Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Bombardıman Bayramı

katirlarMuhabirimiz mahallinden telgrafla bildiriyor – Bombardımanın üçüncü sene-i devriyesi Şehremini idaresi ile Vilayetin müştereken tertip ettiği merasimlerle memleketin bu cennet köşesinde kutlandı. İlk olarak gün doğumunda mezarlıkta toplanıldı. Civar köylerden gelenlerin de iştirak ettiği ahali, bombardımanda terk-i hayat etmiş otuz dört eşhasın mezarlarını ziyaretle güne başladı; davul zurna takımlarının refakatinde çiçekli basma elbiselerini giyinmiş, beşibiryerdelerini takınmış kadınlar, çeketli pantollu erkekler, hep beraber mahalli lehçe ile şen türküler söyleyip halay çektiler. Çocuklar da aralarda dolaşıyorlar, bu heyecana bir ucundan ilâve oluyorlardı.

Mezarların başında Şehremini’nin verdiği nutuk herkesi coşturdu, düğünlerde olduğu gibi havaya doğrultulan tabancalar, tüfekler patlatıldı. Ardından sözü bombardımandan yaralı kurtulmuş vatandaş aldı, sık sık alkışlarla kesilen konuşmasında üç sene evvelki malûm gece başlarından geçenleri tafsilatıyla anlattı. Bilhassa zifiri karanlıkta önce işaret fişeklerinin, sonra patlayan bombaların etrafı an be an nasıl aydınlattığını, takımdaki akraba ve arkadaşlarının ne şekil çığlıklar attığını, bir kısmının helalleşmeye bile vakit bulabildiğini, katırların şaşkınlık içinde sağa sola koşuşturup birer birer devrildiğini, kendisinin de ölü katırların altında kalıp bombaların tesirinden nasıl kurtulduğunu tasvir ederken ahali onu önce pürdikkat dinledi, sonra da naralar ve tempolu alkışlar arasında omuzlara aldı.

Bilâhare şehir meydanına gidildi, hükümet konağının önündeki meydana bir tak kurulmuş, takın tepesine koca bir askeri tayyare maketi yerleştirilmiş, alınlığına “Bombardımanın Üçüncü Sene-i Devriyesi Kutlu ve Mutlu Olsun” ibaresi yazılmıştı. Konağın merdivenlerinin önüne devlet ricalinin oturması için konmuş koltuklar ile arka tarafa sıralanmış sandalyeler yavaş yavaş doldu. Halktan kişiler de ellerindeki küçük bayrakları sallayan çocuklarıyla geldiler, merasimin emniyeti için polislerin işaret ettiği çizgileri geçmeyerek kaldırımlarda yerlerini aldılar. Heyecanla neler olacağını bekleyen vatandaşlar sık sık neş’eli sloganlar atıyorlardı. Nihayet Şehremini ve Vali meydanı teşrif ettiler; küçük bir kız çocuğunun okuduğu, “Askerimiz ne yaman, yaşasın bombardıman!” isimli manzumeyle merasim başladı. Vali sık sık alkışlarla kesilen nutkunda mahalli halkın cesaretini, faziletini, çalışkanlığını methettikten sonra bombardımanın civarın ekonomisine büyük faydalar sağladığını, daha önce ismini kimsenin bilmediği bazı köylerin bile artık bütün memlekette tanındığını, bu vaziyetin fırsata tahvil edilmesi için turizm ve seyrüsefer il müdürüne talimat verdiğini söyleyerek, gelecek turistlerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere bir otel ve bir alışveriş merkezi inşaasına başlandığı müjdeledi. Son olarak askeri kuvvetler kumandanının, bazı nazırların ve başvekilin tebrik telgrafları okundu ve alkışlandı.

Uzun alkışlar diner dinmez resmigeçit başladı. En önde, bombardımanın ardından, parçalanmış vücutlardan geriye kalanları köye taşıyan katırlar geliyordu, o geceyi temsil etmek üzere sırtlarına kanlı battaniyeler serilmişti. Küçük çocukların katırlara binip biraz dolaşmak istedikleri, ancak anababalarının “Rahat dur, yoksa polis amca kızar” diye onları zaptetmeye çalıştıkları müşahade ediliyordu. İkinci sırada ölülerin akrabaları ve arkadaşları yürüyordu, ellerinde merhumların büyük boy resimleri vardı, her bir resmin üzerine isimler ve yaşlar yazılmıştı. Ölülerin pek çoğunun on dört – on beş yaşlarında olduğu anlaşılıyordu. Katırların çektiği bir arabaya konmuş olan kanlı elbise parçaları ile otuz dört çift ayakkabı da hem koltuk ve sandalyelerde oturanların, hem de resmigeçidi kaldırımdan seyredenlerin alâkasına mazhar oldu.

Daha sonra bu kutlu günün şerefine, köşeye yerleştirilmiş aşocağından meydana toplanmış bütün vatandaşlara asker tayını dağıtıldı. Kurufasulye ve pilava iştahla kaşık sallayanlar, bir yandan da “Allah devletimize zeval vermesin” diye dua ediyorlar, anneler çocuklarının ağız kenarlarından sızan yağları mendilleriyle siliyorlardı.

Programa göre öğleden sonra Bombardıman Müzesi hizmete açılacaktı. Bu merasime gelenler müze binasının ikinci katının balkonunda sıralanmış ve gülümseyerek halka el sallayan adamların kimler olduğunu bir süre çözemediler. Fakat bilahare megafonlarla yapılan ilândan anlaşıldı ki bu kişiler bombardımanı yürüten pilotlar, harekâtı sevk ve idare eden kumandan, ilaveten bombardıman emrini veren en büyük sivil amirdir ve hepsi de az önce trenden inmiş, bayramın şeref misafirleri olarak bu balkonda yerlerini almışlardır. Balkon takımı az sonra müzenin kurdelesini hep beraber kesti. Merakla gezilen iki katlı binanın alt katındaki odalarda büyütülmüş fotoğraflar vardı, tahmin edildiğine göre üzerinde kırmızı oklar bulunan arazi haritaları hadisenin oluş biçimini tafsilatıyla anlatmak üzere yerleştirilmişti. Geniş bir salondaki camekanlara ise hadise sırasında öldürülmüş çocuk ve gençlerden kalma bazı hatıra eşyaları konmuştu. Futbol oynayan birinin forması, mektebe giden bir diğerinin defter ve kitapları, bir başkasının tuttuğu futbol takımının renklerini taşıyan kaşkolu, yıpranmış bir kazak, kirli bir pantolon, ve saire. Tabii burada sergilenen eşyanın zavallılığı memleketin bu cennet köşesinin şimdiye kadar nasıl ihmal edildiğine de işaret ediyordu.

Yukarı katta ise bombardımanda vazife almış tayyareler ile subay ve komutanlar hakkında -tabii emniyet mülahazasıyla gizli tutulması icabedenler hariç- muhtelif malûmatın yer aldığı hava fotoğrafları vardı. Her iki katta da camekanların önüne, yere kırmızı bazı çizgiler çekilmişti, ziyaretçilerden sehven bu çizgileri geçenler, üzerlerindeki pırıl pırıl bekçi üniformalarını gururla taşıyan, devletin yeni işe aldığı vatan evlatlarının ikazıyla karşılaşıyorlardı.

Balkonda gördüğüm en üst düzey sivil amiri, ikinci kata çıkan merdivenin başında yakaladım; muhabir olduğumu ve hangi gazetede çalıştığımı söyledikten sonra memleketin bu cennet köşesinin geri kalmışlığı hakkındaki endişemi kendilerine izah ederek hususi bir beyanat istedim. Beyefendi başımı okşadı, “Hakkınız var çocuğum,” dedi, sonra ilâve etti: “Elbette hükümetimiz programında birer birer izah edilmiş iktisadi politika tedbirleri ile, memleketin bu cennet köşesini de refaha kavuşturmak üzere gece gündüz çalışmaktadır. Bir şey daha ekleyeyim, onu da yaz gazetene. Şurada eşyaları sergilenen otuz küsur kişinin, çoluk çocuk da olsalar yani, hepsinin erkek olduğu elbette nazar-ı dikkatinizi celbetmiştir. Hükümetimiz bunu kadın politikamız için bir ikâz olarak ittihaz etmektedir. Bir sonraki muhtemel bombardımanda kızların veyahut kadınların da ihmal edilmemesi için lüzûmlu emirleri verdim. Müsterih olunuz.”

Gece için bir fener alayı tertip edilmişti. Esnaf birlikleri, köy teşkilatları, kaza ve bucakların gençlik ve kadın kolları konvoyda yerlerini almıştı. Fener alayından sonra hükümet meydanından ayrılmayanlar, temsili bir bombardıman harekâtına şahit oldu. Bugünkü merasimlerin en şaşaalısı bu gösteriydi; havai fişeklerin ışıkları altında, gündüzden kurulmuş ses tertibatı kullanılarak bomba hücumu, katırların kaçışmaları, insanların haykırışları pek güzel taklit edildi; seyirciler olayı bizzat yaşıyormuş gibi içlerinde hissettiler. Bu gösterinin sesleri bittiği anda halktan büyük bir alkış koptu, protokolün seyir tribününde oturan ve üç yıl önceki bombardımanı sevk ve idare etmiş kumandan -ki gösterinin bu kısmı da onun mes’uliyetindeydi- ayağa kalkarak herkese selam verdi, böylece ne kadar mütevazı bir kişi olduğunu cümle aleme bir kerre daha göstermiş oldu.

Yarınki nüshamızda Vali Beyefendi ile yaptığımız ve memleketin bu cennet köşesinin inkişafı için ne gibi hamleler planlandığının tafsilatıyla izah edildiği hususi röportajımızı okuyacaksınız.

(Hamiş: Naşir Beyefendi, beni gazetenizde işe alarak bir meslek sahibi olmama önayak olduğunuz için size müteşekkir olduğumu biliyorsunuz, şükranlarımı defaatle arz etmiştim. Fakat acemiliğim de bir hakikattir. Bu sebeple yukarıdaki haberimde gazetecilik mesleğinin prensiplerine uymayan hususlar var ise düzeltmem için beni ikaz etmenizi istirham ediyorum. – Mahalli muhabir)

.

Caner Fidaner

Reklamlar

17/12/2014 - Posted by | Çok kısa öyküler, Öyküler |

4 Yorum »

  1. Müthiş!Bu kadar acı ve saçma bir olay ancak bu kadar güzel anlatılabilir.
    Eline, kalemine sağlık Caner!

    Yorum tarafından Lütfi Değirmencioğlu | 17/12/2014 | Cevapla

  2. Offf içim katıldı! 😦

    Yorum tarafından Funda Turper | 28/12/2014 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: