Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Cantığın Tadı

cantikAmcaoğlumla mezarlığın alçak duvarına oturmuş torunlardan söz ediyorduk. O sırada ikram işini üstlenmiş delikanlılardan biri “Buyur abi, ayran da al.” diye elindekileri uzattı. Az önce verdikleri peçeteyle, tabak büyüklüğündeki sıcak pideyi tuttum, kıymalı harca baktım. Adı neydi bunun? Kokusu da bir isim çağrıştırmamıştı. Ama ilk ısırıkta tadını aldım, dudaklarıma bulaşan yağı minnetle yaladım, sonra amcaoğluma dönüp “Cantık” dedim. O da gülümsedi: “Evet, burada öyle derler.” Elimdeki peçete yağa batmıştı. 

İlkokulun önünde beklerdi satıcılar. Katlamalı bir tabureyi açıp üzerine parlak tenekeden koca bir silindir oturturlar, ters huni şeklindeki kapağı kaldırıp silindirin içinden çıkardıkları cantıkları yirmi beş kuruşa satarlardı. Eğer o gün gazoz içmemişsem ya da ikipişmiş denen minik lokumlardan bir küçük torba almamışsam hâlâ cebimde durmakta olan ama eve geri götürmeyi hiç istemediğim harçlığım beni orada terkeder, yerini şu anda hissettiğim keyfe bırakırdı. Öğretmenler her gün “Okulun önünde bekleyen satıcılardan bir şey almayın” deseler de ben cebimdeki kuruşları bu lezzete feda ederken hiç mi hiç suçluluk duymazdım.

Amcaoğluma döndüm: “Bir gün okul çıkışı cantık almış, hevesle yiye yiye eve dönmüştüm. Çantayı bahçemizin bir köşesine fırlatıp sokağa koşma derdindeydim. Bahçe kapısını açtığımda, yağa bulanmış bir kağıt parçasıyla tuttuğum son lokma hâlâ elimdeydi. Baktım, annemle Seher Hala çiçek tarhlarının önüne birer sandalye atmışlar, akşamsafalarını seyrediyorlar. Annem ‘O pis şeyleri alma demedim mi sana’ diye seslendi oturduğu yerden, ‘Bir gün hasta olup yatacaksın, göreceksin gününü. Suratın da yağ içinde kalmış’. Ben cevap vermeden bahçe çeşmesine koştum, elimdeki yağlı kağıt parçasını sessizce yere bırakıp musluğun ucundaki hortumu çıkardım, bir taşın üzerinde duran kirli sabun parçasıyla elimi yıkamaya başladım. Bir yandan da halamı dinliyordum, ‘Bırak Tansel, yesin çocuk, aşılanmış olur. Baksana keyfi ne kadar yerinde. Ağzını yüzünü de yıkayıveririz, ne var.’ Geldi yanıma, elimi yüzümü aklayıp pakladı, ben sokağa fırlamadan hemen önce.” Biraz sessizlik oldu. Amcaoğlum: “Öğrencilerini de, bütün çocukları da çok severdi, hep kollardı, değil mi?” dedi. Ben “Evet,” diye ekledim, “Kendi çocuğu olsaydı onu da çok severdi mutlaka.”

Ellerimizi ıslak mendillerle iyice temizleyip çöplerimizi torbaya attık. İnsanlar yavaş yavaş terk ediyordu mezarlığı. Biz de kalktık, vedalaşmak için sarıldık birbirimize. Amcaoğluma allahaısmarladık yerine, “İyi ki gelmişim,” dedim, “Cantığın hem adını hatırladım, hem de tadını.” Seher Hala

Caner Fidaner

Reklamlar

01/04/2014 - Posted by | Mikroöyküler | , , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: