Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Susan Defterler

Çetin’in Susan Defteri

Ah Hülya ah. Seninle ne yapacağım ben. Duvardaki şu fotoğrafa baktım da. Geçen gün astığın garip fotoğrafa. İlişkimiz aklıma düştü. Altı ay az bir süre sayılmaz. Daha uzun birlikte oturduklarım oldu ama altı ay da kısa değil.

Francesca Woodman'dan bir fotoğraf

Francesca Woodman’dan bir fotoğraf

Bu eve ilk gelişin… Erkanlardaki yılbaşı partisinde tanışmıştık (Beni balkona çağırıp yıldızları göstermiştin, o yakası epey açık mavi elbise vardı üzerinde). Partiden eve gelmiştik. Şimdi yazın ortasındayız. Havalar o günkü gibi değil. Hayatımda da bir şeyler değişti. Ama ne kadarı benden, ne kadarı senden bilmiyorum. Bir de en güzel duvara astın şu fotoğrafı. Hani ikimiz görünsek neyse. Ya da güzel bir manzara filan. Şu siyah beyaz görüntüde ne bulduğunu hiç anlayamadım. Sanat fotoğrafıymış. Bir baktım, ilk aklıma gelen “Bunu çeken manyak mıymış?” oldu ama sana onu söyleyemedim tabii. Bir de kadınmış çeken. Fotoğrafı ilk getirdiğinde bütün şirinliğinle boynuma sarılıp “Ne kadar güzel bir eser, değil mi?” dedin, ben de mecburen “Ya, evet, ilginç, değişik” gibilerden top çevirdim. Arkasından salonun duvarına asmana da itiraz edemedim haliyle.

Bazen çocuk gibi oluyorsun. “Bak, fotoğraftaki kız da benim gibi sarı, uzun saçlı, yüzünü de saklamış, istersen onun yerinde ben varmışım gibi düşün” deyişini unutamıyorum. Bir kere fotoğraf renkli değil, saçın sarısını nereden gördün? Dilimin ucuna geldi, “İyi de o kız senin gibi bastıbacak değil, uzunca boylu, endamlı” demek, fakat yuttum tabii, sadece gülümsedim. Hayır, her gün bu fotoğrafla yaşamaktan hoşlananlar da olabilir, kabul. Zevk meselesi. Ama ben evde tek başımayken hakikaten yalnız kalmak isterim. Şimdi yemek masasının arkasındaki duvara baktıkça sen hep evdeymişsin gibi geliyor bana. Buna eyvallah diyecek olsam bu yaşa kadar biriyle evlenirdim herhalde. Esen’le mesela. Evli olmanın da avantajları var tabii, inkâr etmiyorum. Akşam ne yiyeceğim, gece ne yapacağım derdi yok. Enerji dışarıda harcanmayacak. Her mânâda. Yine de bana göre değil. Neyse ki fotoğrafın duvarı oturduğum sandalyenin arkasında kalıyor da hiç olmazsa yemek yerken görmüyorum onu.

Bak mesela şu üzerine uzandığım kırmızı kanapeyi de sen getirdin boşalttığın daireden (“Niye iki kira ödeyelim ki?”), o beni hiç tedirgin etmedi. Annem yemek masasına uymadığını söylüyor ama önemli değil. Kanepe benim hoşuma gitti, işime yarıyor, mühim olan bu. Ona da “Anneciğim, bunu kullanan biziz” dedim. Anladı, sustu. Sahiden de evde yalnızken (şimdiki gibi) yayılıp yatıyorum, misafir falan, birisi varken de efendi efendi oturuyorum üzerinde. Her halûkarda pek rahat. Birazdan sen evden içeri girdiğinde (gelme saatin yaklaşıyor) koşup seni öpeceğim, biraz bıcır bıcır işyerinde neler olduğunu anlatacaksın. Sonra sen mutfağa gireceksin, ben yine hooop buraya. İyi de fotoğraftaki o sandalye ne ki? Sol yanda durmuş, kızın ayaklarına da uzak. Benimki de lâf yani, sanki elleriyle kapının pervazına tutunup barfiks yapar gibi kendini yukarı çekmiş o kız niye öyle kolları açık duruyor, onu anlamışım da, iş sandalyeye kalmış. Yerde prizden çıkan kordon nereye gidiyor? Kızın kolları melek kanadına benziyor, üzerindeki beyaz elbise de melekleri çağrıştırıyor. Ama melek olsa bacaklar öyle açıkta, çıplak durmazdı. (Maşallah pek de düzgünler) Kanepeye lâf eden annem bu fotoğrafı görse ne der kimbilir? Boşver ya, ne derse desin. Zaten o benim bütün sevgililerime bahane bulup durur. Eser’le aramızı yapamadı ya, o da böyle gidecek işte. Eser pek bakımlı değildi ama Hülya’dan uzundu, benimle ilgileniyordu; Çetin abi, Çetin abi diye hep peşimdeydi. Aman canım, iyi ki olmadı o iş, sivilceli çaylak kızla kim uğraşacak? Hülya iyi işte, evin işlerini gayet iyi kotarıyor, oturmayı kalkmayı biliyor. Yatmayı da. Bana bile öğrettiği şeyler oldu. Fakat bazen onun yanındayken, sanat sohbetleri filan, fena sıkılıyorum. Bu iş nereye kadar gider, ne kadar sürer bilemiyorum. Bakalım, kısmet.

Hah, kapı çalıyor. Yahu bu kız da… Anahtarın var işte, açsana kapıyı? Yok, illa beni kapıya götürecek. Evdeyim ya.

Hülya’nın Susan Defteri

Hadi bakalım, ofiste bir günü daha devirdik. Yol da bitti sayılır. Birazdan eve varıp Çetin’i mucuk mucuk öpeceğim. Galiba bu sefer oldu, Çetin çok iyi bir partner çıktı. Gerçi mükemmel değil, karşıdan bakınca da anlaşılıyor. Saçları şimdiden dökülüyor, on seneye kalmaz başı açılır. Kısa boylu değil ama, uzun olduğu da söylenemez. Yürüyüşü faul, yamuk yamuk basıyor, hafif göbek de cabası. Ama olsun, erkekte bunlar ikinci planda. İlk planda… Hayır hayır, maddiyat değil, iyi kötü geçinecek parayı ben de kazanıyorum. Ben önce erkeğin beni hoş tutmasını isterim. O bakımdan Çetin iyi. Bayağı iyi. Bu gidişle evlenebiliriz de. İyi ki Sevim beni Erkanıyla tanıştırmış da yılbaşında onlara takılmışım. Çetin’i orada buldum. Kalabalığa arkasını dönüp balkona çıkmıştı. Yıldızlara bakıyordu. Beni görüp gülümsedi, yanına çağırdı. Ne romantikti Allahım! Aslında öyle ilk tanışmada kimsenin evine gitmezdim ya, galiba biraz teselliye ihtiyacım vardı o gece, eh partinin havası filan. Yok kızım yok, şimdi bahane bulma işte, hoşlandın adamdan, o dura dura konuşması sana pek gizemli geldi. Gece boyu yanından ayrılmadın, e o da davet etti tabii evine. Olsun. Neticeye bak sen. Ne kadar uyumluyuz, inanamıyorum. Bana hep “Hülyacım, hayatım, şekerim, cicim” filan diyor. Çok da kibar. Canıııım.

Hani geçen yıl Esra’ya gitmiştim, Şükrü’den ayrıldığımda beni teselli etsin diye, o da beni avutacağına yüzüme karşı “İlişkilerini uzun süre devam ettiremiyorsun sen” demişti. Şimdi o ukala Esra’yı bir akşam yemeğe davet edeyim de görsün bakalım. Kimmiş ilişkisini devam ettiremeyen? Ah canım Çetiiiin! Zavklerimiz de ne kadar benziyor birbirine. Francesca Woodman’ın o kapı pervazındaki kadın fotoğrafını değme erkek beğenmez. Halbuki Çetincim görür görmez, “Aaaaa! Ne kadar ilginç bir fotoğraf, hemen bunu duvara asalım” dedi. En güzel yere, yemek masasının yanındaki duvara astık. Eminim şimdi karşısına geçmiş, hayran hayran seyrediyordur. Dur bakayım, birazdan eve varınca bir sorayım, bugün o fotoğrafla muhabbeti olmuş mu? O kadar fotoğraf meraklısı geçinirim, Woodman’ın çektiklerini yorumlamak bana bile zor geliyor. İlk gördüğümde “Manyakmış bu kadın!” demiştim, sonra genç yaşta intihar ettiğini öğrendiğimde içten içe mahçup olmuştum, öyle düşündüm diye. Fakat ben de haklıyım yani. Şimdi şu bizim evdeki fotoğrafta ne diyor mesela? Kızın arkasındaki kapı kapalı, yani gideceği yer kalmamış mı diyor? Kim bilir, fotoğrafı çeken intihar etmeseydi böyle düşünmeyecektim belki de. Çetin neler düşündü acaba fotoğraf hakkında?

Tatlım, beni seviyor. Epey seviyor. Annesini yemeğe çağırıp beni onunla tanıştırdı. Demek ki aklında evlilik var. Annesinin de bana negatif bir şeyini görmedim doğrusu. Erkan annesinin dediklerini ciddiye alan bir erkek, ama bütün erkekler öyle değil mi? Şimdiye kadar annesinden tam kopmuş bir erkekle tanışmadım desem yeridir. En iyisi erkeği istiyorsan, anneyi de hoş tutacaksın.

Of, bu merdivenler… Bu apartmanın var ya, en problemli tarafı şu merdivenler. Bir de dik yapmışlar. Neyse son kata geldim, az kaldı. Birkaç hafta daha sorunsuz geçerse ben de Çetin’i bizimkilere götürür tanıştırırım. Ucuz uçuşlara bakmaya başlayayım bari. İşte kapı. Anahtarım neredeydi? Aman canım, ne anahtarı; “Redaksiyon yapıyorum, çeviri var elimde” filan diye adam kaç gündür evde. Açıversin kapıyı. Şu zili çalayım hele.

* * *

– Hayatım hoş geldin, öpeyim.

– Sağol şekerim. Ayyy, kapıyı gene sana açtırdım ama, bu üç kat merdiven beni yoruyor.

– Olsun hayatım, ne var, açarım, zaten evdeyim. Ne var ne yok?

– Çok hoş bir haberim var. Ama önce üstümü değişeyim.

(Arkasından seğirterek)

– Merak ettim, neymiş o güzel haber?

– Şu Francesca Woodman… Otuz yıl önce intihar etmiş, hem de yirmi iki yaşındayken. Ama son yıllarda hakkında filmler çevriliyor, toplantılar yapılıyor. Buraya da sergisi gelmiş. Ofistekilerle konuştuk, yarın akşam iş çıkışı hep beraber o sergiye gideceğiz. Francesca’nın daha ne marifetleri varmış görelim.

– Yaşa, ne güzel, oradan da bir bara filan takılırız.

– Canım benim, sevineceğini biliyordum. Bayılacaksın…

.

Caner Fidaner

,

Meraklısına bağlantılar: Francesca Woodman’ın başka fotoğraflarını görmek için burayı veya burayı, Tate Gallery’nin Woodman’la ilgili sayfası için burayı, Guggenheim Müzesi’nde 2012 yılında açılmış serginin sayfası için burayı tıklayabilirsiniz.

Teşekkür: Beni Francesca Woodman’la tanıştıran Sabri Şenol’a ve malûm nedenle Ayfer Tunç’a teşekkür ediyorum.

Reklamlar

16/02/2013 - Posted by | Öyküler | , ,

5 Yorum »

  1. Fotoğraf üzerine yazılmış nefis bir hikaye olmuş, teşekkürler Caner. Ama anlaşılan o ki, bu fotoğraf o duvarda çok kalmayacak.

    Yorum tarafından Ori | 16/02/2013 | Cevapla

    • İlgi ve övgüne çok teşekkürler Oral. Belki de öykünün devam bölümü yazılır, o da öyle bir şey olabilir? 😎

      Yorum tarafından canerfidaner | 16/02/2013 | Cevapla

  2. Gülümseyerek okudum ve farkına varmadan dayattığım ne resimler, ne konserler, ne kitaplar olmuş-mudur – acaba diye düşünmeden edemedim :)) Çok beğendim. Devamını bekliyorum ben de en azından annenin duvara bakıp gördüğünü-hele böyle bir fotoğrafta- bilmeyi isterdim.Eline sağlık Caner :))

    Yorum tarafından Hasibe | 16/02/2013 | Cevapla

    • Sağol Hasibe… Beğendiğine sevindim. Devamını yazmak isterim ama bu gidişle Esen (ve Oral) haklı çıkacak, fotoğraf başka bir yere taşınacak gibi 😉 Anneyi üçgenin bir köşesi olarak olaya katmak da ilginç ama ben aslında fotoğraftaki kızın (Francesca’nın kankası, birçok fotoğrafta da modeli Anne Sloan Rankin Keck) ne düşündüğünü merak ediyorum. Bulunduğu yerden, tepedeki pervazdan bakarak bu düşünceleri okusa o neler düşünürdü acaba? 😉 Bu arada “dayatmalara” devam et, orta yaş erkekleri gençliklerindekinden daha makûl oluyorsa sizlerin sayesindedir… 😎

      Yorum tarafından canerfidaner | 16/02/2013 | Cevapla

      • Franceska’nın kankası anlatacaksa neden olmasın 🙂

        Yorum tarafından Ori | 16/02/2013


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: