Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Güllü Dîbâ Giydin Amma

GulluDibaDolmuşun arka camında kocaman harfler: Babam sağ olsun!

Aile akşam yemeği sofrasında toplanmış. Baba masanın başında, hemen yanında oturan askerden yeni gelmiş büyük oğluna müstehzi bir gülümsemeyle bakmış, çorba tenceresinin ortaya gelmesini ve kepçenin sırayla bütün tabakları doldurmasını bekledikten sonra vıcır vıcır konuşmakta olan küçük oğlanla kızı bir bakışıyla susturmuş, hafifçe kaykılarak pantolonunun yan cebinden çıkardığı araba anahtarını büyük oğluna uzatıp, “Al bakalım, hayırlı olsun, kazasız belasız kullan inşallah.” demiş, derin bir nefes alarak ellerini çırpan karısının parlayan gözlerini ve neler olup bittiğini tam anlayamamış küçüklerin meraklı bakışlarını üzerinde hissetmiş, oğlunun kendisinden önce anasına sarılmasını normal karşılamış ve tabağındaki pirinç çorbasını kaşıklamaya girişmişti. 

Evet evet, belli ki aynen böyle olmuştu.

Ertesi gün direksiyonun başına geçmiş olan gencin (annesinin fısır fısır kulağına söylediğine uyarak) ilk kazandığı parayla arka cama Babam sağ olsun diye yazdırmasına, hatta son sözcüğün ardına afili bir ünlem işareti oturtturmasına, akşam eve geldiğinde ailenin yemek masasından önce hep beraber o yazının önünde toplanmasına, babanın, yazıyı gördüğünde gözlerinde peydahlanan ıslaklık görülmesin diye başını yana çevirip oğluna (aslında sarılmak istediği halde her nedense öyle yapmayıp) öpsün diye sağ elini uzatmış olmasına şaşmamak gerek.

Fakat hayır, arka cam yazısını gördüğümde bunları değil babamın bana neler bırakmadığını geçirdim zihnimden, bir sürü şey saydım. Zaten kural şudur: Olmayan şeyleri sıraladığınızda, mevcutlardan çok daha uzun bir liste çıkar.

Derken, edebiyatçımız Azize Hanım’ın sesi çınladı kulağımda, “Nereden biliyorsun bu beyti?” “Babam öğretti.” Asıl soru şuydu: “Dîbâ nedir?” Ben el kaldırıp “Süslü ipek kumaş.” demiş ve devam etmiştim: “Nedim’in dediği gibi; Güllü dîbâ giydin amma korkarım âzâr eder / Nazeninim saye-i har-ı gül-i dîbâ seni. Yani şiiri söylediği kişi öyle nazeninmiş ki, şair elbisedeki gül deseninin dikeninin gölgesinden onun rahatsız olabileceğini düşünüyor.” Teneffüste “Siz evde hep böyle şeyler mi konuşursunuz?” diyen sıra arkadaşıma hayretle sormuştum, “Siz konuşmaz mısınız?”

İnsan gençken bütün anababaların kendisininkiler gibi olduğunu düşünüyor. Babasından dayak yiyen çocuklar, her babanın dayak attığını ama kimsenin bunu anlatmadığını sanıyor. Biraz büyüyüp arkadaşların, akrabaların evlerini gördükçe, öteki anababaları gözledikçe anlıyoruz ki, dıştan benzer görünseler de her ailede olup bitenler farklıdır.

‘Mutlu aileler hep birbirine benzer; mutsuz ailelerin ise her birinin kendine göre bir mutsuzluğu vardır.’ denmiştir. Belki de mutluluklar da birbirinden farklı oluyor da, biz huzurlu bir ortamın nedenlerini sorgulamıyoruz; ancak ortada bir tatsızlık varsa işi kurcalıyoruz, özgün nedenleri bulmaya çalışıyoruz.

BabamSagOlsunBenim de, her babanın Ziya Paşa’yı, Sabahattin Ali’yi, Andre Maurois’yı, Panait Istrati’yi bilmeyebileceğini öğrenmem epey vakit aldı. Hele halının üzerine uzanıp kocaman yapraklarını teker teker çevirip incelediğim, sarı, eprimiş sayfalarındaki şiirleri, öyküleri keyif alarak okuduğum Varlık dergisi ciltlerinin pek az evde bulunduğunu fark ettiğimde yıllar geçmişti. Buna karşın, geç de olsa babamın kıymetini anlamış olmama şükrediyorum. Hiç yoktan iyidir, değil mi?

‘babam sağ olsun’ yazılı sarı plaketi çalışma odamdaki kitaplığın bir köşesine asmayı akıl ettiğimde yaşım ilerlemişti, hatta dede olmuştum. Babamın ölümünün üzerinden yıllar geçmişti, tam olarak yirmi dokuz yıl. Bu yüzden babamla birlikte o yazının önünde durup birbirimize sarılmamız mümkün olmadı. Olsun. Zaten artık güllü dîbâ giyen de kalmadı. Neyse ki babaların çocuklara öğreteceği şeyler bitmiyor. Lâf aramızda, babaların çocuklardan öğrendiği şeyler de artıyor günden güne.

.

Caner Fidaner

Reklamlar

25/03/2015 - Posted by | Deneme |

4 Yorum »

  1. Güzel bir yazı Caner.

    Yorum tarafından Güneş | 30/06/2015 | Cevapla

  2. Ben de bu satırlarda rahmetli Nuran Hanım’ı hatırladım.

    Yorum tarafından Güneş | 30/06/2015 | Cevapla

    • Evet, lisedeki hocalarımız bize ne büyük katkılarda bulunmuş meğer. 🙂

      Yorum tarafından canerfidaner | 30/06/2015 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: