Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Tokat

Portrait of a pretty young woman taking a nap on the sofa in living roomÜç katı koşarak indim. Ayaklarıma geçiriverdiğim terliklerin sesi merdiven boşluğunda ardarda atılan tokatlar gibi şaklıyordu. Apartmanın ağır kapısını açmamla yağmurun suratıma çarpması bir oldu. Bir yandan rüzgâra karşı kendimi dışarıdaki karanlığın içine atarken, bir yandan da pijamamın cebindeki anahtarları yokladım. Az önce bir arabadan atıldığını, arkasından da şiddetli bir tokat yediğini salonun penceresinden izlediğim kadın orada, kaldırıma yatar gibi oturmuş, yağmurun farkında değilmiş gibi sarsılarak ağlıyordu. Omuzlarının ve sarı blûzunun üzerine dökülen uzun saçları uçlarından sızan sularla yere kadar uzanıyormuş gibi görünüyordu. Dolunayın ışığında siyah olduğu anlaşılan eteği sıyrılmış, bacaklarının açıkta kalan kısımları çamur lekeleriyle dolmuştu. İki adımda yanına ulaşıp koluna girdiğimde kadının yüzünü benden kaçırdığını farkettim. Beni asıl şaşırtan gerçeği ise onu ayağa kaldırmaya çalıştığımda gördüm, hemen ardından ağzımdan “Leyla, sen ha?” sözleri döküldü. 

Az sonra salonda oturuyorduk. O, daha önce de defalarca yaptığı gibi gri bornozumu giymişti. Kanapenin köşesine büzülmüş, böyle tatsız bir duruma düştüğü için mi, yoksa onu ben buldum diye mi bilmem, yüzünü asmış oturuyordu. Elbette bir daha gelmeyeceğini haykırarak çekip gittiği bir eve yeniden, hem de bu halde gelen her kim olsa canı sıkılırdı. Birkaç dakika önce o duştayken hazırladığım yeşil çayı sehpaya koydum. ‘Seni unutmadım’ der gibi çaya bir dilim de limon eklemiştim. O susmaya devam ederken ben anlatmaya başladım: “Gece geç yatmamıştım ama yine de uyku tutmamıştı. ‘Benim yüzümden mi?’ dersen, hayır, üç ay yeterince uzun bir süre. Neyse. Böyle gecelerde uyuyamayan herkesin yaptığı gibi ben de salonun penceresinden yağmuru seyrediyordum ki hızla gelen arabayı gördüm. Tam bizim evin önünde ani bir fren yaptı, sürücü aşağıya indi, arabanın önünden dolaşıp sağ ön kapıyı açtı…” O ana kadar sessizce beni dinliyordu ama birden patladı: “Hoşuna gitti değil mi? Yaşadıklarımı neden bana tekrar tekrar anlatıyorsun? Beni bu kadar aşağılamak zorunda mısın? Görüyorsun ne halde olduğumu.” Ardından ağlamaya başladı. Sustum. Sonra düşündüm, gerçekten ona yardım etmek mi istiyordum, yoksa onu üzmek hoşuma mı gidiyordu?

Onu ağlar halde bırakıp içeriye, çalışma odasına geçtim. Bilgisayarı açtım, salondaki kanepede onunla sarmaş dolaş fotoğrafımız duruyordu karşımda. Hâlâ. Onun için ne düşünüyordum? Başına gelen olay beni üzmüş müydü, yoksa üç ay evvel kapıyı çekip gitmeden hemen önce bana attığı tokadı hatırlayıp içten içe sevinmiş miydim? On yıllık birliktelik, altı yılllık evlilik onun bu tokadıyla mı bitmişti gerçekten? Yoksa şu andaki gibi neye üzüldüğünü hiç anlayamamış ve onu kendimden ben mi uzaklaştırmıştım? Ekranda eski fotoğraflarımızı gözden geçirmeye başladığımı farkettim. Son üç aydır kafamda dolaşıp duran sorunun cevabına yaklaşmıştım galiba. On yıl boyunca ondan hiç özür dilememiştim. İçim ezildi. Kısa bir an hareketsiz kaldım. Sonra ayağa kalktım, koluma bacağıma söz geçirebildiğime sevinerek salona gittim.

O artık ağlamıyordu. Bornozumu da üzerine yorgan gibi örtmüştü. Gözleri açıktı. Geldiğimi gördüğünde tek tepkisi sırtını bana dönmek oldu. Eğildim, saçlarını kenara çektim. Yanağından öptüm ve kulağına fısıldadım: “Özür dilerim Leyla.”

Caner Fidaner

Reklamlar

25/06/2013 - Posted by | Öyküler | ,

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: