Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

“Galîz Kahraman”a Zeyl

Ey Kâri!

Sen de benim gibi Galîz Kahraman ismiyle müsemma kitabı kıraat edip içinde gördüğün ve ne mânaya geldiğini bilmediğin kelemâtın peşine düşme isteği duymuşsan, işbu risale senin içindir.

Şekil.1

Şekil.1

Evvelemirde kitabın müellifinden başlayalım. Kapakta her ne kadar İhsan Oktay Anar yazılmış ise de emîn haber menbaları bu ismin müstear olduğunda ısrarcıdır (Şekil.1). Şehir ahalisinin dilinde asıl müellifin Uzun İhsan Efendi olduğu şayiası dolaşmaktadır. Muhtelif emarelere bakarak bendeniz de bu fikre iştirak ediyorum. Bilvesile Uzun İhsan Efendi’ye sıhhat, afiyet, saadet ve uzun ömür temenni ediyoruz.

Aşağıda işte bunun gibi hayreti mûcib daha nice malûmat okuyacaksın. Fakat eğer maksadın hakîkati, sadece hakîkati bulup keşfetmekse bunu başka yerlerde aramanı tavsiye ederim. Zira aşağıda yazılanların hakîkatı aksettirdiğine dair bir delil yoktur. Varsa da biz bundan bîhaberiz.

Filhakika şunu da hatırlatmakta fayda mülahaza ediyoruz: “Malûmat öyle bir ziyâdır ki ona bigâne kalanları tenevvür eder,” denmiştir, yani gûyâ “Bilgi uzağındakileri aydınlatır” imiş. Yoksa yakındakileri miydi? Her ne hâl ise, bizim yazdıklarımızla ne eşhası, ne de cem’iyyeti tenevvür etmek gibi bir niyetimiz, böyle bir kastımız yok. Bilâkis isteriz ki okuyanlar tatmin olmasın, zihinleri iyice çorbaya dönsün de işin esası neymiş diye merak etsinler, daha kavî bir aşkla, daha azîm bir şevkle bir şeyleri aramaya devam etsinler. Zaten “hayat, hayat” diye yere göğe koyamadığımız sürre-yi mahdutta yaptıklarımız bundan ibaret değil mi?

Dibâcemiz burada hitam buluyor. Şimdi buyrun izâhâta.

Naçiz Bendeniz

 ——————————————————-

(1) Galîz (kapakta): Kaba, kalın, sindirimi zor. Gündelik konuşmada daha çok “kaba küfür” demek olan “galiz küfür” şeklinde kullanılıyor. Fakat bu sözcük zamanında tıbbi bir terimin içinde de yer almış: “miâ-i galiz”, “kalınbağırsak” anlamına geliyor, çoğulu “em’â-i galiza”.

Şekil.2- "Robot olmadığını kanıtla"

Şekil.2- “Robot olmadığını kanıtla”

(2) “.rOBOt oLmadiğnı KanıdLA” (metinden önce): İnternet kullanıcıları “Robot olmadığını kanıtla” cümlesini yakından tanır. Bazı internet sayfalarına girebilmek için bilgisayar yazılımlarının (yani robot programların) tanıyamayacağı, fakat insanların okuyabileceği şekilde garip biçimlerde yazılmış harf ya da rakamları bir kutucuğa kopyalamanız istenir. Böylece şu ya da bu nedenle o sayfaya toplu giriş yapmak isteyenlerin bilgisayar programı kullanmaları önlenmiş olur (Şekil.2).

Şekil.3- Bir N.V.G. sistemi

Şekil.3- Bir N.V.G. sistemi

(3) N. V. Google (metinden önce): Bilgisayarda en yaygın arama motorunun adı olan “Google” sözcüğü, bir iddiaya göre, İngilizce’de “gözlerini kocaman açarak bir şeye dikkatlice bakmak” anlamına gelen “goggle” fiilinden türetilmiş. “N. V. G.” dediğinizde ise geceleri etrafı görebilmek için kullanılan ve dürbüne benzeyen özel gözlükleri kast eden “night vision goggle” terimini kısaltmış oluyorsunuz (Şekil.3). “N. V. Google” ifadesi olasılıkla bu cihaza bir gönderme içeriyor.

(4) York şehrinin yenisi (s. 9): “New York”. İngilizce’de “new” sözcüğü yeni anlamına gelir.

(5) Gebergâh (s. 10): Yazarın türettiği bu sözcük herhalde “Geberilen, ölünen yer” demek.

(6) La Skala (s. 10): “La Scala”, Milano’daki ünlü opera binası.

(7) jantiyom (s. 10): “Gentillhomme”, Fransızca’da centilmen.

(8) zadegân (s. 10): Eski dilde, aristokrat. Kökü Farsça “oğullar” anlamına gelen “zadagan”dır.

(9) müskirât (s. 10): Alkollü içecekler.

(10) Suvaç Kralı (s. 10): “İsveç Kralı”.

(11) yigirmi (s. 10): yirmi. Sözcük Orhun Yazıtları’ndan on sekizinci yüzyıl Anadolu Türkçesi’ne kadar “yigirmi/yiğirmi” şeklinde kullanılmıştır.

(12) postnîşin (s. 10): Farsça’da sözcük anlamı “hayvan postu üzerinde oturan” olup mecazi olarak “Mevlevilikte bir makam” demektir.

Şekil.4- Vitruvius Adamı

Şekil.4- Vitruvius Adamı

(13) Leonardo (s. 11): “Leonardo da Vinci”

(14) mükemmel insan bedeni (s. 11): Leonardo da Vinci’nin 1490 dolayında yaptığı insan bedeni resmi. Da Vinci tabloya ünlü mimar Vitruvius’un notlarını da eklediği için bu resim “Vitruvius Adamı” olarak bilinir (Şekil.4).

(15) cürm (s. 11): suç. (“Hacım, büyüklük” anlamına gelen “cirm” ile karıştırılmamalı.)

(16) kutup mertebesi (s. 11): Tasavvufta “nefsin yedi mertebesi”nden en üstün olanı.

(17) Filistin (s. 14): Yazarın tabloda “Kabiliyet mertebeleri”nin en alt düzeyi olarak gösterdiği ve sözcük anlamı “Filistinli” olan bu terim 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında Avrupa’da “gündelik çıkarlarına göre hareket eden, maddiyatçı, kültürsüz, cahil kişi” anlamında, bir aşağılama sözü olarak kullanılıyordu. Tevrat’ta Filistinliler İsraillilerin komşusu ve düşmanı olarak anlatıldığı için bir dönem bu sözcüğe olumsuz anlam yüklenmiştir.

(18 Yarma İskender (s. 14): Kitapta Büyük İskender’i çağrıştıran karakter.

(19) Luvr (s. 15): “Louvre”, Fransa – Paris’teki ünlü müze.

(20) Ermitaj (s. 15): Rusya – Saint Petersburg’daki ünlü müze. (Rusça adı: Государственный Эрмитаж)

(21) teofobi (s. 17): Tanrıları sevmeme ve onlardan korkma.

(22) Lât, Uzza, Menat (s. 17): İslamiyet öncesi Arap mitolojisinden üç tanrıça. O dönem Kâbe’de tasvirleri verdı ve “Tanrının kızları” olarak anılırlardı. Lât, Uzza ve Menat’ın Yunan mitolojisindeki karşılıkları sırasıyla Athena, Afrodit ve Nemezis’tir.

(23) mitra, gaco (s. 18): Her iki sözcük de argoda “kadın” anlamına geliyor.

(24) hendese (s. 19): Eski dilde, “geometri” anlamına gelir, “mühendis” sözcüğü ile de akrabadır.

(25) altın oran (s. 19): Eski Mısır ve Eski Yunan kültürlerinde “En – boy oranı ne olursa bir sanat yapıtı göze daha güzel görünür?” sorusuna cevap olarak bulunmuş oran. Değeri yaklaşık 1,618’dir.

(26) “Kendini bil!” (s. 20): Eski Yunan kültüründe önemli bir yer tutan bu sözün Yunanca özgün biçimi şöyledir: “γνῶθι σεαυτόν”, yani “gnōthi seauton”. Pausanias’ın yazdığında göre bu özdeyiş Delfi’deki Apollon Tapınağı’nın girişinde yazılıydı. Latince eşdeğeri nosce te ipsum ya da temet nosce olarak kabul edilir.

(27) Abanoz sokak (s. 20): İstanbul’un Galata semtinde bir zamanlar genelevleri ile ün kazanmış sokak.

(28) Diwana (s. 22): Diyarbakır’ın Ergani ilçesine bağlı bir köy. Resmi adı Morkoyun’dur.

(29) Zengetil (s. 22): Diyarbakır’ın Ergani ilçesine bağlı bir köy. Resmi adı Bereketli’dir.

(30) Ümmü Gülsüm (s. 26): 1930’lu yıllarda ün kazanmış, kırklı ve ellili yıllarda ününü sürdürmüş Mısırlı kadın şarkıcı. Türkiye’de de çok sevilmiş ve gerek radyodan, gerekse plaklardan yaygın olarak dinlenmiştir. Sevim Burak, Ümmü Gülsüm adlı çok kısa öyküsünde onun müziğini adeta yazıya geçirmiştir.

(31) Karl’ın ‘Sermaye’ başlıklı eseri (s. 28): Belli ki Karl Marx’ın Kapital adlı yapıtından söz ediliyor.

(32) İştirakiyyun mezhebi (s. 29): Eski dilde, Komünizm ve sosyalizm öğretilerine bir arada verilen ad. Sözcük anlamı “katılımcılık”tır.

(33) Lisan Müessesesi (s. 29): Belli ki “Dil Kurumu” anlamında kullanılmış.

Şekil.5- Güliverin Yolculukları, ilk basim (1726)

Şekil.5- Güliverin Yolculukları, ilk basim (1726)

(34) Canatan Sivif (s. 30): “Jonathan Swift”

(35) Lagando Akademisi (s. 30): Swift’in Güliver’in Yolculukları adlı fantastik romanında (Şekil.5) Lagando ülkesinin Projeciler Akademisi’ni gezen Güliver orada “Motor” diye adlandırılan bir makine görür. Galîz Kahraman’da anlatıldığı gibi öğrenciler, dilin bütün sözcüklerini içeren bu makineyi kullanarak rasgele sözcük dizileri oluştururlar. Swift’in bu satırları, “edebiyatta bilgisayar benzeri bir aracın ilk kez anlatılışı” sayılır. Bu konudaki bir makale için burayı tıklayınız.

(36) Karanlık Melek (s. 30): Şeytan’ın sıfatlarından biri.

(37) priapism (s. 31): Ereksiyondaki penisin sönük hale geçememesi şeklinde ortaya çıkan tıbbi bir belirti. Adını Eski Yunan mitolojisindeki bereket tanrısı Priapus’tan alır.

(38) Cemiz Vat (s. 33): “James Watt”.

(39) Rişar Fağner (s. 34): “Richard Wagner”, Alman besteci. Romanda sözü edilen yapıt, yani Der Ring des Nibelungen (Nibelungen Yüzüğü) bestecinin ardarda gösterilmesini istediği dört operadan oluşur.

(40) Kamu İlmi Teşebbüsü (s. 35): Üniversitelere KİT, yani “Kamu İktisadi Teşebbüsü” terimine benzeyen bu adı uygun görmesi, yazarın bilim kurumlarının ticarileşmesine yönelik bir eleştirisi olarak düşünülebilir.

(41) Baston şehri (s. 36): “Boston şehri”

(42) “Orta Doğu için iyi” (s. 36): Belli ki yazar burada “Bon pour l’Orient” terimine gönderme yapıyor. Fransızca’da “Doğu için iyidir” anlamına gelen bu ifade, “Doğu”dan, daha doğrusu “Orta Doğu”dan gelen öğrencilere verilen diplomalara yazılır ve o diplomanın Avrupa’da geçerli olmadığını ifade ederdi. Büyük devletlerin bu “bölgeye özel diploma verme” yöntemiyle kendi çıkarlarına uygun “sömürge tipi aydın” yetiştirdikleri söylenir.

(43) Sağır kef (s. 38): Eski yazıda genizden gelen “n” sesi veren bir harf.

(44) Brodvey (s. 44): “Broadway”. New York’ta, Manhattan bölgesinde tiyatro ve konser salonlarıyla ünlü büyük cadde. Sözcük anlamı “Geniş Yol”dur.

(45) Hinnom (s. 47): Kudüs yakınlarındaki bir vadinin adı. Efsaneye göre Kudüslüler eski devirlerde Moloh/Molok adlı tanrılarına kurban ettikleri çocuklarını buraya atarlardı. İbranice’de “hinnom” sözcüğü “gözyaşı, ağıt” anlamına gelir, “ge” ise “vadi” demektir. “Cehennem” sözcüğü de Türkçe’ye “Ge-hinnom” şeklindeki kullanımdan, Arapça aracılığı ile gelmiştir.

Şekil.6- H Bosch - Haçını Taşıyan İsa

Şekil.6- H Bosch – Haçını Taşıyan İsa

(46) Kuasimodo (s. 48): “Quasimodo”. Victor Hugo’nun romanı “Notre Dame de Paris”in (Türkçe’de: Notre Dame’ın Kamburu) önde gelen karakterlerinden biri. Notre Dame Kilisesi’nin zangoçudur. Kambur, çirkin ve sağırdır, fakat davranışları insancadır. Çingene kızı Esmeralda’ya âşıktır.

(47) Hiyeronimuş Boş (s. 52): “Hieronymus Bosch”, Hollandalı ressam. Romanda adı geçmesine karşın “Karakterler” adlı bir yapıtını bulamadım. Ancak romandaki artist kataloğunu, Bosch’un tablolarındaki tiplerin yüz resimlerinin yanyana dizildiği sayfalar halinde düşlemek mümkün. Bu tipleri anımsamak için ressamın “Haç Taşıyan İsa” adlı tablosu iyi bir kaynak olabilir (Tablonun Gent versiyonu, Şekil.6).

Şekil.7- Aziz Anton oyununun afişi

Şekil.7- Aziz Anton oyununun afişi

(48) Aziz Anton (s. 55): Her ne kadar Hristiyanlıkta Anton, Antoine ya da Anthony adının taşıyan çeşitli azizler varsa da bunlardan biri ile metin arasında bir bağ kuramadım. Buna karşılık Mayıs 2013’te İzmir’de “Aziz Anton” adlı bir tiyatro oyununun Engelsiz İzmir Tiyatro Topluluğu tarafından sahneye konduğunu, bu oyunun Aziz Nesin ve Anton Çehov’un öykülerinden derlenmiş olduğunu not edelim (Şekil.7). Galîz Kahraman’ın metninin sonundaki bitiş tarihi ise 10 Aralık 2013.

(49) “(…) hem Remiz’i ve hem de Remziye’yi, dişi bir sokak köpeği emzirmişti.” (s. 56): Burada Roma kentinin kurucusu Romulus ve Remus kardeşlerin bir dişi kurt tarafından emzirildiği efsanesine gönderme yapıldığı anlaşılıyor.

(50) Nefton (s. 67): “Newton”

(51) Mak Plank (s. 67): “Max Planck”

(52) Ayışıtan (s. 67): “Einstein”

(53) modus tollens (s. 67): Mantıkta şöyle bir çıkarsama yöntemi: “A, B’yi gerektiriyor. B yok, o halde A da yoktur.” Örneğin, “Bahçeye biri girince köpeğim havlıyor. Şu anda köpeğim havlamadığına göre bahçeye giren kimse de yok.”

(54) modus pollens (s. 67): Mantıkta şöyle bir çıkarsama yöntemi: “A, B’yi gerektiriyor. A var, o halde B de vardır.” Örneğin, “Bir evde fare varsa o eve kedi gerekir. Bu evde fareler var, o halde bu eve kedi gerekiyor.”

(55) de Morgan kaideleri (s. 67): Sembolik mantıkta, aralarında ve/veya bulunan iki önermeden meydana gelmiş bir ifadenin olumsuz halini anlatan iki kural. Cümle karışık oldu, fakat örnekle açıklanması mümkün.

Birinci kural için örnek verelim. Diyelim ki şöyle dediniz: “Evde oturacağım” ve “kitap okuyacağım”.

Bu ikili ifadenin olumsuzu (yani tersi) şöyle olur: “Evde oturmayacağım” veya “kitap okumayacağım”.

Demek ki arada “ve” varsa, iki önermeden birinin tersi, ikili ifadenin tümünü olumsuz yapıyor.

İkinci kurala da bir örnek verelim. İkili ifademiz şöyle olsun: “Sinemaya gideceğim” veya “tiyatroya gideceğim”.

Bu ifadenin olumsuzu (yani tersi) şöyle olur: “Sinemaya gitmeyeceğim” ve “tiyatroya gitmeyeceğim”.

Burada toplam ifadenin olumsuz hale gelmesi için önermelerin ikisinin birden olumsuz olması gerekiyor.

(56) totoloji (s. 67): Aynı şeyi tekrarladığı için yeni bir bilgi vermeyen önerme. Örneğin, “Her insan bir insandır.” ifadesi bir totolojidir. Sözlü sınavda yanıtını bilmediği bir soruyla karşılaşmış öğrencilerden totoloji örnekleri duyabiliriz. Soru: “Kuşbilimi nedir?” Yanıt: “Eeeee… Kuşbilimi, kuşlarla uğraşan bilimdir. Bu bilim her çeşit kuşu bütün yönüyle inceler, araştırır. Eeeee…” gibi.

(57) upir (s. 69): Slav mitolojisinde vampir.

(58) Tente (s. 71): “Dante Alighieri”

(59) Rable (s. 71): “François Rabelais”

Şekil.8- Hermann Hesse, Bozkır Kurdu, ilk basımın kapağı (1927)

Şekil.8- Hermann Hesse, Bozkır Kurdu, ilk basımın kapağı (1927)

(60) hakkında ‘sonradan görme karga’ denilen Şekspir (s. 71): Bu ifade ile Robert Greene’in 1592’de yazdığı bir kitapçık ile Shakespeare’e “upstart crow” demesi kast ediliyor. İngilizce’de “Crow”, “karga” demek. “Upstart” sözcüğü ise Türkçe’ye “sonradan görme”, “türedi” ya da “zıpçıktı” diye çevrilebilir.

(61) romancı, bozkır kurdu kadar hürdü. (s. 72): Bu söz Hermann Hesse’nin ünlü romanı Bozkır Kurdu’nu anımsatıyor (Şekil.8).

(62) Han Duvarları (s. 76): Faruk Nafiz Çamlıbel’in uzun destan-şiiri.

(63) Sanctum Iohannes’in inisyali (s. 81): Bu ismin Türkçesi Aziz Yahya olduğuna göre onun inisyali, yani başharfleri de “Ay!” oluyor.

Şekil.9- Puandorg örneği

Şekil.9- Puandorg örneği

(64) puandorg (s. 81): Fransızca’da “point d’orgue”, İngilizce eşdeğeri “fermata”. Müzikte kullanılan, yarım çember içinde bir nokta şeklindeki işaret (Şekil.9). Notanın portede gösterilen değerden daha uzun çalınacağını gösterir.

(65) Fingal (s. 81): İskoçya’nın Staffa adasında, akustik özellikleriyle ünlü bir mağara. Felix Mendelssohn burayı ziyaret ettikten sonra “Fingal Mağarası Üvertürü”nü bestelemiştir. On dakikaya yakın süren bu bağımsız parçayı burayı tıklayarak dinleyebilirsiniz.

(66) corona (s. 81): Taç

(67) Pilpireto Pireto (s. 82): “Vilfredo Pareto”, gelir dağılımı ve bireysel seçimler konusunda çalışmış İtalyan mühendis, sosyolog, siyasetçi ve ekonomist. “Pareto ilkesi”ne adı verilmiştir. “80 – 20 kuralı” olarak da bilinen Pareto ilkesi şudur: “Etkilerin yaklaşık yüzde sekseni, toplumun yaklaşık yüzde yirmisinden gelir.” Örneğin İtalya’da toprakların yüzde sekseni, nüfusun yüzde yirmisinin elindedir. Bir başka örnek: Satışlardan derlenen paranın yüzde sekseni müşterilerin yüzde yirmisinden gelir.

(68) Janjank (s. 83): “Jean-Jacques Rousseau”

(69) Mâlik-ül Mülk (s. 83): Mülk’ün (memleketin, toprağın) sahibi. İslam inancında Allah’ın 99 adından biridir.

(70) Üçüncü Remzi (s. 84): Hitler zamanında Alman devletine verilen ad olan “Üçüncü Reich (= Üçüncü Devlet ya da Üçüncü İmparatorluk)” terimini çağrıştırıyor.

(71) banlamak (s. 87): Ötmek, bağırmak. Özellikle horozlar için kullanılır.

(72) Galapagos Adaları (s. 90): Büyük Okyanus’ta, öteki kara parçalarından uzakta bir adalar grubu. Darwin’in zihninde evrim kavramı ve evrimin mekanizmaları, bu adalarda evrimleşmiş hayvan türlerini gözlemlemesinden sonra gelişmiştir.

(73) Zevs (s. 91): “Zeus”

(74) “Ah Mualla!” (s. 92): Bu sesleniş, bestesi ve sözleri Nejat Yavaşoğulları’na ait olan “Mualla” adlı şarkıyı çağrıştırıyor. Parçayı dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz (03′ 04″).

(75) Lort Bayron (s. 96): “Lord Byron”

(76) Nikelanj (s. 96): “Michelangelo”. İtalyan heykeltraşın adı, anlamı “Melek Mikail”dir ve Fransızca söylenişi “Michel-Ange”dır. Türkçe’de de yakın zamanlara kadar Fransızca kullanım daha yaygındı.

(77) Şarlz Dikınz (s. 96): “Charles Dickens”

(78) Biridelik Niçe (s. 96): “Friedrich Nietzsche”

(79) İshak Nefton (s. 96): “Isaac Newton”

Şekil.10- 1933 model Moto Guzzi, 500cc motor

Şekil.10- 1933 model Moto Guzzi, 500cc motor

(80) Raskolnikov (s. 96): Dostoyevski’nin Suç ve Ceza adlı romanının başkahramanı.

(81) Madam Bovari (s. 96): Gustave Flaubert’in Madame Bovary adlı romanının başkahramanı.

(82) Prens Mışkin (s. 96): Dostoyevski’nin Budala adlı romanının başkahramanı.

(83) 500cc’lik motörüyle, 1933 model Moto Guzzi triportör (s. 101): Burada tanımlanan aracın bir reklamdaki resmi Şekil.10’da görülüyor.

Şekil.11- Ukulele

Şekil.11- Ukulele

(84) ukulele (s. 112): Gitar ailesinden bir çalgı. Hawai kökenlidir ve dört tellidir. (Şekil.11)

(85) Harika Çocuklar Kanunu (s. 114): 1948 yılında İdil Biret ile Suna Kan’ın yurtdışında müzik eğitimi görmeleri için çıkarılmış, 1956’da müzik dışındaki güzel sanat dallarını da kapsayacak şekilde genişletilmiş yasa.

(86) Karoli (s. 114): “Ferdinando Carulli”, İtalyan gitarist ve besteci

(87) Karkasi (s. 114): “Matteo Carcassi”, İtalyan gitarist ve besteci

(88) Sor (s. 114): “Farnando Sor”, İspanyol gitarist ve besteci

(89) Diyabeli (s. 114): “Anton Diabelli”, Avusturyalı besteci ve müzik yayıncısı

Şekil.12

Şekil.12

(90) Roden tarafından yontulmuş ‘Düşünen Adam’ heykelinin kopyası (s. 119): İstanbul – Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin bahçesindeki bu kopya, Dr. Fahri Celal Göktulga’nın başhekimliği döneminde hastalar tarafından yapılmış ve 1951’de tamamlanmıştır. (Şekil.12)

(91) balyemez topları (s. 123): Orta boyda, tunçtan yapılmış askeri top. Adının kökeni tartışmalıdır. Bazıları köken olarak İtalyanca “balia-mezza”yı (=“yarım gülle”) gösterir, bazıları ise bu sözcüğün bir top çeşidinin Almanca adı olan “faule metze”den (=“tembel kahpe”) geldiğini iddia eder.

(92) horasan (s. 123): İnşaatlarda kullanılan bir harç. Tuğla tozları ile kirecin suyla karıştırılmasıyla elde edilir.

(93) Hubal (s. 130): İslam öncesi Arabistanda, Mekke’de kendisine tapınılan tanrılardan. Kâbe’deki 360 puttan en büyüğü, insan şeklieki Hubal heykeliydi. Hubal inancının Arabistan’a kuzeyden geldiğine ilişkin bulgular varsa da kaynak açıkça belli değildir. Halikarnas Balıkçısı’nın Hubal ile Kübele arasında kurduğu ilişki kanıtlanmış değildir.

(94) Malakbel (s. 130): İslam öncesi dönemde Palmira şehrinin tanrısı. Adının “Baal’in elçisi” anlamına geldiği düşünülür. Yunan mitolojindeki eşdeğeri Hermes’tir.

(95) Manaf (s. 130): İslam öncesi Arabistanda, Mekke’de kendisine tapınılan tanrılardan. Kadınlar tarafından okşandığı biliniyor.

(96) Britiş Müzeum (s. 130): “British Museum”, İngiltere – Londra’daki ünlü müze. Tarihin ilk müzesi olarak bilinir.

Şekil.13- Conrad Martens, HMS Beagle Ateş Adalarında

Şekil.13- Conrad Martens, HMS Beagle Ateş Adalarında

(97) Amiral Nelson’un Viktori adlı harp gemisi (s. 133): “A. Horatio Nelson”, Napolyon ile savaşmış ünlü İngiliz deniz subayı. “HMS Victory” adlı savaş gemisiyle katıldığı Trafalgar Deniz Savaşı’nda hayatını kaybetmiştir.

(98) Şarl Darwin’in içinde bulunduğu, HMS Bigıl araştırma gemisi (s. 133): “HMS Beagle”, Charles Darwin’in evrim kuramını geliştirmesini sağlayan deniz yolculuklarını yaptığı araştırma gemisi. “Beagle” İngilizce’de “tazı” anlamına gelir. “HMS” ise “Majestelerinin gemisi” anlamındaki “His/Her Majesty’s Ship” sözünün kısaltmasıdır ve geminin İngiltere Kraliyet Donanması’na ait olduğunu gösterir. (Şekil.13)

(99) Klark Kebıl (s. 136): “Clark Gable”

(100) berzah (s. 138): Eski dilde, sözcük anlamı şöyle: “iki denizi birleştiren dar boğaz ya da anakaradan bir adaya geçişi sağlayan dar kara parçası, kıstak.” Aynı sözcük mecazi olarak “Bu dünya ile öbür dünya arasındaki geçiş alemi, kabir dünyası”nı ifade ediyor.

(101) kulampara (s. 144): gulampâre. Anlamı: “genç erkeklere aşırı ilgi duyan erkek”. “Kadınlara aşırı ilgi duyan erkek” anlamındaki “zenpâre = zampara” sözcüğünün benzeridir.

(102) meb’ûn (s. 147): efemine davranışlar gösteren erkek.

(103) labunya (s. 147): (ya da “lubunya, lübünya”) Argoda, acemi eşcinsel erkek.

(104) Mevcûde’nin Çekilmez Hoppalığı (s. 148): “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği”

(105) İlhan Kundura (s. 148): “Milan Kundera”

(106): Pederler ve Mahdûmlar (s. 148): “Babalar ve Oğullar”

(107) İrfan Turhangil (s. 148): “Ivan Turgenyev”

(108) Cemazziyelevveli Yoklarken (s. 148): “Kayıp Zamanın İzinde”

(109) Parsel Pürûz (s. 148): “Marcel Proust”

(110) Sanatkârın Terbıyık Olarak Sûreti (s. 148): “Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi”

(111) Cezmi Coz (s. 148): “James Joyce”

Şekil.14a- Borsalino, Fedora şapkası

Şekil.14a- Borsalino, Fedora şapkası

(112) İstifrağ (s. 148): “Bulantı”

(113) Cankul Serter (s. 148): “Jean Paul Sartre”

(114) Nurdan Camii Kamburu (s. 148): “Notre Dame’ın Kamburu”

(115) Fikret Fügo (s. 148): “Victor Hugo”

(116) karmanyola (s. 150): Argoda, ıssız sokaklarda yol keserek yapılan soygunculuk

Şekil.14b- Michael Jackson ve Fedora şapkası

Şekil.14b- Michael Jackson ve Fedora şapkası

(117) kopil (s. 150): Türkçe argoda, sokak çocuğu. Rumca’da “kopili”, “oğlan çocuğu” demektir.

(118) Fedora şapka (s. 150): Adını Sarah Barnard için yazılmış 1882 tarihli bir tiyatro oyunundaki karakterden alan bir şapka çeşidi. Sinemada Borsalino karakteri ile dünyaca tanınmış olan bu tür şapkayı sahne gösterilerinde kullananlar arasında Michael Jackson da vardır (Şekil. 14a ve 14b).

(119) Hristiyan Diyor (s. 151): “Christian Dior”

(120) Hristiyan Diyor’un tasarladığı trençkot (s. 151): “Christian Dior” tarafından tasarlanmış trençkot. (Şekil.15)

Şekil.15- Fedora şapka ve Christian Dior trençkot

Şekil.15- Fedora şapka ve Christian Dior trençkot

(121) Definci (s. 151): “(Leonardo) Da Vinci”

(122) Zebbihan (s. 152): Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi’nin (J. Joyce) karakteri Stephen Dedalus

(123) Esmer Ayla (s. 152): “Esmeralda”, Notre Damın Kamburu’nun (V. Hugo) karakteri çingene kızı.

(124) Doktor Tınaz (s. 152): “Doktor Tomáš”, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’nin (M. Kundera) karakteri.

(125) Yergin Pazarol (s. 152): “Yevgeniy Bazarov”, Babalar ve Oğullar’ın (I. Turgenyev) karakteri.

(126) Kasım Hüdo (s. 152):”Quasimodo”, Notre Damın Kamburu’nun (V. Hugo) karakteri.

(127) Abdülhan (s. 152): “Antoine Roquentin”, Bulantı’nın (J. P. Sartre) karakteri.

(128) Şarsuvan (s. 152): “Charles Swann”, Kayıp Zamanın İzinde’den (Marcel Proust) bir karakter.

(129) ressam Sabiha (s. 152): “ressam Sabina”, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’nden (M. Kundera) bir karakter.

(130) Baylan Pastanesi (s. 153): İstanbul’da, edebiyatçıların ve sanatçıların uğrak yeri olan, 1923’te kurulmuş bir pastane. Salah Birsel’in “Ah Beyoğlu, Vah Beyoğlu” adlı kitabında burayı anlatan bir bölüm vardır.

(131) Opera Omnia (s. 154): Latince, “Bütün Yapıtları”

(132) Muhtar Lüpen (s. 158): Maurice Leblanc’ın polisiye romanlarındaki karakter, “kibar hırsız Arsen Lüpen”i (Arsène Lupin) çağrıştırıyor.

(133) Antropomorfik (s. 159): İngilizce’de “anthropomorphic”, “insan biçiminde olmak ya da öyle düşünülmek” anlamına gelir.

(134) teomorfik (s. 159): İngilizce’de “theomorphic”, “kutsal, Tanrısal bir biçimde olmak ya da öyle düşünülmek” anlamına gelir.

(135) egomorfik (s. 160): Yazarın türettiği bu sözcük “ben biçimli olmak” anlamında düşünülmüş olsa gerek.

(136) “Ben, Ben’im!” diyen Yahova (s. 160): Kitabı Mukaddes, Eski Anlaşma’dan (Ahdi Atik) => // Tanrı, “Ben Ben’im” dedi, “İsrailliler’e de ki, ‘Beni size Ben Ben’im diyen gönderdi.’ // (Çıkış, 3:14)

(137) deuculus (s. 160): Latince böyle bir sözcük bulamadım, yazar tarafından türetilmiş olsa gerek. Anlamı için şu ipuçlarını verebilirim: “deu(s)”, “Tanrı” anlamına geliyor; “culus” ise “anüs”.

İzzet Özberki’nin açıklaması: “Deuculus” sanırım “homonculus” (Latince “adamcık”) formunda “tanrıcık” anlamında kullanılmış; “-culus” Latince’de bizim -cik,-cak vb gibi küçültme soneki.

(138) Hiç kimse doğduğu köyde peygamber olmadı. (s. 160): İsa’ya atfedilen 114 söz içeren “Thomas İncili”ndeki 31. söz şöyledir: // “İsa dedi: Hiçbir peygamber kendi köyünde kabul edilmez, hiçbir doktor kendisini tanıyanları iyileştiremez.” //

(139) Cezmi Coz, Ulizez (s. 161): “James Joyce”, “Ulyses”

(140) Sakso Gramaticus’un Hamleth’i (s. 161): Saxo Grammaticus, Danimarka civarının tarihini ve efsanelerini yazmış. Anlattığı karakterlerden Amleth, Hamlet’i yazarken Shakespeare’e esin kaynağı olmuş.

(141) Bela Varkot (s. 161): “Béla Bartók”, Macar besteci, piyanist ve halk müziği derleyicisi.

(142) Güzel şeylerin birbirine benzediği, çirkin şeylerin ise muhtelif olduğu (s. 161): Bu söz, Tolstoy’un Anna Karenina adlı romanının ilk cümlesini çağrıştırıyor: “Mutlu ailelerin hepsi de birbirine benzer; ama mutsuz ailelerin her birinin mutsuzluğu kendine özgüdür.”

(143) Rasin (s. 162): “Racine”

(144) “Acı yolu” (s. 168): “(…) sol elinde bavulu, sağ omuzunda ise o koskoca merdiven olduğu halde yürümeye başladı (…)” ifadesi, İsa’nın sırtında çarmıha gerileceği haçı taşıyarak yürüdüğü yolu çağrıştırıyor. Hristiyanlıkta buranın adı Via Dolorosa’dır (= “Acı yolu”).

(145) “Martern aller Arten” (s. 169): “İşkencenin her çeşidi” anlamına gelen bu ifade Mozart’ın Saraydan Kız Kaçırma adlı operasından (Perde II, Sahne 3) Konstanze’ın bir aryasının adıdır, yani sözlerinin başlangıcıdır. Bu aryayı Kiri te Kanava’dan dinlemek istiyorsanız burayı tıklayınız (08′ 48″).

(146) Homo İnnosens (s. 180): “Homo innocence”, yani “Masum insan”.

(147) Yemînî olan asilzâdeler (s. 181): Krala bağlılık yemini etmiş soylular

(148) Yesarî olan şehirliler (s. 181): Solcu burjuvalar. Burada anlatılan oturma düzeni, Fransız ihtilalindan sonra kurulan mecliste siyasi grupların yerleşme düzenini anımsatıyor. “Sol kanat” ve “sağ kanat” terimleri bundan sonra siyasete girmiştir.

(149) “Hüüüüüüüüüüüüüüüp! Jjjjjjjjjjjjjjjt! Nah-ha!” (s. 181): İlk okuduğumda neye tekabül ettiğini tam anlayamadığım bu nidayı birkaç kez tekrarladıktan sonra “uykuda alınan gürültülü ve derin bir nefes ile ardından gelen şiddetli bir horlama”ya benzediği kanısına vardım. Belki de yazar bu şekilde okuyucuya bütün kitabın bir düş olduğunu anımsatıyor.

————————————————————–

İzahatımız burada itmam olmuştur -şimdilik-. Karilerden gelecek her türlü ilave, tashih, fikir, müdahale, vs. memnuniyetimize vesile olacaktır.

.

Caner Fidaner

Reklamlar

09/02/2014 - Posted by | Okurken | , , , ,

14 Yorum »

  1. harikasınız

    Yorum tarafından Selçuk KARABAĞ | 09/05/2014 | Cevapla

  2. 137. Nottaki “deuculus” sanirim “homonculus” (Latince adamcik) formunda tanricik anlaminda kullanilmis. -culus Latince’de bizim -cik,-cak vb gibi kucultme soneki.

    Yorum tarafından Izzet ozberki | 29/05/2014 | Cevapla

    • Çok teşekkürler yorum için. Olabilir gerçekten. Metne bu açıklamanızı ekledim. 🙂

      Yorum tarafından canerfidaner | 29/05/2014 | Cevapla

  3. 149. maddeye bakışınız çok ilgimi çekti. Ben o “mübarek nida”nın en başından beri sigara içme efekti olduğunu düşündüm hatta bundan emin olarak okudum kitabı. Ama şimdi kitabın ilk sayfasına baktım da sigara içerken çıkarmıyor muş o sesi sadece sigaranın kahramanın sesine olan etkisinden bahsediyor. Bu yazıyı okumasaydım bunun farkına varmayacaktım. Çok güldüm kendime ya 🙂

    Yorum tarafından Elçin | 03/11/2014 | Cevapla

    • Olur böyle vak’alar. O ses üzerine ben de epey kafa patlattım doğrusu. İlginize teşekkürler. 🙂

      Yorum tarafından canerfidaner | 03/11/2014 | Cevapla

  4. Sf. 50’deki “bâd’el asrî” başka internet sitelerinde “post-modern” diye çevrilmiş. Ama sözcük anlamı “moda rüzgarı” gibi bir şey çıkıyor, “modern soluk” falan mı kastedilmiş? “modern sonrası=postmodern”i tam karşılamıyor 😦

    Yorum tarafından Utku Okur | 21/03/2015 | Cevapla

    • Ayrıca, sf. 56’deki Şarkî Rum Payitahtı Doğu Roma Başkenti (İstanbul) olabilir.

      Yorum tarafından Utku Okur | 21/03/2015 | Cevapla

      • Katkı için teşekkürler, bence de öyle olsa gerek. 🙂

        Yorum tarafından canerfidaner | 03/04/2015

    • Katkı için teşekkürler. 🙂 Farsça’da “bad”, “rüzgar, yel” demek ama Arapça’da yazılışı farklı olsa da okunuşu aynı bi başka sözcük var, o “sonraki” anlamına geliyor. “Bâdehû”da veya ünlü dize “Bad-el harab-ül Basra”da (Basra harabolduktan sonra) olduğu gibi. Bu yüzden, “bâd’el asrî” için “postmodern” dye düşünmek bana daha yakın geldi. 🙂

      Yorum tarafından canerfidaner | 03/04/2015 | Cevapla

  5. (63) Sanctum Iohannes’in inisyali ile “Si” kastedilmiş olabilir, çünkü o kısımda müzik temalı bir anlatım var.

    Yorum tarafından Anonim | 28/03/2015 | Cevapla

    • Evet, olabilir gerçekten. Notaların etimolojisini bilmiyordum o yazıyı yazdığımda. 🙂 Katkı için teşekkürler.

      Yorum tarafından canerfidaner | 03/04/2015 | Cevapla

  6. Yazdıklarınız için çok teşekkür ederim Kitabı 2. Kez okuyunca ne okuduğumun farkına vardım. Siz ihsan Oktay Anar’ın kitapta bahsettiği bilinçli okuyucusunuz.
    Hele sondaki horlama benzetmeniz çok yaratıcı ve bana da gayet mantıklı geldi.

    Yorum tarafından süleyman | 03/04/2015 | Cevapla

    • Övücü sözleriniz için teşekkür ediyorum. 🙂

      Yorum tarafından canerfidaner | 03/04/2015 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: