Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Banktaki Asker

Park-BankTorunumu her gün o çocuk parkına götürürüm, cumaları hariç. Benden başka kimsenin pek rağbet etmediği bir bankım vardır, ona yerleşir, kum havuzunda oynayan, kaydıraktan kayan Abbas’ı gözlerim. Fakat o pazartesi bankımda oturan birini gördüm; üzerinde rengi koyu griye dönmüş, lime lime bir havacı üniforması olan kısacık saçlı, sarışın biri. Bizimle hiç konuşmadı ama parktan ayrılmamıza kadar Abbas’la beni izledi.

Ertesi gün hırpani kıyafetli meçhul askerin aynı yerde oturduğunu gördüm. Yakından bakınca fark ettim, giysileri yer yer yanmıştı, yüzünde, ellerinde de yanık izleri vardı. Elimi uzattım, “Merhaba, ben Abdülkerim.” Tokalaştık, “Adım Peter” dedi. Ayrılana kadar başka bir şey konuşmadık.

Üçüncü gün önce o gülümsedi ve sordu: “Burada rahat mısınız? Yani bu ülkede, bu şehirde?” Başımı salladım, “Evet, şükür, rahatız.” Buraların tersine, bizim oralarda başkalarının özel hayatıyla ilgilenmek normal karşılanır. Ben de anlattım, “Uzaklardanız biz, eski dünyadan. Geçen yıl bu vakitler köyümüz bombalandı, sizin uçaklar yaptı bu işi. Oğlumu, gelinimi, komşularımızın hemen hepsini…” Durdum, Abbas’ı işaret ederek devam ettim, “İkimizin kaderine yaşamak yazılmış. Geldik buralara.” Asker soğukkanlı fakat pişman bir tavırla, “Biliyorum,” dedi, “Onları öldüren benim. Sizin köye saldıran uçak filosunun komutanıydım.” Şaka yapmıyordu. Biraz duraladı, başı yere eğik, alçak sesle konuştu: “Buraya sizden af dilemeye geldim.” Sol ayağıyla tempo tutar gibi pat pat diye yere vurmaya başlamıştı. Kızdım, “Alay mı ediyorsunuz benimle? Madem öyle dinleyin beni…” Ardından son bir yıl içinde Abbas’la birlikte neler çektiğimizi bir bir anlatmaya başladım. Yüzüme kan hücum etmişti, cümlelerimin titrediğini hissediyordum. Bir yandan da başım derde girmesin diye sesimi yükseltmemeye çalışıyordum. Asker yıpranmış postallarına bakarak ve hiç sesini çıkarmadan beni dinliyordu. Abbas yanıma gelene kadar içimi epey boşalttım. Parktan çıkarken hâlâ kendi kendime konuşuyordum, “Affetmek, ha? Kolaydı o kadar.”

Dördüncü gün asker yine bankın bir ucuna ilişmişti. Başı önüne eğikti, bana hiç bakmıyordu. Abbas’ı kaydırağa bıraktım, gelip öteki uca oturdum ve hikâyemizi anlatmaya devam ettim. Sonraki günler park ziyaretlerimiz böyle geçti. Anlatma heyecanım günden güne yatıştı, sonunda bir gün sustum. Galiba rahatlamıştım biraz. Başka kimseye dinletemediğim dertlerimi cevap vermeyen, sözümü kesmeyen birinin üzerine boca etmek iyi gelmişti doğrusu karşımdaki köyümüzün celladı olsa da. Ama affetmek? O biraz zor işte.

Kaçıncı gündü bilmiyorum, sormayı akıl ettim, “Peki sen bu işe nasıl girdin? Daha insanca bir meslek bulamadın mı?” Yüzüme bakmadığı için sorduğuma ne tepki verdiğini anlayamadığım asker, güneyde yaşamanın, silah meraklısı bir babanın oğlu olmanın zorluklarından başladı, çocukluğunun bayraklar ve marşlar içinde geçtiğini, sapanla vurduğu kuşların kafasını zevkle kopardığını filan anlattı. Dediğine göre gençliğinde hep “iyi bir yurtsever” olmak ve babasından hep aferin almak istemişti.

Askerin hikâyesi de birkaç gün sürdü, her seferinde sözlerini “Beni affedin” diyerek ve gözyaşları içinde bitiriyordu. O bombardıman öncesinde de sivilleri vuracağını bilmediğine yemin billah ediyordu. Anlaşılan bizim asker hayatın içinde öyle bir sürüklenmişti ki neyin iyi, neyin kötü olduğunu iş işten geçtikten sonra anlamaya başlamıştı, “Bâ’d-el harab-ül Basra”. İyi ama ne anladım ben böyle af dilemekten? Evet, anababalar, amirler, komutanlar… bizi yönlendirir ama aklı fikri olan bireyler olarak yaptıklarımızdan sorumlu değil miyiz?

Tanışmamızın üzerinden haftalar geçmişti, fakat hâlâ parka her gidişimizde Peter’i aynı bankta, aynı kıyafetle oturur buluyorduk. Hem merhabalaşırken hem de ayrılırken, cevap alamayacağını bile bile, “Beni affettiniz mi?” diye soruyordu. Onu yok saymaya çalışıyordum ama bunu başaramıyordum. Bir gariplik daha başlamıştı, onu her görüşümde kendi hatalarım, pişmanlıklarım aklıma geliyordu.

Ben her gün Abbas’ın çocuklarla oynarkenki neşesini uzaktan izlerken bizim bombacı da bankın öbür ucunda sessizce oturmaya devam ediyordu. Onun bulunduğu tarafa bakmasam bile varlığını hissediyorum. Peter bir gün pat diye konuştu, “Ne kadar şanslısın,” dedi, “Hayatında Abbas var. Böyle bir torunum olsa ona öfkesiz, intikamsız bir hayat sağlayabilmek için elimden geleni yapardım.” Yine cevap vermedim.

O gece rüyamda oğlumu ve gelinimi gördüm. Bombalanan evlerimizin sağlam olduğu zamanlardaydık, kahvaltı ediyorduk. Kahveler de içildikten sonra annesiyle babası kundaktaki Abbas’ı getirip kucağıma verdiler, sonra elele tutuştular, gülümseyerek ve el sallayarak yoldan yürüyüp gittiler.

Ertesi gün yine parka gittik, her zamanki gibi asker de oradaydı. Abbas’ı kum havuzuna bıraktım, banka döndüm. Daha önce böyle bir şey söylemeyi planlamadığım halde oturur oturmaz, “Tamam,” dedim, “Seni affediyorum.” Peter’in yüzü aydınlandı, onu tanıdığımdan beri ilk kez ayağa kalktı, üniformasının yırtık cebinden iyice katlanmış, buruşuk bir gazete çıkardı. Sonra, “Sağ olun. Artık huzur içinde hayatınızdan çıkabilirim. Size allahaısmarladık diyorum. Anlattıklarımın doğruluğundan emin olmanız için de bunu getirmiştim.” dedi ve gazeteyi elime tutuşturdu. Katlanmış sayfayı hemen açtım, başlığın altında neredeyse bir yıl öncesinin tarihi yazılıydı; ön sayfanın sağ üst köşesini ise bizimkinin havacı üniformasıyla çekilmiş kocaman bir fotoğrafı kaplamıştı. Bir şey söylemek için başımı kaldırdım ama etrafımda kimse yoktu. Büyük bir cenaze törenini gösteren fotoğraf ile onun altındaki manşet ancak ondan sonra dikkatimi çekti: “Kahraman havacı Peter Albay sonsuzluğa uğurlandı.”

Caner Fidaner

Reklamlar

17/03/2015 - Posted by | Çok kısa öyküler |

3 Yorum »

  1. Çok güzel Caner Bey. Kaleminize , yüreğinize sağlık

    Yorum tarafından Derya | 17/03/2015 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: