Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Ziya Kaptan’ın Hikâyesi

Karadenizden

Karadeniz’den

Senelerce, senelerce evveldi. Genç bir tıbbiyeli olarak bir yaz tatilinde kendi başıma Karadeniz’i gezmiştim. İstanbul’dan bindiğim vapur, dura dura Hopa’ya kadar gidip geri dönmüştü. Eski vapur yolculukları ayrı bir alemdi. Her iskelede inenler olur, binenler olur. Biletini öğrenci bütçesiyle aldıysan kamaranı hiç tanımadığın kişilerle paylaşmak zorunda kalabilirsin. Hayatın hızlı yürüyen bir parçasıdır sanki vapur yolculuğu, sen durursun da insanlar senin bulunduğun yere uğrar, geçer.

İstanbuldan vapura bindiğimde Ziya Kaptan’la aynı kamaradaydık. Ziya Kaptan öyle bir komşuydu ki, aslında adı Temel’miş de, bunu saklıyormuş gibiydi. Kamara dediğin asansör gibi bir yer, ama asansördeki sıkışıklık birkaç dakikada biter, burada oda arkadaşınla birlikte en az bir gece geçireceksin. Zaten insanın tanımadığı kişilerle pek konuşmak istemediği bir dönemdeydik, ülke 12 Marttan yeni çıkmış, o zamanlar önemini henüz öğrenmediğimiz bir tarihe, 12 Eylül’e doğru ağır ağır yol alıyordu. Bizim vapurun rotası da İstanbul’dan Zonguldak’a doğruydu. Bu ilk etapta Ziya Kaptan beni uyardı, “Buralar açık denizdir, ters rüzgarlar eser, alışık değilsen tutar” diye. Sonra da içimin dışıma çıkmasını gülümseyerek seyretti.

Eh, ters rüzgarlar sayesinde mecburi bir samimiyet gelişti aramızda, sohbet etmeye başladık. Benim o zamanlar hayattaki rolüm uyanık genç, siyaseti çözdüğümü, memlekette olan bitenden haberdar olduğumu sanıyorum. Bu ahval ve şeraitte Ziya Kaptan’a sordum, “Sen Adalet Partili misin, CHP’li misin?” diye. Kamara arkadaşım hepimizin tanıdığı Temel’in yüz ifadesiyle gülümsedi, “Dur sana bir hikaye anlatayım,” dedi. Arkasından söze başladı. Başka türlüsünü beceremeyeceğim için ben aksansız aktarayım ama, siz hikâyeyi Temel’den dinlediğinizi düşünün.

“Bir zamanlar bir köyde mütevazı bir adam yaşarmış, karısıyla etliye sütlüye pek karışmadan geçinip giderlermiş. Sonra ne olmuşsa olmuş, kadının kız kardeşi de onlara taşınmış. Adamın günlük hayat dışında bir derdi yokmuş ama, baldız olur olmadık yerlerde karşısına çıkmaya, ‘enişte, enişte’ diye peşinde dolanmaya başlamış. Eh, karısından bir şikayeti olmayan adam da göz süzmelere yere bakarak, sebepli sebepsiz yardım istemelere de sükûnetle gerekeni yaparak karşılık verirmiş. Günlerden bir gün komşu köyde düğüne davet edilmiş bu üçlü. Düğün yeri olan köy pek uzak değil, bizimkiler yürüyerek gitmek üzere sabahtan yola düzülmüşler. Yolun bitimine yakın bir çay var, köprüden geçmeleri gerekiyor; ama çaya vardıklarında bakmışlar ki köprü bir önceki gece fırtınada yıkılmış. En yakın köprü taaaa nerede. Çay çok derin değil, aslında yürüyerek geçmek de mümkün; ama hem ellerinde bohçalar var, hem de kadınların façası bozulacak. Çayın başında ne yapacaklarını düşünürken adamın karısıyla baldızı adama ‘Bizi sırtında geçir’ demişler. Adam mecburen kabul etmiş. Önce almış karısını sırtına, götürüp karşı kıyıya bırakmış. Sonra dönüp baldızı sırtlanmış, baldız iki bacağı boynundan sarkacak şekilde, bir yandan da kikir kikir gülerek adamın omuzuna oturmuş. Çayın üzerinde giderlerken de sağa sola yalpa yapıp arada küçük çığlıklar atıyormuş. Çayın tam ortasında adam soluklanayım diye durakladığında işveli bir sesle sormuş: ‘Enişteeeee, enişte… Ablam mı ağır, ben mi ağırım?’ Adam söyle bir durmuş, nefesi biraz düzelir düzelmez baldıza cevap vermiş: ‘Değil mi ki benim omuzumdasınız, ikiniz de ağırsınız. İkinizin de…’ Cümlenin sonu çaydaki dalgaların sesine karıştığı için duyulmamış. Ama adam baldızını da selametle karşıya geçirmiş. Düğünde eğlencenin keyfini asıl çıkaran da abla kardeş olmuşlar. Çünkü bizim adam kenarda oturmuş, ‘Dönüşümüzde köprü tamir edilmiş olur inşallah’ diye dua edip durmuş.”

Vapur gezisinin sonrasında Ziya Kaptan’la hiç siyasetten konuşmadık. İyi de oldu. Karadenizin güzelliklerinin tadına vardım, yeşilin tonlarını ayırdetmeyi de o gezide öğrendim.

Reklamlar

25/12/2012 - Posted by | Öyküler | , ,

1 Yorum »

  1. merhaba

    büyük bir keyifle okudum.
    başka yazılarınızda gözlediğim bir güzellik bu yazıda da var: sade, duru,

    derdimi duru cümlelerle etkili anlatma çabasını yıllardır sürdürüyorum.
    pek beceremiyorum. ‘öykülerimden birinde sonunda oldu!’ diyebilirdim.
    bitişte iki cümle eklemeden edemedim, onda da tam olmadı.

    bu nedenle bu yazınızı keyifle ve biraz da gıpta ederek okudum.

    not: o öyküyü görmek isterseniz:
    http://blog.radikal.com.tr/Blog/birgalipseda

    öykünün adı: ‘bir çift yeşil göz için’

    ikinci not: yeni yılın başında izmir’e geleceğim.
    si<i görmeyi arzu ediyorum.

    Yorum tarafından nuri aslan | 26/12/2012 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: