Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Değişik Bir Meslek

Auguste Renoir - Une Route à Louveciennes, 1870

Auguste Renoir – Une Route à Louveciennes, 1870

Usta’ya derin saygılarımla

Günüm sizinkilerden farklı geçer. Siz beni tanımazsınız, hiç zannetmiyorum ki beni görmüş olasınız. Ama ben sizi bilirim. Lüzum ettiğinde de bulurum. Ne iş yaparsın derseniz, hemen adını söylesem bir şey ifade etmeyeceğinden korkarım. En iyisi size bugün neler yaptım, onu anlatayım.

Sabah peşine düştüğüm adam evinden kızgın çıkmıştı. Traş bıçağına mı ne, bir şeye sinirlenmişti işte. Neyse ki yürüdükçe açılıyor, açıldıkça yürüyordu. Bir yandan da otların yeşil, denizin mavi, gökyüzünün bulutsuz olması gibi birçoklarının eften püften sayacağı şeylerin birer mesele olduğunu düşünüyordu. Dalın ucuna takılmış çukulata renkli yaprağa baktı, çağla bademi rengindeki keçiyi gördü. İşte o an emin oldum ki bana ihtiyacı var. Bugün için onu seçmiş oldum. Arkasından:

— Hişt, dedim.

Dönüp baktı. Beni göremedi elbette, yolun kenarında bitmiş, daha boyunu bosunu almamış taze devedikenleriyle, erik lezzetindeki karabaşlarla göz göze geldi. Dudakları belli belirsiz hareket etti, belli ki dişleri kamaştı. Yolda kimsecikler yoktu. Anca bir evin damı ile uzakta uçan bir iki kuş görünüyordu, bir de yaprakların arasından deniz.

O yoluna devam ederken ben tekrar:

— Hişt hişt, dedim.

Dönüp bakmak istedi. Galiba çok istediği için dönüp bakamadı. Ama duyduğu sese, benim sesime şaşırmadı. “Olabilir” diye düşündü, “Gökten bir kuş hişt hişt ederek geçmiştir. Arkamdan yılan, tosbağa, kirpi geçmiştir. Bir böcek vardır belki hişt hişt diyen.”

“Hişt!” dedim yine.

Bu sefer belki de isteksizlikten dönüp baktı, çalıların arasına saklanan biriymişim gibi geldi ona. Yolun kenarına oturdu. Az ötede otlayan eşeği izlemeye başladı. Onun renginin de çağla bademi olduğunu fark etti, ağzının, dişlerinin, kulaklarının, boynunun ne güzel olduğunu düşündü. Eşek otluyor, otları adeta çatırdata çatırdata yiyordu. İçinden, “Belki de bu çıtırtılı, çatırtılı sesi ‘hişt hişt’ diye duymuşumdur.” dedi. Dayanamadım, eşeğin ot koparışından apayrı bir sesle:

— Hişt hişt hişt, dedim.

Sesin nereden geldiğini anlamadı ama bunu dert etmediğine kendisini ikna etmeye çalıştı. Yakınlarda bulunabilecek canlıları tekrar sıraladı içinden; kuş, tosbağa ya da kirpi olabilir miydi? Belki de yakın denizden seslenen bir balık, bir canavar. Karabatak. Mihalâki kuşu. Hiçbiri değil mi?

Sonunda “İyisi mi ben kendim ‘hişt hişt’ derim.” diyerek kendi kendine mırıldanmaya başladı. Bizimki doğru yolu bulmuştu. “Nereden belli?” diyeceksiniz, şuradan belli ki o sözün yarattığı cazibe ile insanlar gelmeye başladılar. Kalpazankaya yolunu soran bir çift, koyunların arasında yüzükoyun uzanmış, kuzusuyla oynaşan oğlan, ki kendisi papazın oğludur; sonra yer belleyen bahçıvan. Bizim gezenti “hişt” demeye başlayınca hepsi toplanıvermişti etrafına, o da bahçıvanla enikonu bir muhabbete başladı.

Eh, bana da yol göründü. Başka birini bulmalıydım, “hişt hişt” demek, sonra da dedirtmek için. Artık işimi anladınız herhalde. İhtiyacı olanları bulurum hafiye gibi, gizliden peşlerine düşerim, kendim söyleye söyleye onlara da “hişt hişt” demeyi hatırlatırım.

Niye mi? Dünya daha güzel olsun diye.

Evet, ben bir hikâyeciyim.

.

Caner Fidaner

Reklamlar

08/10/2014 - Posted by | Çok kısa öyküler, Öyküler | ,

2 Yorum »

  1. Yine şahane bişey olmuş.. Bi solukluk:-)

    Yorum tarafından Elmas Özbey | 14/10/2014 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: