yerleri yani. Oyumu Sakız’dan yana kullandım. Giderek Sakız ağır basıyor. Bu yazıyı onlara da göndereceğim. Göbeklitepe’yi görmek kısmet olmadı henüz ama böylece Sakız’ı hedefe koyduk. Ya o ya bu birine gideceğiz artık.
    Bu arada Türkçe’de hâlâ bu “^” işareti kullanıyoruz diye biliyorum. Senin yazılarında da yer yer ihtiyaç var gibi görünüyor.

    Ukala okuyucunuz.:-))

    Yorum tarafından Yılmaz Ata | 17/07/2012 | Cevapla

    • Çok teşekkürler… Hem güzel sözler, hem de uyarı için. 😎 Başı açık kalmış “dükkân” ile “dinî” artık şapkalarını giydi. Sakız’da akşam yemeği için bence en uygun yer adanın batı kıyısında, Lithi’deki birkaç balık restoranından biri olacaktır.

      Yorum tarafından canerfidaner | 17/07/2012 | Cevapla

  2. Caner Abi teşekkürler, bu güzel yazi icin. Radikal’e artik pek bakamaz olduk ama blogdan da takip etmek güzel. Homeros’a da teşekkür ederiz, yazıya teşvikleri için, ne de olsa verba volent, scripta manen.

    Yorum tarafından onder ergonul | 17/07/2012 | Cevapla

    • Ben teşekkür ediyorum sevgili Önder, övgülerin için. Caner

      Yorum tarafından canerfidaner | 18/07/2012 | Cevapla

  3. Sakız’ı bize gezdiren onca güzel anlatımın yanısıra ben bir de şu Homeros’un verdiği sırra takıldım. Bu günışığına çıkan sırla yazma olayı kutsanıyor sanki 🙂 Böylece ilk emri sen, ikinciliğe düşen diğer emri de biz yerine getirmiş olduk. Çok güzeldi 🙂

    Yorum tarafından gonca | 20/07/2012 | Cevapla

    • Sağol sevgili baldızım… Fakat yorum yazmak da birinci emre girer, ona göre! 😎 Caner

      Yorum tarafından canerfidaner | 20/07/2012 | Cevapla

  4. Canercim, ne kadar guzel anlatiyorsun.. hayranim kalemine. Bir de sendeki bu uretkenlik.. bizlere de enjekte edilebilir mi acaba?? Hayal gucune saglik.

    Yorum tarafından Fusun | 23/07/2012 | Cevapla

    • Çok sağol Füsuncum. Dürüst konuşmak gerekirse, dostlardan gelen bu teşvikleri lütfedip “üretkenlik” diye tanımladığın faaliyetlerimin enerjisi oluyor… 😎

      Yorum tarafından canerfidaner | 23/07/2012 | Cevapla

  5. Canerim , çok güzel , yazı ötesi. Uzun zamandır bir Chios planım var ,kısmetse bu hafta sonu. Kısaca otel vb, araba bilgisi verirsen. Bu arada seni tirajı düşük Radikalden ,Sözcü ye transfer edelim artık :)))))))))))

    Yorum tarafından esat ülkü | 31/07/2012 | Cevapla

    • Sağol Esatçım, ada’yla ilgili detay bilgileri e-posta ile geliyor. Radikal iyidir; yazılarımı çok satışlı gazetelerde yayımlarsam blogumun okuru azalır diye endişe ederim… 😎 Caner

      Yorum tarafından canerfidaner | 06/08/2012 | Cevapla

  6. Sevgili Caner Hocam, yazdıklarını okuyunca sabah işe başlarken şöyleeee ben de sanki Sakız Adasına gittim, gezdim döndüm:) iş arkadaşlarıma çaktırmadan:) günüme bu enerjiyle başlamama neden olduğun için çok teşekkür ederim. Kaleminin hiç yerinde durmayıp ordan oraya zıp zıp gezmesi dileklerimle…ASYA

    Yorum tarafından Asya Tokmak | 07/08/2012 | Cevapla

    • Sevgili Asya, güzel sözlerin için asıl ben teşekkür ediyorum. Yazmak ikinci bir hayatı yaşamak gibi geliyor bana. Caner

      Yorum tarafından canerfidaner | 07/08/2012 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: