Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Âmirin Ölümü

Amirin-OlumuKarısı iyi geceler dileyip yatak odasına gideli epey olmuştu. Sözleşmeli danışman İvan Dimitriç Çerviyakov soluk bir ışıkta bilgisayarın önüne oturmuş, bir aydır her gece yaptığı gibi feysbuk’taki paylaşımları gözden geçiriyordu. Kedi resimlerini siliyor, vecizelere, komik sözlere şöyle bir göz atıyordu. Zevkine güvendiği arkadaşlarından gelmiş müzik videolarını açıyor, beğendiklerini izliyordu. Keyfi yerindeydi. Hoşuna giden paylaşımlara layk yapıyor, kutucuklara esprili yorumlar eklemeyi ihmal etmiyor, seçtiği bazı gönderileri de paylaşıyordu.

İnsan sonradan canını çok sıkacak anların gelmek üzere olduğunu fark etmez, bu yüzden önlem de alamaz. İyi ki de alamaz, yoksa öykücülere anlatacak konu çıkmazdı. İşte Çerviyakov için de böyle bir an gelmek üzere. Bilgisayarının ekranında Kornevil Çanları diye bir paylaşım gördü. Dosyayı açtı, arya söyleyen erkeği dinlerken şakacı bir yorum yazmak istedi, hiç düşünmeden: “Bu çanlar kimin için çalıyor?” diye yazdı. Cevap: “Kimsiniz siz?” Çerniyakov gönderinin kimden geldiğine baktı ve o an başından aşağı kaynar sular döküldü. Brizjalov ile yazışıyordu, Doğalgaz Nâzırı Brizjalov! Nâzır Bey, hayır, Nâzır Beyefendi, hayır hayır, Muhterem Nâzır Beyefendi karşısındaydı. Birden içinde kendi yazısının durduğu kutucuğu ekrandan siliverdi. Fakat olan olmuş, yazdıkları okunmuştu. Yeni bir cevap geldi: “Niye siliyorsunuz? Gerek yoktu buna.” Saçmalığını bile bile bizimkinin içinden evin bodrumuna kaçıp saklanmak geldi. Ama öyle yapmadı. Önce durakladı, derin bir nefes aldı ve “Benimle oynuyor, kediyle fare gibi. Şu anda yapılacak en iyi şey özür dilemek olacak,” diye düşündü, “Neyse ki ben başka bir nezarette çalışıyorum, Brijzalov’un elemanı değilim. Yine de bir büyüğü tedirgin etmek… Olacak iş değil. Tüh!”

Nâzır Bey’in tedirgin olmasına yetecek gerekçeler vardı aslında. Bir iki hafta önce Nezaretin ihaleleri sırasında külliyetli miktarda rüşvet aldığına dair söylentiler çıkmış, üç gün önce bu söylentileri destekleyen belgeler ile bir ses bandı internete düşmüştü. Bugün de bir köşe yazarı Brizjalov’un mahkemeye çıkarılacağını iddia ettiği yazısına “Çanlar Brizjalov için çalıyor” diye başlık atmıştı. İşiyle ilgili haberler dışında gazetelere bakmayan Çerviyakov bu olaylardan ancak kabaca haberdardı fakat kırdığı potun büyüklüğünü anlaması için bu kadarı yetiyordu. “Feysteki takipçilerinin gözünde Nâzırı rezil ettim,” diye düşündü, “Şimdi adam o yorumu dalga geçmek için yazdım sanıyor.”

Durumu düzeltebilmek için fazla zamanı yoktu, fakat nasıl özür dileyeceğini bilemiyordu. “Sizinle yazıştığımı bilmiyordum.” diye yazsam adamı küçümsemiş olacağım. “Çanlardan bahseden köşe yazısını duymadım.” desem, “Madem öyle şu anda nereden öğrendin?” diyecek. Tam iki uçu çamurlu değnek. İşi basit tutayım en iyisi; “Çok özür dilerim Muhterem Nâzırım.” Cevap beklemeden geldi: “Tamam tamam.” Gördün mü, nasıl baştan savma bir kabul benim özrüme? Taktı şimdi bana, kim olduğumu bulup attıracak beni işimden. Şartmış gibi feysteki profile de gerçek adımı yazmıştım. Aman canım, ne bilirim böyle olacağını? Daha sağlam, daha inandırıcı bir özür gerekiyor. Feysten kişisel mesaj atayım en iyisi. Evet, işte şöyle:

“Muhterem Nâzır Beyefendi, aziz büyüğüm. Sizi üzmek istemediğimi ve o talihsiz lâfı istemeden, bir art niyet olmadan yazıverdiğime inanınız. Elim kırılsaydı da o kelimeler ekrana dizilmeseydi. Tekrar tekrar af diliyorum.”

Nâzırın cevabı Çerviyakov’u rahatlatmadı: “Tamam kardeşim, tamam dedik. Belâ mısın nesin?” Daha sonra kendini acındırarak yazdığı mesaja ise hiç cevap gelmedi. Üstelik Brizjalov tarafından feys arkadaşlığından çıkarılmış ve engellenmişti. Bu nasıl bir hayal kırıklığı, ah! Halbuki gece ne güzel başlamıştı, nereden nereye geldik. Battıkça batıyorum. Şimdi daha fazla rahatsız etmeyeyim adamı da yarın bir çaresine bakarım.

Hemen hemen tümüyle uykusuz geçen gecenin sabahında kahramanımız konuyu eşine anlatıp ondan akıl istedi. Karısı beklediği derecede ilgi göstermediyse de Nâzır’ın makamına gitmesini, yüz yüze konuşarak yanlış anlamayı ortadan kaldırmasını önerdi. Çerviyakov önce kendi işyerini arayıp hasta olduğunu söyledi, sonra da Nâzır’ın özel kaleminden bir randevu almayı başardı. Arkadaşları onu pek tuttuğunu koparan biri olarak tanımazdı ama şu anki kararlı halini görseler fikir değiştirecekleri kesindi.

Şimdi Çerviyakov’u bekleme odasında, makama açılan kapının hemen yanındaki sandalyede otururken görüyoruz. Çevresinde başka bekleyenler de var ama o kimseyi farketmiyor. Gözleri yerde, az sonra çağrıldığında ne yapacağını, ne diyeceğini içinden defalarca tekrar ediyor. Fazla yakınında olursam kızabilir, ama uzakta kalırsam da beni duyamaz. Sesimi yükseltsem yine beni yanlış anlayabilir. Her şey kararında olmalı. Tamam, işte özel kalem müdürü işaret ediyor. Giriyorum içeri. Masasının yakınına kadar gidiyorum. “Beyefendi ben dün gece feysbuktaki çanlar edepsizliğini yapan kişiyim. Niyetimin halis olduğuna sizi temin etmeye geldim. Fakat niçin birden yüzünüz değişti, bana öyle dik dik bakmaya başladınız? Neden masanızdan kalkıyorsunuz? Sayın büyüğüm, yakam, yakam o benim, yırtılacak. İtmeyin beyefendi, gidiyorum işte.”

Bu da nasıl bir Nâzırmış böyle? Ondan özür dileyende kabahat. Gideyim kendi işime, özür meselesine boş vereyim. Yapılır mıydı bu bana? Eh, insanlık hali, o anda bir şeye öfkelenmiştir. Ama güvenlikçileri çağırmasına ne gerek vardı canım, ben kendim çıkardım. Maşallah onlar da kraldan çok kralcı, beni altı okka yapıp… Yok arkadaş makamının adamı değilmiş, belki o malum söylentiler de doğrudur, ihaleler filan. Aman canım, bana ne. Ben işimden olmayayım da. Canım sıkıldı işte. Benim özür bir yere bağlanmadı. Anlamadı benim tesadüfen yazdığımı o çanlar manlar sözünü. Saat kaçta makamından ayrılır ki Beyefendi? Artık her neye kızdıysa o zamana kadar sâkinleşmiş de olur. Binanın dışında, ana kapının önündeki şu merdivenlerde oturayım desem, yok, bırakmazlar. İki polis, ellerinde copları, volta atıyorlar, bana ters ters bakarak. Caddenin karşısındaki şu kafede bekleyeyim bari. Nâzır’ı çıkarken görür, şansımı tekrar denerim.

Böylece Çerviyakov akşama kadar karşı dükkandaki bütün kahve çeşitlerini denedi. Gazeteleri evire çevire okudu. “Vişne Bahçesi”nin yazarı sorusuna takılana kadar çapraz bulmaca ile uğraştı. Tepedeki televizyondan kadın programlarını izledi. Bozukluklarını köşedeki tilt makinesinde harcadı. Sonra saat kim bilir kaç olduğunda Nezaret’in kapısında bir hareketlenme farketti. Gözünü malum binanın kapısından ayırmadan hesap ödedi. Ardından sokağa koştu, karşıya geçti. Nezaretin çıkış kapısı ile Nâzır’ı bekleyen siyah arabanın arasındaki merdivenleri gözüne kestirdi. Üstü başı düzgün, kravatlı bir beyefendi olduğu için polisler önünü kesmediler, onu dikkatle izlemekle yetiniyorlardı. O sırada ağır kapı aralandı, Nâzır Beyefendi dışarı çıktı. Açık havada ilk olarak kendisine doğru hamle yapan fakat en yakındaki polis tarafından hemen yakalanan Çerviyakov’u gördü. Nâzır’ın gözleri büyük büyük açıldı, geriye doğru adım atayım derken sendeledi, iki eli birden kalbinin üzerine gitti. Nefesi sıklaştı, alnında ter damlaları belirdi. Sonra dizlerinin üzerine çöktü. Yere düşerken polislerin çağırdığı ambulansın sesini duyar gibi oldu. Fakat nafile. Doğalgaz Nezareti’nde çalışan bütün memurların âmiri Brizjalov kulağında siren sesi, zihninde Çerviyakov’un görüntüsü ile kapının dibinde öldü.

Caner Fidaner

Reklamlar

07/05/2014 - Posted by | Çok kısa öyküler, Öyküler | , , ,

6 Yorum »

  1. Önden ikinci sırayı loş bir ışıkla aydınlatır. Bir koltuğa oturmuş, dürbünle “Kornevil’in Çanları” adlı oyunu izleyen İvan Dimitriç Çerviakov’la karşılaşırız. Çerviakov yazı işlerinde memurdur…..:)

    Yorum tarafından akaraydin | 07/05/2014 | Cevapla

  2. Nefis bir öykü; nefis bir gönderme içeriyor ayrıca. Çehov’un en sevdiğim öyküsüdür “Memurun Ölümü” . Başka kimin aklına gelirdi sosyal medya öyküsü yazarken “Memurun Ölümü” üyküsüne ne gönderme yapmak. Kalemine sağlık.

    Yorum tarafından Nilgün Yürük | 07/05/2014 | Cevapla

    • Sağolasın sevgili Nilgün. 🙂 Meslektaşım üstada derin saygılarımı ileteyim bu vesile ile… 🙂

      Yorum tarafından canerfidaner | 07/05/2014 | Cevapla

  3. Güzeldi.

    Yorum tarafından Güneş Caner | 07/05/2014 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: