Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Bir Ayı Hikâyesi

AgacVeAyiSon sınıfların edebiyatçısı Seçil Ovacık lacivert döpiyesiyle sabahın ilk dersine girdiğinde tahtada şu satırları okudu:

in idi min idi ama evim idi!

ayı idi uyu idi ama erim idi!

Seçil Hoca tel çerçeveli gözlüğünü düzeltti, sarı topuzundaki kahverengi tokaya şöyle bir elledi ve yazıda bir iki değişiklik yaptı:

İn idi, min idi ama evim idi,

Ayı idi, uyu idi ama erim idi.

Sonra sınıfa döndü, kollarını göğsünde kavuşturup ciddi bakışlarla sıraları süzdü. Ufak bir tereddüdün ardından başını geriye doğru attı, arka sıraları görmek ister gibi yaylanarak, “Pekâlâ,” dedi, “Ödev konunuzu seçmiş oldunuz. Bu sözle ilgili bir kompozisyon istiyorum sizlerden. Uzun ya da kısa olabilir. Öykü, deneme, şiir, hepsi kabulüm, yeter ki konuyla ilgili olsun. Büyüklerinize bu sözlerin hikâyesini sorabilirsiniz. Üç hafta süreniz var.”

.

Muazzez Öztürkün yazdığı:

Bu tekerlemeden insanların ellerindeki ile kifâyet etmelerinin ne kadar mühim olduğunu öğreniyoruz. İmkânlarımız kısıtlı olabilir ama elimizde ne varsa onunla yetinmeliyiz. Çünkü bizim için yazılmış olan neyse başımıza o gelir.

Bir kadın kocasının kim olacağını önceden bilemez. Kaderinde kim varsa onunla evlenecektir. Mesela bir genç kız düşünelim; ufak tefek, kibar, çiçekli basma elbiseler giyen, alçak sesle konuşan, kendi çocuklarını hep sevecek biris. Ailesi onu iri yarı, daima birkaç günlük sakalla gezen, kaba saba, küfürbaz bir erkekle evlendirebilir. Adam karısının ve liseli kızının istediği hiçbir şeyi almıyor, onları hiç dinlemiyor olabilir. Hatta bazı geceler sallanarak ve ağzı rakı kokarak gelebilir. Sonra da yemek kötü diye veya şunu dedin bunu demedin gibi bahanelerle karısına küfürler edebilir. O sırada bebek korkup ağlamaya başlayabilir. Bunun üzerine baba iyice kızabilir ve anneye birkaç tokat atabilir. Ardından divana devrilip arkasını dönerek horlaya horlaya uyumaya başlayabilir. Sırtı dönük yatarken kat kat olmuş ensesi ve buruşuk, kahverengi gömleği iğrenç görünüyor olabilir. O sırada anne bebeğini kucağına alıp yemek masasının bir köşesinde ödevini yapmakta olan kızının yanına gelebilir ve bir kolunda bebek varken öteki koluyla kızına sarılıp ağlayabilir. Böyle bir durumda kız ne yapmalıdır? Bence, “Bizim gözümüze ayı gibi görünse de o senin kocan, benim babam. Bunu değiştiremeyiz. Ne yapalım, kaderimiz buymuş.” gibi sözlerle annesini teselli etmelidir.

.

Selma Semercioğlu’nun yazdığı:

Bir köyde ince uzun, endamlı, sarı saçları beline kadar uzanan sevimli bir genç kız varmış. Köyde yaşadıkları için liseye gitmiyormuş, evde annesine yardım ediyormuş. Evlenme çağına geldiğinde kızın çok isteyeni olmuş ama o kimseleri beğenmemiş, hiçbir talibine evet dememiş. Babası da kızını çok sevdiği için ona “İlle de evleneceksin” diye ısrar etmemiş.

Kız her sabah testisine su doldurmak için arkadaşlarıyla köyün dışındaki çeşmeye gidermiş. Bir de kızı beğenen bir ayı varmış, kızın tek başına geleceği zamanı bekleyerek her gün çeşmeye yakın bir ağacın arkasına saklanırmış. Bir gün kız yataktan geç kalkmış, arkadaşlarına yetişememiş, çeşmeye yalnız başına gitmiş. Testisini doldurmuş, tam eve dönecekken ayı saklandığı ağacın arkasından çıkmış, gelip kızı kaçırmış.

Köylüler kızı aramışlar aramışlar, bulamamışlar. Fakat çeşmenin civarındaki izlerden onu bir ayının kaçırdığını anlamışlar. Bunun üzerine etraftaki mağaraları, inleri filan dolaşmışlar ama oralarda da kızdan bir iz yokmuş. Çünkü ayı çok akıllıymış ve onları bulamasınlar diye derenin kenarına çalı çırpıdan bir kulübe yapmışmış önceden, kızı oraya götürmüş. Ayı ile kız o kulübede yaşamaya başlamışlar.

Kız önceleri çok korkmuş ve sık sık kaçıp köyüne gitmeyi düşünmüş. Fakat her seferinde “Ya yolu bulamazsam? Ya ayı beni yakalar da kaçtığım için cezalandırırsa?” gibi düşüncelerle korkmuş, vazgeçmiş. Yine de ara ara “Ah anacım, ah babacım, sizleri özledim.” diyerek ağlarmış. O böyle dedikçe ayı karısının üzüldüğünü anlar, bal ve armut getirip önüne koyarmış. Kız zaten zayıfmış, bu yüzden şişmanlamaktan korkmaz ve o balları, meyvaları iştahla yermiş.

Ayı ona çok iyi davrandığından kız bir zaman sonra kaçma fikrinden vazgeçmiş. Bunlar bayağı karı koca olmuşlar. Ertesi yıl kız ayıya iki tane yavru doğurmuş (ikiz), onlara Topalak ile Yumalak adlarını koymuşlar. Ayı ile kız bütün gün yavrularıyla oynarlarmış.

Köyde ise kızın çocukluğunu bilen ve onu her zaman beğenmiş olan delikanlılardan biri kasabadaki Avcılık Sanat Okulu’nda okumuş, askerliğini de yapmış ve sırım gibi bir avcı olarak köye geri dönmüş. Bizim sarışın kız hâlâ aklındaymış, onu ve ayıyı aramaya başlamış.

Genç avcı, okulunda öğrendiği yöntemleri uygulayarak kızın yaşadığı kulübeyi bulmuş. Hem ayıyı hem de yavruları öldürüp kızı köye getirmiş, telli duvaklı gelin edip onunla evlenmiş. Fakat kız ikinci kocasının evinde dilsiz olmuş. Avcı başlangıçta bu duruma aldırmamış, bir zaman sonra da alışmış. Kız hiç konuşmaz, kendisine bir şey söyleyenlerin yüzüne melûl melûl bakarmış. Yalnızca dolunaylı gecelerde bahçelerindeki büyük zeytin ağacının altına oturup şöyle bir türkü söylermiş:

Çalı idi, çırpı idi, evim idi ya,

Ayı idi, mayı idi, erim idi ya.

Vaaaaaay tombul Topalak’ım,

Uuuuuuy yumul Yumalak’ım.

Kocası da öyle gecelerde kızın yanına gelir, önüne bir tas bal koyar, kızın o balı parmaklayıp parmaklayıp yemesini seyreder, içinden de düşünürmüş, “Ben bu kıza iyilik mi ettim, kötülük mü?” diye.

.

Sabri Karakoçak’ın yazdığı:

Seninle

Telden yaptım bisikletimi,

elimden tutarsan eğer

seninle binmek için.

Bir gemim var kâğıttan,

yanımda sen, demir alıp

beğendiğin limanda inmek için.

Plastikten uçağım,

yan yana oturup koltuğunda

Cennet adamıza konmak için.

Bir ev çattım çalıdan çırpıdan,

saraya döndürelim

ikimizin elleriyle.

Bir hayat istiyorum,

dans ederek yaşayalım

seninle beraber, diye.

.

Toprak Zeytincigil’in yazdığı:

İnsanlar olarak çok eskiden beri dünyaya egemen olduğumuzu kabul etmişiz. Gerçekten de şehirler kurmuşuz, uygarlıklar yaratmışız. Buluşlar yapmışız, bilimi geliştirmişiz. Böylelikle her kuşağın bir öncekinden daha iyi yaşadığını düşünmüşüz. Ama bir yandan da doğadan uzaklaşmışız. Domateslerimiz parfüm kokmaya, üzümlerimizin kabukları naylondanmış gibi görünmeye başlamış, ekmeklerimiz saman tadında olmuş. Her şey doğadan kopmuş, gerçeğinden uzaklaşmış. İnsanlar betondan şehirlere hapsolmuşlar; dağlar, denizler, ormanlar olmadan yaşayabileceklerini sanmışlar. Ne yazık ki bu yanlış düşünce yüzünden insanlar yıldan yıla daha mutsuz olmuş.

Neden?

Çünkü birçok kişi bu gezegenin tek sahibinin insanoğlu olduğunu düşünüyor. Oysa durum böyle değil. Daha insan ortaya çıkmadan önce yeryüzünde hayvanlar vardı, hayvanlardan önce de bitkiler dünyaya yayılmışlardı.

Bu yüzden insanoğlunun büyüklenmemesi, alçakgönüllü olması ve dünyayı hem hayvanlarla hem de bitkilerle paylaşması gerekiyor. Evet, evlerimizde, bahçelerimizde, sokaklarımızda kediler, köpekler besliyoruz. Yani hayvanlarla mekânlarımızı paylaşıyoruz. Sanırım bunun tersini de yapabiliriz, yani hayvanların yaşadıkları yerleri onlarla paylaşabiliriz. Örneğin bir ayının ininde bir süre kalarak onunla arkadaşlık edebiliriz. Bu deneyim, bir ayının hangi şartlarda yaşadığını anlamamız için iyi bir fırsat olacaktır. Bir maymun ailesinin ağacında biz de birkaç gün kalabiliriz. Böylece maymunlarla el sıkışırız ve kendimizi onlara tanıtmış oluruz.

Doğaya geri dönmenin, doğayla yeniden bir arada olmanın çok çeşitli yolları vardır. Bu yolları geliştirmek, yeni kuşakların daha mutlu olmasını sağlayacaktır.

.

Frida İşbilir’in annesinden gelen mektup:

Seçil Hocanım,

Kızımın edebiyat defterinde kendisini kaçıran ayı ile evlenmiş bir kadının mutlu olduğunu ima eden bir şiir gördüm ve öğrencilerinize bu şiir ile ilgili ödev verdiğinizi öğrendim.

Cinsiyet ayrımcılığı yapan ve kadınları aşağılayan böyle bir şiiri dersinizde işlemenizi protesto ediyorum. Bir ayı tarafından kaçırılmış hiçbir kadın bu durumu kabullenip mutlu olmaz, olamaz. Lütfen kadınlara saygılı olun ve çocuklarımızın kafasını böyle hurafelerle doldurmayın.

Fazilet Yanık

Not: Bu mektup okul yönetimine de gönderilmiştir.

.

Okul müdüründen gelen resmi yazı:

(GİZLİDİR)

Seçil Ovacık, Edebiyat öğretmeni

Konu: Şikayet hk.

6 Ed. A sınıfı öğrencilerinden Frida İşbilir’in annesi ve velisi ressam Fazilet Yanık Hanımefendi’den gelen ekli şikayet mektubundan, öğrencilere müfredat dışı şiir okuttuğunuz ve bu şiirle alâkalı ödev verdiğiniz anlaşılmış olup Liselerde Müferadatın Uygulanması Yönetmeliği’nin 47. maddesine göre uyarı cezası gerektiren bu davranışınız hakkında Milli Eğitim Disiplin Yönetmeliği’nin 153’üncü maddesinin a şıkkı dördüncü bendine istinaden soruşturma açılmıştır.

Yedi gün içinde yazılı savunmanızı vermeniz gerekmektedir.

Bilginizi ve gereğini rica ederim.

Şerafettin Tamboy

Okul Müdürü

.

Haftalık “Güzelyurt Life” dergisinin beş yıl sonraki, 10 Mayıs tarihli sayısından bir haber:

 Kalemler Fora: Beldemizde Yazarlık Kursu Başlıyor 

Bir yıldır “Mağara” isimli aylık edebiyat dergisini çıkaran Güzelyurt Belediyesi, şimdi de “Yaratıcı Yazarlık Kursu” açıyor. Belediyemizin Kültür İşleri Danışmanı Seçil Ovacık, bu olumlu girişim hakkında bize şunları söyledi: 

“Amacımız, başta gençler olmak üzere her yaştan Güzelyurtluların kalemi ellerine almaları, yazmanın zevkine varmaları. Bu kursta bir yandan güzel yazılar yazmanın inceliklerine, bir yandan da iyi bir okur olmaya dair dersler olacak. Öğretmenimiz Güzelyurtlu hemşehrimiz, ödüllü yazar Abide Semercioğlu. Kendisini yalnızca güzel öykülerin sahibi olarak değil, öğretmenlik günlerimden de şahsen tanırım. Sağ olsun bizi kırmadı ve gönüllü hocalığı kabul etti.

Kursumuz cumartesileri altışar saat olarak planlandı; 12 Haziran’da başlayacak ve beş hafta devam edecek. Başvuruları 28 Mayıs Cuma gününe kadar alacağız ama kursiyer sayısı on iki ile sınırlı, bu yüzden ilgilenenler bir an önce başvursa iyi olur. Hayal gücünü geliştirmek, gündelik hayatını daha keyifli hale getirmek isteyen komşularımızı bekliyoruz.”

.

Caner Fidaner

Reklamlar

10/12/2015 - Posted by | Öyküler, Uncategorized |

2 Yorum »

  1. sevgili Caner Fidaner,
    bu öyküyle geçmişe gittim. bunu Refii Cevat Ulunay yanılmıyorsam milliyet gazetesinde bir makalesinde yayınlamış, dedem de orada okumuş.. bize de okutmuştu… sanırım köyde ormanda ayı ile yaşamış bir genç kız haberi vardı. onun üzerine yayınlanmıştı..1960 lı yıllar olmalı..
    sanki dedem bize ev ve yuva sevgisi vermeye çalışıyordu.. çok heyecanlanmıştı bu makaleyel..
    not,
    sanki öykü gerçeklikle harmanlanınca çok daha güzel oluyor..

    geçen gün bilimkurgu kısa hikaye kitabı önerinizi de sevgiyle okudum..aklımdan ben de kısa hikayeler yazmaya çalıştım..
    teşekkürler,

    Yorum tarafından Cemile Özçam Yalabık | 17/12/2015 | Cevapla

    • Ben teşekkür ediyorum ilgine sevgili Cemile… 🙂

      Yorum tarafından canerfidaner | 17/12/2015 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: