Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Bir Kış Günü Eğer Bir Bahçe

Orasından burasından kıvrılmış, sarı kahverengi arası bir yaprak önümdeki ahşap masaya düşüyor. Başımı yukarı çevirip çardağa sarılmış yumağa bakıyorum, birbirine dolanmış kuru dallar görüyorum yalnızca. Oturduğum tahta sandalyenin sertliğini hissediyorum. Sessizlikten ve serinlikten ürperiyor, kendimi savunmasız hissediyorum. Yaz akşamları oturduğumuz yer burası mıydı hakikaten? Daha bir iki ay önce yeşil yapraklarla dolu bu dallardan mor salkımlar sarkmıyor muydu? Az ötedeki hanımelinin yaydığı koku, tepemdeki mor salkımlardan gelenlerle yarışarak bize ulaşmıyor muydu? Etrafımızda kelebekler yok muydu, çardağın yapraklarından birine mi konayım, yoksa bir salkımı mı tercih edeyim diye tereddüt içinde kanat çırpan? Şakımazsam insanlar mutsuz olur diye nağmelerinden bizi mahrum etmeyen, adını bilmediğim kuşlar konuğumuz olmuyorlar mıydı? O görüntüler, o kokular, o sesler, o renkli dünya nerede şimdi? Tümden mi çekip gitti, yoksa bir yerlere saklandı da içinden yüze kadar saydıktan sonra bizi sobelemek için koşarak gelecek mi? Geldiğinde beni burada bulacak mı?

Bahçe iki bölüm, biri içinde oturulsun diye bir çardak, biri de onun çevresini dolduran otlar, ağaçlar, çiçekler. Çardağın yeşil boyalı demir direklerden ibaret dört ayağı tepede bir iskeletle birleşiyor. O demir iskelet buraların asıl hakimi benim, ben hep buralardayım, bana ne soğuk işler, ne rüzgar, der gibi ayakta duruyor. Sarmaşıklar ışıktan mahrum kalmayalım diye direklere sarılmışlar, yükselmişler, yapraklarıyla tepeyi örtmüşler. Belli ki bölece yaz günleri hem yeşillikler güneşle buluşuyor, hem de çardağın konukları gölgeye kavuşuyor. Ama bu keyifli tablo şu anda ancak zihinlerde duruyor. Ortada ne güneş var, ne yapraklar. Dallar, kumaşı fırtınada uçmuş bir şemsiyenin öksüz kalmış telleri gibi mahzun, belki de şu anda işe yaramadıklarını düşünüp kendilerini gereksiz hissediyorlar.

Masa yaz örtüsünden soyunmuş, çıplak sandalyeler minderlerinin eksikliğinden hoşnutsuz. Şu anda rüzgâr esmediği için pek şikayetleri yok gibi, ama gece olduğunda karşıki tepelerden üşüten bir yel gelecek, dalları sallayacak, masayı, sandalyeleri titretecek. Belki o zaman masa da, sandalyeler de çıplaklıklarından rahatsız olacaklar.

Duvar dibindeki çeşme sessiz. Yazın bahçenin ona ne kadar muhtaç olduğunu hatırlıyor, ama bunu ortalığa saçmak ona ayıp geldiği için köşesine çekilmiş hem rakibi, hem dostu olan yağmurları bekliyor. Yağmurlar rakibi, çünkü kışın yüzüne bakılmıyorsa yalnızca çiçeklerin olmayışından değil, suyun zahmetsizce havadan geliyor olmasından. Yağmurlar dostu, çünkü biliyor ki kendi kaynağını da onlar besliyor. Çeşme yanında duran büyük, plastik kovayla dertleşmeye çalışıyor. Ama kova onu dinlemiyor, o kendi dünyasında, içine düşmüş kuru yapraklarla meşgul. Sapından tutulup ters çevrileceği, musluğun altına tutulup bol suyla yıkanacağı, sonra da içinin doldurulacağı günleri bekliyor. Zamanı çok, çevresine bakınıyor, çiçekleri dökülmüş bitkileri, yabanotlarını, rüzgârın getirdiği çer çöpü gözden geçiriyor; bilgece hüzünleniyor, birkaç ay sonra hepsinin başka türlü görüneceğini unutmadan.

Bahçenin en eski, en kalıcı elemanı çardağın demir iskeleti değil, yerdeki toprak. Ayak altında olduğu için dikkat çekmeyen, alçakgönüllülüğünden sesini çıkarmayan, her yerde var olarak kendini saklayan toprak. O içten içe düşünüyor, hiçbiriniz yokken ben buralardaydım, hepiniz gideceksiniz, ben yine burada kalacağım diye.

İleriye bakıyorum, sağda az önce gacırtıyla açtığım ağır bahçe kapısını görüyorum. Solda da bir iki basamakla çıkılan evin kapısı var, birazdan o kapıdan eve gireceğim. Ya sonrası? Biyopsi raporu bugüne yetişmemiş. Sağlık olsun. Yarın yine giderim. Sabahtan. Şimdilik bahçede oturmaya devam ediyorum. Salondaki koltukların pofuduk minderlerini, kısık çalışan kaloriferin yumuşak sıcaklığını düşünüyorum. Kepenkleri örtünce rüzgâr sesinin içeri giremeyişi geliyor aklıma. Huzuru hatırlıyorum. Ama asıl hoşuma giden içeride olmanın verdiği doygunluk değil, istediğimde oraya erişebilirim diyebilmek.

‘Burada biraz daha oturayım,’ diye düşünüyorum.

.

Caner Fidaner

Reklamlar

07/11/2012 - Posted by | Öyküler |

2 Yorum »

  1. eline sağlık……………..

    Yorum tarafından dresatu | 07/11/2012 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: