Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Büyü

lokum

Dolunayın ışığında, uzaktan tek katlı evlerin göründüğü patikada bir saattir yürüyordum. Bir portatif masayla üç katlanır tabureyi sardığım yassı paket koltuğumun altına zar zor sığıyordu. Cebimde sigara paketi, kibrit, bir de içinde o yeşil tozun olduğu torba vardı, elimde ise lokum kutusu. Bir süre boyumu aşan duvarın dibinden gittim, gündüzden sakladığım merdivenin yanına geldim. Merdiveni duvara dayayıp tırmanmaya başladım. Tepeye vardığımda uzaktan ana giriş göründü, baktım kapıdaki bekçi kulübesinde ışık vardı. Görünmeden içeri girmek için en uygun yolu seçtiğime bir kez daha ikna oldum.

Yavaşça duvardan içeri atladım, paketi yine koltuğumun altına aldım; şimdi bir elimde kutu, ötekinde el feneri vardı. Beyaz taşların arasından, daha önce defalarca gide gele ezberlediğim toprak yolda yürüyordum. Üzerinde annemle babamın adlarının yazılı olduğu taşları bulmam hiç zor olmadı. Portatif masayla üç tabureyi açtım, iki taşın arasına yerleştirdim. Torbayı çıkardım, masanın altında kaldığı için dolunayı görmeyen toprağa yeşil tozu yavaş yavaş serptim, aynen tarif edildiği gibi.

Toz işe yaradı. Az sonra annem ve babamla birlikte masanın etrafındaydık. Annemin ilk sözü, “Sana söylemiştim, beni dinlemedin. Sen o kızla evlenmeyecektin.” oldu. Cevap verdim: “Haklıymışsın anne, zaten fazla sürmedi o iş, ayrıldık.” Böyle dediğime kendim de şaşırdım. Çünkü yıllar boyu cevaplarım hiç de böyle uysal olmamıştı. “Lokum da bayatmış biraz.” Annem yine beni duymamış gibi yapıyordu. Babam hemen bir sigara yakmıştı. Bana döndü, “Bırakamadım şu mereti” dedi. Eskiden olsa hemen verip veriştirmeye başlardım, hem sigaraya, hem babama. Ama bu sefer sessiz kaldım. Uzun uzun lafladık. Anladığım kadarıyla pek bir dertleri yoktu. Bir ara gözlerinin içine bakarak babamdan özür diledim, “Sana kötü sözler söylemiştim, hele o tatil günü amcamlarda… Olacak şey değildi, affet.” Babam sırtımı tıpışladı, “Boş ver, ben çoktan unuttum onları.” Annem son lokumu çiğnerken bana gülümsedi, “Üzme kendini, sen hep iyi bir çocuktun.” Başımı yana çevirdim, gözlerimin dolduğunu görmelerini istemiyordum.

Güneş doğana kadar konuştuk. Sabah koltuğumun altında portatif masa ve üç katlanır tabure ile ana kapıdan çıktım. Bekçiye selam verip boş lokum kutusuyla buruşturulmuş sigara paketini kulübenin yanındaki çöp kutusuna attım. Hafiflemiştim. “Büyücüye teşekkür etmeliyim,” diye düşündüm, büyüsü tutmuş, her şey onun söylediği gibi olmuştu.

.

Caner Fidaner

Reklamlar

26/10/2014 - Posted by | Çok kısa öyküler, Öyküler |

10 Yorum »

  1. Gözlerim doldu! Kıskandım… “Ben de yeşil toz isterim” diye içimdeki çocuk tepindi… Facebook’taki eski profil fotoğrafın gözümün önüne geldi. Gülümsedim… Kalemine yüreğine sağlık Arkadaşım! Sevgiyle…

    Yorum tarafından Funda Turper | 26/10/2014 | Cevapla

  2. Çok sağol sevgili Funda, beni ihya ettin. 🙂

    Yorum tarafından canerfidaner | 26/10/2014 | Cevapla

  3. Çok kısa öykünüÜ kısa film izler gibi okudum, çok görseldi , güzeldi. Elinize sağlık.

    Yorum tarafından Dilek Cüce | 26/10/2014 | Cevapla

    • Çok teşekkürler Dilek, beğendiğine sevindim. 🙂

      Yorum tarafından canerfidaner | 26/10/2014 | Cevapla

  4. Yahya Kemal’in ima ettiği gibi biz ölmüş’lerimizle birlikte yaşayan bir milletiz. Bin yıllar öncesinden beri..”Bizim malımız mülkümüz yok” demişti İskit Kağanı. “Ama mezarlarımıza hele bir dokun, o zaman görürsün saldırının karşılığını” Atalarımızın ruhuyla her zaman beraberiz. Gece, gündüz, gün dönümlerinde, ilk ay çıktığında ya da gün batımlarında. Mezarlarımızın yerini bilmesek de bilip de gitmesek de, bozkırda yalnız bir ağaç gördüğümüzde hemen bir yeşil çaput bağlarız gönlümüzden, ya da ıssız yol kenarlarında bir taş görsek, bir taş da biz koyarız üstüne.. Ve başlarız sohbete.. Önyargısız, saygılı, sevgili, samimi, dilekler, pişmanlıklar,ulaşır göklerdeki Tanrıya Ölmüşlerimiz aracılığı ile,şükranlarımız ulaşır, Gök Tanrı’dan bizlere bağışlama ve bereket yağar. Kesilmiş, kırılmış olsak da bu yağmurla köklerimiz, dallarımız birbirine birleşir, güçlenir..Biz ölmüşlerimizle birlikte yaşarız.
    Onun için bu gün atalarımıza da saldırıyorlar..Hem maddi hem kültürel olarak,hem batıdan, hem doğudan hem içimizden.. Bir Rus yazardı galiba, şöyle demişti: “Türklerin kültürü, mezarlık kültürüdür.” Öyledir. Ama korku, zombi, vampir,yeşil toz, toza karışma ve hiç olma kültürü değil. Mezarlık olsun olmasın ,sohbet etmek,lokma yemek , bağlılık,süreklilik, dayanışma kültürü..
    İşte Caner’ciğim, Cancağızım, geçmiş dünde kaldı ama, bugünü “biz”im gibi yaşamak, yazmak lazım..

    Yorum tarafından Bil | 27/10/2014 | Cevapla

  5. İlgin ve açıklamaların için çok teşekkürler sevgili Bil. 🙂
    Her kültürün ölümle ve ölülerle ilgili birçok ritüeli var. Çatalhöyük’te ailenin ölüleri evin tabanına, adeta “divanın altına” gömülürmüş. Meksika’da “Ölüler Günü”nü herkes kendi ölüleriyle geçiriyor. Antik Mısır halkı ise ölülerini mumyalamakla, ölü hükümdarlarına piramitler yapmakla kalmamış, koca gemiler inşa edip piramitlerin önüne gömmüş. Galiba hepsinin ortak yanı, maddi varlıkları ortadan kalkmış olsa da ölülerin anılarıyla aramızda “yaşamaya” devam ettiği gerçeği. Ben “Vatanım ruy-i zemin, milletim nev-i beşer” dediğim için, “biz” sözüyle şu ya da bu kavmi ya da milleti değil, “büyük insanlık”ı anlıyorum ve bu anlamda zaten “biz” gibi yaşıyorum. 🙂
    Bu arada şunu not etmek isterim: Bazı ciddi dilbilimcilerine göre “vampir” sözcüğü Kazan Tatarlarının Türkçesindeki “ubyr” sözcüğünden geliyormuş, Macarca aracılığıyla batı dillerine geçmiş. 🙂

    Yorum tarafından canerfidaner | 27/10/2014 | Cevapla

    • Hahaha… Süpersiniz! Alim ile sohbet etmek lal-ü mercan incidir…

      Yorum tarafından Funda Turper | 27/10/2014 | Cevapla

      • Teveccühünüz efendim. 😉

        Yorum tarafından canerfidaner | 27/10/2014

  6. Daha da geriye gidelim,”her” kültürün ilk ortak kültürü( dil, din, mitoloji ve sanat) ölüm karşısında alınan tavırla oluşmuş. Homo Sapiens, kendi ölümlülüğünün farkına varıp düşünmeye ve daha önemlisi bunu simgesel formlarla ifade etmeye başladığı zaman Homo Sapiens Sapiens (Akıllanan İnsan) olmuş. 50 bin yıl önceleri başlayan bu süreç, Teşiktaş Mağarasına duvar örülerek gömülen çocuğun yanına bırakılan boncuklar, Saymalıtaş’ın 3000 metre yüksekliğindeki kayalarına ruhun Gök Tanrıya ulaşması için çizilen Gökyüzü Atları gibi, bu gerçeğin kanıtları, Çatalhöyükle, Piramitlerle sürüp gelmiş ve senin öyküne dayanmış. Bunlardan süzülüp gelen bir kültür olduğu için Türk kültürü,bunları kabul ederek, hepsini içselleştirerek oluşup, bize “biz” olmayı öğrettiği için Türk kültürü senin hikayende uç vermiş.Sen kendini “bu anlamda biz”e ait hissetmesen de, yazdıkların “biz”e ait. Tıpkı Sümerlerin ölenin ardından, rahipleri, “Mag= Kam”lar tarafından söylenen “Balbale” destanları gibi, Tıpkı Orhun’da ölen kaganların ardından dikilen “Balbal”lar gibi. Tıpkı “kuzey dağlarından gelen barbarlar”olan Hiksos’lardan sonra Gök Tanrıya ulaşmak için,Altaylardaki gibi taş üstüne taş koyarak yaptıkları Kurganlar , Piramitler gibi. Tıpkı Kommagene mezarları gibi, Selçuklu sultan hanımların kümbetleri gibi..Ahh, ah Caner’ciğim, Can’cağızım, benim de senin gibi, bu süzülen tarih ve kültür bal’ımızdan yazılar damıtmam lazım. Bana sürekli “hişt, hişt” diyorsun ama nerde bende o kulak?

    Yorum tarafından Bil | 27/10/2014 | Cevapla

    • Sevgili arkadaşım, maalesef yorumunu yeni gördüm, ancak şimdi cevap verebiliyorum.
      Her şeyden önce beni kendi mensubiyetinin içinde sayma nezaketin için çok teşekkür ediyorum. Senin bu jestin bana, on yıllar önce üniversiteye başladığım gün laboratuvar grupları oluşturulurken, arkadaşıyla birlikte beni kendi grubuna davet eden genç bir kızı hatırlattı. 😉
      Sen bu yorumlar ile yazmaya başladın bile, mutlaka bu süreç ilerleyecektir. Böyle bir gelişmeye vesile olmak beni sevindiriyor. 🙂
      Şunu da ekleyeyim: Başkaları için farklı olabilir ama benim için yazmak “kendi başına” (“per se”) bir faaliyet, bir görüşü kanıtlamak ya da bir bilgi veya bir inancı desteklemek gibi amaçlardan kaçınmaya çalışıyorum, yazdıklarıma ancak böyle egemen olabiliyorum çünkü. Yoksa bir bakıyorum yazı beni takmış bir boyunduruğa, gütmeye başlamış, yazdıklarım kendi istekleri yere gidyorlar, beni de oraya götürüyorlar. 🙂
      Yeni yorumlarını bekliyorum.

      Yorum tarafından canerfidaner | 04/11/2014 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: