Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Duvardaki İz

BuharliGemi“Balayına geldiğimizde de erguvanlar açmıştı, hatta sen ‘İstanbullular bu erguvanlar yüzünden burayı çok seviyor herhalde’ demiştin.” Başımı salladım, “Evet şekerim, beş yıl önceydi.”

Balık restoranlarının arkasındaki dar taşlık sokaktaydık. Buzdolabı magnetleri, yerel giysili bebekler, minik biblolar arasında yürüyorduk. Bir anda kendimizi o küçük taş dükkânın önünde bulduk. Sokak vitrini niyetine kullanılan derin pencerenin içine rastgele konmuş tepsilerdeki gümüşlü kolyelerin, taşlı yüzüklerin yeri son gördüğümüzden beri değişmemiş gibiydi. Ayaklı askıların üzerine birbirine benzeyen nazar boncuklu bileklikler, kalpli kolyeler sıralanmıştı.

Sen “Mete içeridedir herhalde,” deyip iki taş basamakla çıkılan tahta kapıya yöneldin. O sırada kapı aralandı, yüzünün çizgileri iki yıl öncesine göre derinleşmiş, kıvırcık kabarık saçları iyice beyazlaşmış Mete dışarı çıktı. Bol gömleği ve kırışık pantolonuyla dükkân sahibinden çok bohem bir ressama benziyordu. Bizi görür görmez gülümsedi, kollarını kaldırdı, kapıyı iyice açıp bizi içeriye davet etti. Sen önden girip hal hatır sordun.

“İstanbul’daki iş yerini kapatmışsın? Sana uğrayamadık ama haberlerini izliyoruz.” Tavanda yanan lambaya rağmen karanlıktaydık. “Evet, öyle oldu. İki yeri birden tek başıma idare edemedim. Oğlan da ekmeğini Avrupa’da kazanıyor. Ama arar sık sık.” Camekânlarda bir düzen görünmüyordu. Kapıya en uzak köşedeki ahşap tezgâh, üzerindeki yarım takılar ve masa ışığından anlaşıldığına göre atölye işlevi görüyordu. Mete çıkardığı tepsiden sana bir şey gösterdi, “Bak, düğün hediyenin bir benzeri var burada. Ben de bir şeyler yapıyorum ama onun kadar ustalaşamadım.”

Kirlenmiş mavi duvarda yüz yıldır orada asılıymış gibi duran iki çerçeve, siyah beyaz buharlı gemi resimleri taşıyordu. İkisinin ortasındaki boşlukta bir çerçeve izi dikkatimi çekti. Mete nereye baktığımı gördü, “Resmini daha üç gün önce indirdim oradan, artık her dakika görmek istemediğimi düşündüm.”

Dışarı çıktıktan sonra bir süre konuşmadan yürüdük. Erguvan ağaçlarıyla çevrili küçük meydana geldiğimizde “Sen tecrübelisin,” dedin, “Telafi edebilmiş mi kaybını?” Başımı iki yana salladım, “Hayır, daha yeni yeni farkediyor.”

.

Caner Fidaner

Reklamlar

21/04/2014 - Posted by | Öyküler, Mikroöyküler |

2 Yorum »

  1. abi
    ağbi
    ağabey

    sevgili caner
    döktürmüşün yine
    very inspiring!
    o kadar very ki
    yoruyorsun beni!

    velakin, bilirsin
    benim zin-ü kalbim
    dil muhabbetine odaklı

    söyler misin bana
    torunlarımızın llisanında demiyorum
    çocuklarımızın bizyaşlarının lügatında
    “ağabey” diye bir söz olacak mı?

    ey djl
    ey gönül
    hayranım sana

    dipdirisin
    her an değişmedesin
    ve her üçbeş mesafede bir

    ey dil, ey gönül
    kocalmayı, kocalmayı
    hiç bilmeyeceksin

    çok yaşlandığında ssana
    ölüdil diyecekler bilenlerin
    ama asla ölmeyeceksin

    muhibbi selam yolluyor
    baht, zihin ve yol açııklığı
    diliyorum dostum

    Yorum tarafından ç. erhan sökmen | 29/04/2014 | Cevapla

    • erhan hocam,
      yazdıklarıma gösterdiğin ilgiye çok teşekkür ediyorum… 🙂
      caner

      Yorum tarafından canerfidaner | 29/04/2014 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: