Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

İlham Perimin Ziyareti

the-third-manHava kararalı epey olmuştu. Sokak lambasının aydınlattığı köşeyi yanımdaki pencereden görebiliyordum, Üçüncü Adam filminden bir sahne gibiydi orası. Dizüstü bilgisayarımın klavyesini tıkırdatırken işime yarayan ışık ise küçük masa lambamdan geliyordu. Masaya yeni bir öykü yazayım diye oturduğum halde haberler, paylaşımlar derken kendimi feys’te bulmuştum. Hiç tanımadığım birinin yanlışını düzeltmek için hazırladığım metni tam gönderecektim ki, ding dong, kapı çalındı. Ekranın sağ alt köşesine baktım, saat 01:13. Ürperdim.

İkinci ding dong’dan sonra mecburen açtığım kapının önünde iri yarı, uzun boylu, siyah fötr şapkalı ve koyu renk pardesülü bir adam duruyordu. Antre otomatının ışığında Hitchcock’la Orson Welles arası bir surat seçiliyordu; çizgilerine bakılırsa genç sayılmayacak bir yüz. Bu davetsiz konuğun elinde de… Nedir o? Aman Allahım! Evde yalnızken gece yarısından sonra çalınan kapınızı açtığınızda hiç tanımadığınız ve keman kutusu taşıyan bir adam görseniz ne yaparsınız? Hele birkaç gün önce Bazıları Sıcak Sever’i seyretmişseniz? Yok, aslında korkmadım, gelenin yüzüne kapı filan da çarpmadım. Sadece donup kaldım.

Ziyaretçim cebinden bir evrak çıkarıp bana uzatırken niye geldiğini de açıkladı: “Geceniz hayırlı olsun beyefendi. İnternetten bir kitap sipariş etmişsiniz. Ne yazık ki o kitap henüz neşredilmedi. Hatta… Bunu söylerken mahcubiyet içindeyim ama daha yazılmadı bile. Elde sadece bazı müsveddeler, tutulmuş notlar filan var. Sebeb-i ziyaretim ise… Şu tesellüm makbuzuna bir imza lütfederseniz buradaki notların hepsini size takdim edeceğim.” Bakışları ile keman kutusunu işaret ediyordu.

Hemen pes etmedim. “Nasıl kargo şirketi bu? Hadi istediğim şeyi getirmemiş olmanızı bir kenara bırakalım, bu saatte gelmenize ne demeli? Kim olsa kuşkulanır.”

Hakk-ı âliniz var efendim. Her insan için bilemediği eşya, göremediği cadde, tanımadığı eşhas, anlamadığı lisan hep bir endişe menbaıdır. Her ne kadar ben sizin sadece ism-i âlinizden değil, âsârınızdan da yakînen haberdar isem de, henüz bizi resmen tanıştıran olmadı. Müsaadenizle bu muhavereyi fırsat bilip hüviyetimi size arz edeyim. Ben sizin ilham perinizim. Niye kaşlarınızı kaldırıyorsunuz, bana inanmamış gibi? Anladım. Ah, hep bu peşin hükümler. Peri deyince ya tablolarda gördüğünüz zayıf nahif mahlûkat veya Peter Pan’ın yoldaşı zar kanatlı ufak kız geliyor aklınıza değil mi? Hani ismi Tink miydi, neydi? Aman efendim, o kabil sembollerin hepsini Sanayi-i Nefise tedrisinden geçmiş kişiler birbirlerinden öğrenip kopyalarlar, tekrar ederler. İşin aslı esası neymiş diye tetkik eden olmaz. Bildiğiniz periler tamamen hayal mahsülü. İşte ben, kanlı canlı karşınızdayım; görülene, işitilene inanmamak olur mu? Hakikisi yanınızdayken hayaline mi bel bağlayacaksınız?”

Bu sözler inandırıcı geldi bana. Yine de bir gece için bu kadar sürpriz çok fazla, diye düşünmeye başlamıştım. Meğer daha öğreneceklerim varmış.

Az sonra ilham perim ile salonda oturmuş, limonlu yeşil çaylarımızı içiyorduk. Poşet değil de kuru yeşil çay ve süzgeç kullanıyor olmam konuğumu memnun etmişti. Az önce keman kutusundan çıkmış müsveddeler odanın sağına soluna yayılmıştı ama misafire ayıp olmasın diye yazıları okuyamamıştım henüz.

Oldum bittim kibarımdır, peder beyden böyle öğrendik çünkü. İşte ispatı, şu söylediğime bakın: “Siz beni biliyorsunuz ama ben ism-i âlinizle henüz müşerref olamadım?” Ağzımdan çıkanı kulağım duyduğunda hatırladım ki hep böyle oluyor, ifade tarzım bir anda -adeta kendi kendine- karşımdakine göre ayarlanıyor. Zelig gibi birisi oluyorum yani. Bu ne manaya geliyor acaba? Adapte olma kabiliyetimin yüksekliğini mi gösteriyor, yoksa şahsiyetsiz olduğumu mu?

Her neyse. Misafirim şöyle cevap verdi: “Hakiki ismimi bu dünyada telaffuz etmem memnûdur. Bu sebepten bana bir lâkap tespit etmemiz icap ediyor. Böylece beni her zaman çağırabilirsiniz, müsaitsem koşar gelirim. Şimdi buyrun, bana bir müstear isim lütfedin.” İlk aklıma geleni söyledim: “İhsan. Siz adeta bana bu gece gelen bir ihsansınız çünkü.”

Sıra kağıtları derleyip toplamaya gelmişti. Bereket her varakta numarası yazılıydı, ilham perime hiç elletmeden sahifeleri sıraya soktum, dosyayı ikmal ettim. Sonra İhsan Bey’i geldiği gibi fötr, pardesü ve keman kutusu ile -tabii bu sonuncusu artık boştu- kapıdan uğurladım.

Salonda beni hayal kırıklığı bekliyordu. Bir an önce okumak için koşup saldırdığım kağıtlarda yeni diyebileceğim hiçbir şey yoktu, hep daha önce yazdığım müsvetteler, kağıda geçiremediysem de aklıma gelmiş fikirler, hikâye özetleri, etrafında entrikaların örülebileceğini düşündüğüm enteresan vak’alar, bir yerlerde okuduğum ve ilgimi çekmiş ‘kıssadan hisse’ler. Ne bulduysam tanıdıktı bana. Yoksa ilham perim yanlış kutu mu getirmişti? Henüz birkaç dakika olmuştu onu göndereli, hızla karar verip fırladım kapıdan. Koşarken her adımım gecenin sessizliğinde silah gibi patlıyordu. Üçüncü köşede, sokak lambasının altında gördüm İhsan Bey’i. Gölgesi karşı kaldırıma kadar uzanıyordu. Ben, “Durun, durun, galiba bir yanlışlık olmuş!” diye bağırınca o da durakladı, bana doğru döndü. Nefes nefese konuşurken sesim yankılanıyordu; “Bıraktıklarınız hep düşündüğüm, kaleme aldığım notlar. Bilmediklerimi getirmeniz lüzûm etmez miydi?” İhsan Bey keman kutusunu bırakmadan kollarını havaya kaldırdı, gölgesiyle beraber. O an On Emir’deki Charlton Heston geldi aklıma. İlham perim davudi bir sesle bana cevap verdi; “Mucize! Benden istediğiniz bir mucize. Öylesi ancak filmlerde olur diye hatırlatmam mı lâzım? O notların kıymetini bilin lütfen.”

Döndü ve gitti. Bir sonraki sokak lambasının oradan yandaki aralığa girip gözden kaybolana kadar baktım arkasından.

Sonra sessizlik, ben ve gölgem. Kendi başımıza kalmıştık.

.

Caner Fidaner

Reklamlar

20/09/2014 - Posted by | Çok kısa öyküler, Öyküler | , , , , , , , , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: