Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Benim Görünmez Kentlerim

sehir-1

.

Caner Fidaner

.

Başlangıçta, “Durak mıdır aslolan, yolculuk mu?” diye bir soru’nun varlığından bile haberdar değildi. Bir seferinde mola yerini öylesine beğendi ki, “Amacım kendime en uygun durağı bulmak olmalı.” diye düşündü.

.

Kent ve koku

Yolcu herhangi bir dağın yüksek bir tepesine çıkıp uzaklara dikkatlice baktığında, zihni yeterince keskin ise Bûrise’nin siluetini seçebilecek ve yan yana duran minare ile çan kulesini kısa sürede birbirinden ayırdedebilecektir. Sıkılmadan gözlemeye devam ederse büyük bir kapının alınlığındaki Davut’un yıldızı ile onun karşı köşesine dikilmiş Artemis heykelinin kuleli tacı da görünür hale gelecektir.

Şehre gitmek isteyen kişi bir kayanın üzerine oturup siluete dikkatlice bakmaya devam etmelidir, kokuları tek tek hissedene kadar: Çörekotu, nane, defne, tarçın, zencefil, limon… Ondan sonra kar ve buz taşıyan katırcıların peşine takılıp çam ormanlarının içindeki patikalardan aşağıya doğru yürümeye başlayabilir.
Bûrise’de doğup büyümüş olan kişi hangi kokuyu takip edeceğini bildiği için şehre kolayca girecek ve istediği sokağı bulacaktır. Yabancılar ise yedi taçkapıdan birinin dışında durup beklemek zorundadır. Şehir, kapılarını yabancılara yılda sadece bir gün açar, ancak bunun hangi gün olacağı önceden bilinmez.

Bûrise’de doğan çocuklar, hiç kopmadan incelerek görünmez olan iplikçiklerle şehre ve birbirlerine bağlanırlar. Bunların büyük çoğunluğu ölene dek şehirden ayrılmaz. Ancak aralarından bazıları seçilir ve on beşinci yaş günlerinde belediye binasının bodrum katına götürülür, şehir bunların her birinin etrafını ince iplikçiklerle sarar ve hepsini farklı bir kokuyla uyutur. Aylar sonra uyandıklarında her biri kendisini bambaşka bir şehirde bulacaktır. Bu çocuklar o günden sonra farkında olmadan tek bir amaç için yaşarlar: İşe yarayacak herhangi bir sırrı öğrenip şehirlerine götürmek.

Bûrise çocuklarından öğrendiği sırlar sayesinde sürekli olarak kendisini değiştirmeyi ve her gün başka bir yere göçmeyi, hatta aynı anda birden fazla yerde olabilmeyi öğrenmiştir.

.

Kent ve tanrılar

Anaguirya geniş bir gölün yanında kuruludur. Gökyüzüne mükemmel bir görüntüsü yansıdığı için uzaktan bakıldığında bulutlara yerleşmiş gibi algılanır. Bu şehrin halkı günlerini yeryüzünde geçirdikleri halde komşu halklardan göksel bir saygı görürler. Anaguiryalılar bu saygıyı hak etmiştir, çünkü bütün düşmüş tanrı ve tanrıçalara kapıları açıktır. Bir tanrı veya tanrıça cemaatini kaybettiği zaman sonsuz hayatının geri kalanını geçirmek için Anaguirya’da kendilerine ayrılmış iki mahalleden birincisindeki iki ya da üç katlı, bahçeli evlerden birine yerleşir. Artık muktedir olmadığı gerçeğiyle yüzleşene kadar orada yaşar. Sonra ikinci mahalledeki mütevazı dairelerden birine taşınır ve şehir halkının arasına karışır; herkesin kullandığı cadde ve sokaklarda yürür, pazar yerlerinden alışveriş eder, otobüslere, dolmuşlara biner. Şehir halkı eski tanrı ve tanrıçaları tek kulaklarında taşıdıkları kartal kanadı küpelerden tanır.

Anaguirya’ya gelenler şehrin girişinde, üzerinde küçüklü büyüklü taşlar dikilmiş geniş yeşillik alanı mezarlık zannederler. Halbuki oradaki her bir taş, gücü kalmadığında kendisini kabul etmiş olan şehre, tanrı ya da tanrıçalardan biri tarafından adanmış bir şükran anıtıdır.

.

Kent ve deniz

Zamirniya’nın bir bölümü karaya, bir bölümü denize kurulmuştur. Bu kentte yaşayanlar bir mahalleden ötekine geçer gibi kara ile deniz arasında rahatça gidip gelirler. Yabancı tüccarların daha kolay alışveriş edebilmeleri için kara tarafında kurulmuş olan pazar yerleri nem ve yosun kokar. Deniz hayvanlarının, su bitkilerinin sergilendiği tezgâhlar yolcular için hem davet edicidir, hem de ürkütücü. Zamirniyalıların çoğu evini suyun altına yapmıştır ve bahçelerindeki kümeslerde envai çeşit balık, midye, cimcim, ıstakoz, yengeç beslerler. Kara tarafındaki lokantalar konuklarına deniz bamyası, su patlıcanı, dalgalı biber, yosun dolması gibi başka kentlerde bulunmayan lezzetler sunar.

On yılda bir kapı kapı dolaşılarak doldurulan nüfus defterlerine bakılırsa kentte yaşayan ailelerin üçte ikisinin bireyleri arasında en az bir deniz kızı vardır. Yabancılar bu deniz kızlarını uzun saçlarının arasına serpiştirilmiş parıltılı yıldızlardan ayırdederler ve bir gün onlardan biriyle evlenip bu kente yerleşmenin düşünü kurarlar.

Kent kitaplığındaki tarih kayıtları Zamirniya’nın beş kez sular altında kaldığını, iki şiddetli deprem ve bir büyük yangın geçirdiğini yazar. Neyse ki kent bu felâketlerin her birinden sonra daha görkemli olarak yeniden ayağa kalkmıştır.

.

Yolcu bir durakta babasının gençliği ile tanıştığında o ana kadar gördüğü bütün mola yerlerinin doğduğu kente benzediğini fark etti ve güncesine “Özgün bir yaşam birbirinden farklı yolculuklardan ibaret.” diye yazdı. O günden beri kendisi için yaratılmış yola bir gün erişeceğine iman etmiş olarak arayışına devam ediyor.

Belki bir gün bir yerde kendi çocukluğu ile karşılaşacak ve “Meğer yol ile durak aynı şeymiş, benim verdiğim isimlermiş onları birbirinden ayıran.” diyecek.

………………………………………………..

Meraklısına Not: Bu yazı altZine dergisinin “Şehir ve Şebeke” temalı Sonbahar 2015 sayısında yayımlanmıştır. E-dergiyi buradan indirebilirsiniz.

Reklamlar

07/10/2015 - Posted by | Çok kısa öyküler | , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: