Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Suhulet Kitap Evi

keriman-h-1932Kitaplarla dolu kocaman vitrininin bir kenarına “Yazardan Okura Tek Nüsha” yazılı bir kâğıt iliştirilmişti. Aradığım adresi kolayca bulmuştum, dükkânı zaten çocukluğumdan hatırlıyordum. Tabelasında “Suhulet Kitap Evi” yazan kapıdan girdim, kendimi küçük bir kırtasiye dükkânında buldum. Telefonda tanıştığımız Sadık Bey karşıladı beni, orta boylu, ak saçlı, gözleri parlayan bir beyefendi. Beni dipteki merdivene götürdü. Oradan geniş bodruma, yani kitap katına indik.

“Rafların düzeni,” dedim, “babamla geldiğimiz günlerden beri pek değişmemiş. Ama bakıyorum, içlerinde artık matbaada basılmış kitaplar değil de dosyalar, defterler var.” Sadık Bey beni onayladı, “Evet, işte onları hep size telefonda sözünü ettiğim proje ile topladık.” Etrafa şöyle bir baktım, sonra köşedeki küçük masanın başına oturduk. Duvardaki çerçeve dikkatimi çekti. Siyah beyaz filmler dönemini hatırlatan bir fotoğraftı bu, beyaz elbiseli güzel bir kadının resmi, altında “Keriman H. (1932)” yazıyor. Sadık Bey, “Bu resmi hatırlayabilirsiniz,” dedi, “Dükkanımızda değişmeyen şeylerden biri o.”

Sonra devam etti anlatmaya. “Elektronik kitapların hızla yayılmasının karşısına, basılmamış, tek nüsha eserlerle çıkıyoruz. Düşünün, okur, ‘bu roman sadece bende var!’ diyecek. Baskı aşamasına varamadıkları için yazarların çekmecelerinde, yayıncıların masalarında, edebiyat dergilerinin yazıhanelerinde birikmiş dosyalar arasından eğitimli ekibimizin seçtiği ürünleri meraklı okurlara satıyoruz.”

Dikkatle dinliyordum. Sadık Bey derin bir nefes aldı, “İlginizi çekti değil mi? Okuyucunun sadece kendisinde bulunacak kitaplar, hikâyeler istemesi bence çok yerinde bir talep.” Fikir aklıma yatmıştı. “Yıllar önce kız arkadaşıma özel bir hediye vermek istemiştim. Ona bir öykü yazdım. Sonra o öykünün tek kopyasının bulunduğu sayfaları kopardım, imzalayıp kendisine verdim. Karşılığında okkalı bir öpücük almıştım.”

Sadık Bey güldü, “Biz fiyatlandırmayı başka türlü yapıyoruz.” Ardından mekanizmayı anlattı, “Edebiyatsever gençleri işe alıp eğittik. Yayınevleriyle de anlaştık, elemanlarımız onlara gelmiş ama basılmamış başvurular arasından seçtikleri ürünleri bize getiriyorlar. Projemiz fena yürümüyor, zaman içinde daha da tutacaktır. Eh, çayınız bittiğine göre siz şimdi bir süre rafları gözden geçirin, ben de sizi çağırmama sebep olan sürprizi getireyim.”

Raflardaki dosyalardan bazılarını şöyle bir karıştırıp ilk sayfalara baktım. Arada elle ya da daktiloyla yazılmışlar da vardı ama raflarda daha çok bilgisayar çıktıları vardı.

Sadık Bey getirdiği kutudan çıkan metinlerden birini ayırdı. Köşesinden zımbalanmış, üzerinde daktilo yazısı görünen sarı kağıtları bana uzatırken bu sürprizin nasıl bulunduğunu dinledim. “Birkaç hafta önce bir arkadaşımız Yaşar Nabi’nin adına gönderilmiş postaları elden geçirirken bulduğu öykü ilgimizi çekti. Dergide çıkmamış, fakat bence yayımlanması gereken bir öykü bu. Bir hastane idarecisinin, atılacak eşyaların arasında bulduğu eski bir defterden söz ediyor. Sizi çağırdım, çünkü onu okumak hoşunuza gidecek. Bakın, en üst sayfadaki mektup elle yazılmış, altta babanızın adı ve imzası var.”

Vay canına! Babamın Varlık dergisine, yayınlarına ve Yaşar Nabi’ye olan muhabbetini biliyordum ama dergiye öykü yolladığından bana hiç söz etmemişti. Kalbim çarpmaya başladı. Ellerim titreyerek sayfaları gözden geçirdim. Sonra, “Bunu almak için bir ödeme yapmam gerekiyor mu?” dedim. Sadık Bey güldü, “Aslında fiyat skalamıza göre bu el yazması on on beş yeni kitap parası eder ama öykünün telif hakkı süresi henüz bitmiş değil, varis olarak telif talep etme hakkınız var. En iyisi ben size bu tek nüsha öyküyü hediye edeyim, siz de bana kendi öykü kitabınızdan birkaç tane verin, yeni çıkanlar bölümümüze koyayım.” Kolayca anlaşmıştık.

Babamın yaş günü belli değildi ama ölüm gününe birkaç hafta kalmıştı. Sabrettim, çok merak ettiğim halde sürprizi okuma işini erteledim. Babamı ölüm gününde, “Tebeşir Mavisi”ni okuyarak andım. Sonra da öyküsünü yeni kitabıma koymaya karar verdim.

Şimdi bu öykü babamın bana bir hediyesi mi olmuştu, yoksa ürününü değerlendirerek ben mi ona bir hediye vermiştim?

.

Caner Fidaner

Reklamlar

01/08/2015 - Posted by | Çok kısa öyküler |

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: