Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Çok kısa öykü: Ayna Halkı

Harry Clarke - Maelström

Harry Clarke – Maelström

Yedi numaradaki yeni komşu her gün karşımızdaki çocuk bahçesine gidiyor, oturduğu bankta saatlerce çocukları seyrediyordu. Uzun ve gri bir pardesü giyen bembeyaz saçlı bu adamın çocuklarına zarar verebileceğinden korkan apartman sakinleri, o yıl yöneticilik sırası bende olduğu için bu işi sorgulama görevini de bana vermişlerdi.

Parka gittim ve yeni komşunun yanına oturdum. Yere bakarak çocuklarla ilgili endişeleri anlattım ve bu endişelere katılmadığımı ekledim. Göz göze geldiğimiz anda gözlerinin mavi olduğunu fark ettim, kıvrımların arasında kaybolmuş iki derin kuyuyu andırıyorlardı. Komşunun yüzü yukarıdan aşağı uzanan derin kırışıklardan ibaretti. Gözlerim kucağında kavuşturduğu ellerine kaydı, onlar da kırış kırış görünüyordu.

Buraya çocukluğumu aramaya geliyorum.” diye söze başladı komşu, “Takvimlere göre yaşım yirmi iki. Kuşkusuz bu beyaz saçların bir nedeni var.” Bir nefeslik aradan sonra devam etti: “Ailemi şaşırtacak kadar erken yaşta okumayı sökmüştüm. Her şeyi merak ediyor, kafamdaki birçok sorunun cevabını kitaplarda buluyordum. Bu beni daha çok okumaya yönlendiriyordu. Halimiz vaktimiz yerindeydi, annem de babam da beni destekliyorlar, taleplerimi yerine getirmeye çalışıyorlardı. Yaşım on olduğunda bir kitaptan, bir zamanlar Çinlilerin aynaların arkasında farklı bir dünya olduğuna ve orada birilerinin yaşadığına inandıklarını öğrendim. Bu ‘Ayna halkı’ kötü yaratıklardı ve bize zarar vermemeleri için kulanılmayan aynaların üzerleri örtülmeliydi. Bu hikâye ve onun doğurduğu merak hayatıma damgasını vurdu. Aynaların arkasına geçmek için şiddetli bir istek duymaya başladım. Bu istek zamanla karşı konulamaz bir tutku haline geldi bende. Yeterli enerji düzeyine ulaşıp bir aynaya büyük bir şiddetle çarparsam arkaya geçebileceğimi düşünüyordum. Birkaç ayna kırdıktan sonra hızlanarak koşmanın sağladığı enerjinin böyle bir geçişe yetmeyeceğini kabullendim.”

O sıralarda denizde yakalandığı girdabın içine düşmüş bir gemiciden söz eden bir öykü okudum. Böyle doğal bir enerjinin işime yarayabileceği kanısına vardım. Akranlarım liseyi bitirirken ben denizcilerin, oşinografların peşine düşmüştüm, dünyanın neresinde ne zaman girdap olacağını öğrenmeye çalışıyordum. Sonunda Atlantik okyanusunun kuzeyinde şansımı denemeye karar verdim. Evdekilere bir geziye gittiğimi söyleyip yola çıktım. Yılın en şiddetli girda yaklaşırken ben yanımda büyük bir aynayla teknemin içinde onu bekliyordum.”

Durduğum yeri ve aynanın açısını titizlikle hesaplamış, girdaba öyle girmiştim. Ayrıntılardan söz etmek istemiyorum ama o gün hayalim gerçekleşti. Büyük bir şiddetle çarptığım aynanın arkasına savruldum.”

Sustu. Gözlerini kapatmıştı. Bir süre sonra bana baktı, gülümsedi ve devam etti. “Aynanın arkasında ne bulduğumu söyleyeyim mi? Evet, Çin efsanesinde anlatılanlar gerçekti, ama gerçeğin yalnızca bir kısmıydı. Bir ‘ayna halkı’ vardı, ama bunlar yabancım değildi. O güne kadar birlikte yaşadığım, tanıştığım, görüştüğüm insanlarla karşılaştım orada. Annem, babam, akrabalar, oturduğum her adresten komşular, alışveriş ettiğim satıcılar, sokaktan, okuldan bildiğim arkadaşlar. Tümü oradaydı. Fakat hepsi de bana çok kötü davranıyorlardı. Her biri bambaşka bir kişi olmuştu. Annem, o mülayim kadın sürekli beni azarlayıp kulağımı çekiyordu. Babam bir canavar olmuştu, bağırıp çağırmak bir yana tokatları suratımdan eksilmiyordu. Bakkal bilmem ne zaman taktığım borcu kabaca hatırlatıyor, dolmuş şoförü bozuk para vermedim diye beni yolda bırakıyordu. Güleryüzlü insanlar olarak hatırladığım öğretmenler ellerinde cetvel, bana ceza vermek için yolumu gözler olmuştu. Anladığım kadarıyla insanların bildiğimiz dünyada söylemek isteyip dile getiremedikleri, yapmak isteyip de yapmamak için kendilerini tuttukları ne varsa, aynanın arkasındaki o alternatif dünyada söyleniyor, yapılıyordu. Tabii aynı kural benim için de geçerli oldu. Anneme, babama orada neler söylediğimi hatırladıkça yüzüm kızarıyor. Hele öğretmenler, zor kurtuluyorlardı elimden. Yani ‘ayna halkı’ bizdik. Ama hayır, kısa sürede o dünyanın insanca olmadığı kanısına vardım ve burayı özlemeye başladım.”

Yine bir ara verdi. Suskunluğu uzayınca sorma ihtiyacı hissettim: “Nasıl döndünüz?” Kısaca cevap verdi, “Orada da aynalar ve fırtınalar, girdaplar vardı. Yaşadıklarımı unutamıyorum. Yeni saplantım olaylardan önceki hayatıma dönebilmek. İşte burada çocukların karşısında onların yaşındaki masum halimi arıyorum.” Ardından dalgınlaştığını ve gözlerini kapattığını fark ettim. Kısa bir süre sonra ses etmeden ama “Hoşça kal” anlamına omuzuna dokunarak kalktım o banktan.

Neyse ki bütün bunları apartmandakilere anlatmama gerek kalmadı. Çünkü ertesi gün yedi numara boşaldı, gizemli komşumuz kim bilir nereye taşınmıştı.

.

Caner Fidaner

Reklamlar

04/11/2013 - Posted by | Çok kısa öyküler, Öyküler | ,

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: