Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Gitar Hevesi

GitarEmekli olduğumda arkadaşlar mutlaka bir merak edinmem gerektiğini söylediler, tek başıma yaşıyordum çünkü. Kadın olsaymışım evde kedi filan beslemem mümkünmüş ama erkek olduğumdan “hayatıma anlam katmak için” (o ne demekse?) illa ki sürekli bir ilgi alanı edinmeliymişim. İyi de hangi meraka sardıracaktım? Seçenekleri önüme koydum, epey bir düşündüm. Otuz yıldır yönetmeliklerin dışına çıkmamak için onca enerji harcadıktan sonra gelen bu özgürlük duygusu beni hem sevindirmiş, hem de huzursuz etmişti. Yıllarca mecburiyetlerden şikayet ettiğim halde şimdi hiçbir baskı altında kalmadan yapabileceğim bir tercihe hazır değil miydim yoksa?
Bereket bilgisayar kullanmayı biliyordum, hemen bir egzel dosyası hazırladım, bir tablo yani. En soldaki sütuna yukarıdan aşağıya merak çeşitlerini sıraladım: Bahçe işi, yemek yapma, teknecilik, sudoku ustası olma, yürüyüş, bisiklet, briç, satranç, hayvan besleme, fotoğraf çekme… Hepsini saymayayım, yirmi satırı geçti benim liste. Sonra ikinci sütuna her birinin avantajlarını yazdım: Sağlığa faydalı, sosyal ilişkiler, çevreci olma filan. Üçüncü sütunda ise masraflı, yorucu, sevimsiz… diye dezavantajlar vardı.

Tablo yapmak iyi de karar vermek zor. Zeki bir arkadaşım vardır, Cafer, ona danışmak istedim. Hazırladığım tabloyu yazıcıda bastırıp ona gösterdim ve derdimi anlattım. Her zaman bu kadar keskin olmaz davranışları ama o gün yüzüme dik dik baktı, verdiğim kağıdı yırttı, parçalarını bana geri verdi (neyse ki tablonun aslını bilgisayarda saklamıştım), sonra da “En iyi merak diye bir şey yok, kendi keyfine göre birinden başla. Hoşlanmazsan başkasını denersin.” dedi. Ona göre hava hoş tabii. Ne istiyorsam onu yapmalıymışım. İyi de, ben ne istediğimi biliyor muyum bakalım? Hayır, bir yerde yazmıyor ki ne istediğim, okuyup gereğini yapayım.

O gece biraz gergin yattım. Batıl itikatlarım yoktur ama yatarken “Bu gece rüyamda ne görürsem onu yapayım” diye niyet ettim. Kendimi Neşeli Günler filminin içinde gördüm o gece. Geniş bir çayırlıkta oturmuşum, elimde gitar, ‘doz vör dı deyz’i hem çalıyor hem söylüyorum. Saçma aslında, o filmde bu şarkı yoktur ki. Rüya işte. Sonra parça bitmeden bakıyorum gitarı omuzuma atmışım, kalabalık bir sokakta dolaşıyorum, insanlar dönüp dönüp bana bakıyorlar.

Böylece gitar çalmaya karar verdim. Nasıl kitap okumak isteyen ilk önce bir kitap satın alırsa, ben de kendime bir gitar aldım. Akustik tabii. Elektronik olmayan, sesi doğrudan tellerinden veren gitarlara böyle diyorlarmış, dükkandaki satıcı, yani dar pantolonlu, uzun saçlı genç çocuk öyle dedi. Bir adetim vardır, her ne kullanacaksam en iyisi olsun isterim. Bu yüzden şehrin en iyi, en büyük müzik aletleri mağazasına gittim. O gençten de akustik gitarların en marifetlisini aldım. Biraz çalarak bana çalgının sesini de dinletti, beğendim. Hevesim arttı. Fakat gitar deyip geçmemeli, iyisi bayağı pahalı oluyormuş, ha.

İkinci adım şehrin en tanınmış, herkes tarafından en çok beğenilen hocasını bulmaktı. Lise çağında çocuğu olanlara sorup o işi de halllettim. Ben yaşlarda, tecrübeli bir adamdı hocam. Kalın çerçeveli bir gözlük takıyor, beyaz saçlarını at kuyruğu yapıyordu. Ders için ilk geldiğinde gitarıma baktı, ben övgü beklerken tepkisi yüzünü hafifçe buruşturmak oldu; “Yeni başlayanlara daha ucuz şeyler tavsiye ederiz.” Tamam canım, parası az olanlar öylesini alsın. İyi malın zararı mı var? Ben konuyu değiştireyim diye; “Hocam, ‘yine bir gülnihal’den mi başlayacağız?” deyince güldü, işaret parmağını salladı; “Önce tutuş ve oturuş!” Tesadüf işte, o ilk dersin ertesi günü babamın ölüm yıldönümüydü. Her yıl olduğu gibi mezarını ziyaret ettim. Ayrılmadan önce içimden şöyle geçirdim: “İşte böyle peder bey, sen olmaz demiştin ama ben artık bir gitar sahibiyim. Hem de en iyisinden. Hele bir çalmayı öğreneyim, gelip mezarında sana da bir mini konser veririm artık.” İşin o kısmı gerçekleşemedi. Fakat ben sırayla anlatmaya devam edeyim.

Hocayla ilk haftalar parça filan öğrenemeden geçti. Ayağını şöyle koy, o parmak şuraya, bu parmak buraya, yok hızlı vurdun, yok yavaş oldu, bir ki üç, bir ki üç. Yukarıdaki telin adı, aşağıdakilerin ayarı derken parasını peşin verdiğim ilk üç ay geçti gitti. Ben arpej nedir, akor basmak ne demek, gam nasıl yapılır hep öğrenmiştim, fakat ‘yine bir gülnihal’i bile çalabilir hale gelememiştim.

İkinci üç aylık anlaşmayı yapacaktık ama hoca söz verdiği gün gelmedi. Telefonla aradım, baktım “Ders yılı başladı, sizin işi biraz ertelesek?” filan diye ağız burun eğiyor. Üçüncü aramamda baklayı ağzından çıkardı, efendim, gitara çocukken başlamak lâzımmış, kabiliyetim olmadığını söylemiyormuş ama başka bir çalgıyı düşünmez miymişim, hatta şarkı söylemek de insana keyif verirmiş, filan. Çat diye kapattım suratına telefonu. Bak bak bak. Bana akıl veriyor. Efendi, sen kiminle konuşuyorsun? ‘Öğretemedim, bende kabiliyet yok’ desene?

Cafer’le bir kafenin bahçesinde buluştuk, yeşilliklerin içinde bir masada bir şeyler yiyip içerken ona hocanın yaptıklarını anlattım. Yanımızdaki masada neşeli bir grup vardı, onları görünce eski yılları hatırladım. Mahallenin gençleri olarak otobüs durağının arkasındaki küçük parkta kızlı erkekli toplanırdık. Kimimiz banklara oturur, kimimiz çimenlere yayılırdı; o zamanlar bize çok önemli görünen ıvır zıvır konularda sohbet ederdik. Saçlarını kız gibi uzatmış bir arkadaşımız vardı; öyle yırtık pantolon filan, gitarını getirir, çimenlere oturup yarım yamalak İngilizcesiyle ecnebi şarkılar söylerdi. Şarkı sözlerini ben ondan daha iyi bilirdim ama kızlar onun çevresinde halka olurdu, benim değil. Tabii şimdiki hevesimin o anılarla bir ilgisi yok, bu yaştan sonra parklarda müzik mi yapacağım? Ben gitarın sesinden hoşlanıyorum. Zaten klasik müzik severim, Albinoni, Vivaldi filan. Barok yani. Neyse.

Cafer bu işten vaz geçmemi önerdiyse de ben gitar macerasına devam etmekte ısrarcı oldum. İkinci hoca ince uzun sinir küpü bir adam, daha ilk derste havlu attı. Zaten etrafına, kızacak bir şey var mı diye çakal çakal bakıyor devamlı. Fakat bana kibar davrandı sağolsun. Önce kulağım iyi mi diye bir kontrol yaptı, gitardan bir ses verdi, “lâââââââââ…”, ben de o sesi aynen tekrar ettim: “LAAAA…” Ardından hocanın suratı değişti; “Ben çocuklarla çalışmaya alışkınım, erişkinlerle ders yapmayı bilemem,” deyip gitti. E o kulak kontrolünü neden yaptın o zaman? Hocalar bir garip oluyor vesselam.

Üçüncü hoca olarak bana “Amca, amca” diyen keçi sakallı genç bir çocuk buldum. Kareli gömleğin üzerine kahverengi yelek giyiyordu. Ağzını yaya yaya konuşuyor, aynı akorları bıkmadan defalarca tekrar ettiriyordu bana. Bir ay kadar çalıştık, sonra baktım onun da bana ‘yine bir gülnihal’i filan öğreteceği yok, bu kez yolları ben ayırdım. Hevesim biraz kırılmıştı doğrusu.

Gitardan vaz geçersem neyle uğraşayım diye, hâlâ bilgisayarımda duran meraklar tablosunu yeniden inceledim. Karar veremeyince akıl hocam Cafer’e danışmayı düşündüm. Onu iyi bir lokantaya akşam yemeğine götürdüm. Tabloyu bir kez daha basmaya cesaret edemediğim için küçük bir deftere notlar almıştım. Kordon blölerimizi bitirmiş, tatlımızı bekliyorduk ki konuyu açtım, gitar yerine bana başka bir merak önermesini rica ettim. Düşünceli bir yüzle kadehindeki Merlot’nun sonunu içti. Dışından başka şeyler konuşurken içinden düşünmeye devam edebildiğini biliyordum Cafer’in, cevap için acele etmedim bu yüzden. Nitekim boşalmış peşmelba tabaklarımız giderken “Buldum,” dedi, “sen yazmaya başla. Senin listede yok ama yazı yazmak da iyi bir uğraştır.” Sonra açıkladı: “İyi bir gözlemcisin, ayrıntıları kaçırmıyorsun. Her buluşmamızda başından geçenleri çok güzel hikâye ediyorsun. Bunlar bir şeyler yazmak için gerekli özellikler.” Nefeslenip devam etti: “Ama sadece bunlar yetmez elbette.” Cafer akıllıdır. Eli iyi kötü kalem tutar, önerisi de aklıma yatmıştı. Çini desenli fincanlarımız yeni boşalmıştı ki bir anlaşmaya vardık. Bir hafta sonrası için Cafer beni akşam yemeğine davet ediyordu. Ben gitar hevesim sırasında başımdan geçenleri yazıp o yemeğe getirecektim, o da okuyup bana ya “yazmaya devam” diyecekti ya da başka bir merak aramamı önerecekti.

Doğrusu hoşuma gitti bu yazma işi. Bakalım bu akşam Cafer’in cevabı ne olacak?

.

Caner Fidaner

.

Meraklısına Not: Bu öykü Kalem Kutusu adlı öykü kitabımda da var (Kanguru Yayınları, 2014)

Reklamlar

29/04/2014 - Posted by | Çok kısa öyküler, Öyküler | ,

14 Yorum »

  1. 🙂

    Yorum tarafından Alev | 29/04/2014 | Cevapla

  2. Sevgili Caner…Hikaye’de cok kez kendini,arkadasını goruyor gibi oluyorsan;gercekten ayrıntılarıyla bile”… hah iste…evet.” diyorsan,sonunu merakla bekliyorsan…galiba o hikaye pek bi güzeldir…Di mi.
    cok hoştu…

    Yorum tarafından Asuman | 29/04/2014 | Cevapla

    • Çok teşekkürler sevgili Asuman, bu güzel değerlendirmelerin beni teşvik ediyor, yeni metinler kaleme almak için. 🙂

      Yorum tarafından canerfidaner | 29/04/2014 | Cevapla

  3. Caner, yazmaya devam..

    Yorum tarafından Güneş Caner | 29/04/2014 | Cevapla

    • sağol Güneş, benim de dileğim bu… 🙂

      Yorum tarafından canerfidaner | 29/04/2014 | Cevapla

  4. Gitarı boşver hocam; nasılsa yeni bir nota yaratamayacaksın:) mesela qu gibi…

    Yorum tarafından Nezih Oktar | 29/04/2014 | Cevapla

    • He vallah… Güneş altında icra edilmemiş nota kalmamıştır! 🙂

      Yorum tarafından canerfidaner | 29/04/2014 | Cevapla

  5. “Sen yaz!” Canerciğim… 🙂

    Yorum tarafından Funda Turper | 29/04/2014 | Cevapla

    • Memnuniyetle Fundacığım. Yazabildiğim kadar… 🙂

      Yorum tarafından canerfidaner | 29/04/2014 | Cevapla

  6. Lisede gitar çalayım derken dayak yiyenleri düşününce ,sen yazmaya devam et kardeşim

    Yorum tarafından esat | 30/04/2014 | Cevapla

    • sağol…
      gitarı da mp3’ten dinleriz. 🙂

      Yorum tarafından canerfidaner | 30/04/2014 | Cevapla

  7. Bak Merlot’yu içmişsiniz. Bir de bu konuyu düşün.. Sadece içeceksin hepsi bu.. Hem bu konuda sana eğitim verecek çevrende çok iyi eğitmenler de bulabilirsin:))

    Yorum tarafından Sukru Mehmet Omur | 30/04/2014 | Cevapla

    • Zaten Merlot’ları, Cabarnet’leri siz ustalardan öğreniyoruz hep. Öyküde de Cafer’in gitar öğrenmeye filan kalkışmadığına dikat çekerim hocam. 🙂

      Yorum tarafından canerfidaner | 30/04/2014 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: